13 Kasım 2015 Cuma

                  


Teselli ne işe yarar?                             
Psikiyatris ve gazeteci Tim Lawrence acı çeken kişiye nasıl yardım edebiliriz konusuyla ilgili bir makale yazmıştır.  Benim de kafamı uzun zaman kurcalayan bir meseleye değindiğinden makale ilgimi çekti ve sizinle Tim Lawrence ‘in ve kendi düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Acı çeken arkadaşımızı, tanıdığımızı biz nasıl teselli ediyoruz? Ona ne söylemek gerekiyor?
Makalede Tim Lawrence bir meslektaşının hastayla çalışmasından konuşuyor. Kadın korkunç kaza geçirmiş, ayakları tutmuyor ve acı çekiyor. Psikiyatris kadına diyor ki, bu kaza onun hayatında pozitif değişimlere yol açmıştır. Ve hayatta hiç bir şey tesadüf değildir. ‘’ Bu banal düşüncenin doktorlar tarafından kullanılmasına şaşırıyorum. Bu tür sözler insanı derinden incitiyor. Meslektaşım demek istemiş ki, bu olay kadının ruhsal gelişimine hizmet ediyor. Bu kadar saçmalık olamaz! Kaza kadının hayatını mahvetmiş, tüm arzularını gömmüş – olan budur ve ben kazanın iyi bir şey olduğunu kabul etmiyorum.’’
Önemlisi – bu tür yaklaşım bizim bir belaya maruz kaldığımızda o belanı çekmekten, yani yaşamaktan alıkoyuyor. Başa gelen çekilir- bu atasözü acıyla baş etmenin önemli ipucunu veriyor. Çünkü hayatta bazı şeyleri değiştiremeyiz, onları sadece yaşayıp hafifletebiliriz, atlatabiliriz.
Biz bir tek yakınlarımızı kaybettiğimizde acı çekmiyoruz. Bizi sevgilimiz terk ettiğine, hayallerimiz suya düştüğünde, ciddi hastalığa maruz kaldığımızda acı çekeriz. Bizi perişan eden olayları değiştiremeyiz, bizim onları kabul edip yaşamaktan başka çaremiz yoktur.
Acı çektiğinizde birisi size ‘’ hiçbir şey tesadüf değildir, güçlü olman lazım, her şeyde var bir hayır’’ gibisinden tavsiyelerde bulunsa onu hayatınızdan silin gitsin.
Acı çeken kişinin en az ihtiyaç duyduğu şey akıl ve tavsiyedir. Peki, ne yapmak doğrudur?
Tim Lawrence diyor ki,  dertli birisine sadece bunu söyleyin ve hissettirin:
Acı çektiğini biliyorum. Ben buradayım, yanındayım.
Tim Lawrence ‘in düşüncelerini bir noktada kabul ediyorum. Gerçekten yakınlarını kaybetmiş, kaza sonucu hayatı param parça olmuş birisine :’’ Hiçbir şey hayatta tesadüf değildir. Burada derslerimizi yaşıyoruz. Bu imtihandır…’’ gibi cümleler kurmak ona hakaret etmek demektir ve hiçbir işe yaramaz.  Acı çeken birisine felsefe anlatmak, ruhsal gelişimden konuşmak bana göre de çok saçmalık.
Ama bir hakikat vardır. Çektiğimiz acılar gerçekten bizim ruhumuzun gelişimine hizmet ederler. Ve de Dünya gerçekten bir okuldur ve biz burada derslerimizi alıyoruz. Dersler bize bir şeyleri anlamaya, araştırmaya, istikameti değiştirmeye sevk ederler. Veya etmezler. Bu kişisel olaydır ve kişinin karmasına, geçmiş hayatlarına, ilişkilerine, seçimlerine bağlıdır. Bu durumda doktorun ve çevresinin yapacağı tek şey vardır- onun yanında olmak ve anlamak.  



9 Ekim 2015 Cuma

                           

                                               LAKŞMİ                                


                             















  Lakşmi güzellik ve bolluk tanrıçası sayılır. Onun asıl amacı bizim mutluluğumuzdur. Lakşmi zenginliğin insana uzun ömürlü mutluluk vermeyeceğini biliyor. İnsan yaptığı işi, mesleği gerçekten sevmelidir ki tam olarak yaptığının karşılığını alsın, kendine ve çevresine hayır  ve sevinç versin. Lakşmi evlerimize sevinç ve mutluluk getiriyor. Bu güzellik tanrıçası dünyada zenginliğin en çelişkili ve zor deneyim olduğuna işaret ediyor.O, ruhsallıkla bolluk bereketin ilişkisini bize anlatıyor. Kendilerini ruhsal gelişime adamış insanlar, üstatlar çoğu zaman para konusunda çekingen oluyorlar, paranın önemli olmadığını düşünüyorlar. Aynı zamanda paranın verdiği özgürlüğü ve fırsatları da özlüyorlar. Şifacılar ve üstatlar para aldıkları zaman içsel çelişki yaşıyorlar ama başka işler yapmayıp kendilerini kişisel gelişime tam olarak adamayı da çok isterler. Bu konuda Lakşmi bize aynen bunu iletmeye çalışıyor: Siz Dünyada hak ettiğinizi düşündüğünüz tüm nimetler zaten sizindir. Ne zaman ki sakinleşip bu gerçeği anlarsınız ve her şeyin en iyisi sizin için düşünüldüğünü kabul edersiniz o zaman tüm kısıtlamalar kendiliğinden kaybolup giderler.
Lakşmi yuvanıza güzellik, mutluluk, bolluk-bereket getirir, alanınızı  arındırır.O samimi ve temiz kalpleri sever. Ondan bir şey istediğinizde içtenlikle istemelisiniz ve isteğiniz olmuş gibi teşekkür etmelisiniz.
Bilin ki, gerçekleşmiş arzunuz sizin şuan hissettiğiniz sevginin ve minnettarlığın maddeleşmesidir.
Ne kadar sevgi verirsiniz o kadar karşılığını  alırsınız.
16 Ekim- 15 Kasım Arası Bolluğun kozmik kapıları sizin için açılıyor. Bu fırsattı iyi değerlendirmek için Lakşmi mantrasını her gün en az 108 defa okuyun. Yani bir keresinde 108 defa tekrarlamanız gerekir. En iyisi günde 7 kez bunu yapmaktır. Bu zaman içinde 20000 defa mantrayı okuyan onun gücünü elde etmiş olur. Böyle bir amacınız yoksa zamanınız uygun olduğu kadar okuyun, sadece düzenli olarak her gün bunu yapmanız gerekir. Her şekilde Lakşmi size yardımcı olacaktır ve güzel sonuçlar elde edeceksiniz. Okuyacağınız mantra :

OM ŞRİM HRİM ŞRİM KAMALE KAMALALEYİ PRASİDE PRASİDE
OM ŞRİM HRİM ŞRİM MAHALAKŞMİMYE NAMAH

İyi telaffuz etmek için mantaryı You Tube' tan dinleyebilirsiniz. Bol şanslar!
                                     


23 Şubat 2015 Pazartesi





   Gerçekliği değiştiren

              anahtar

          







Kuantum Fiziği bizim dünyaya bakış açımızı tamamen değiştirdi.
Düşünce maddeyi kontrol ediyor. Biz bilincimizin gücüyle gerçekliği değiştire biliyoruz. Mesela, kuantum fiziğine göre biz düşüncemizle gençleşme surecini etkiliyoruz.
Peki, neden bu mucizevi gözüken şeylerin mümkün olduğunu bilim bize söylüyor?
Kuantum fiziğinin bakış açısına göre Gerçeklik saf potansiyellerin kaynağıdır, bedenimizin, bilincimizin ve tüm Evrenin oluştuğu hammaddenin kaynağıdır.
Genel enerji ve bilgi alanı değişim ve dönüşüm içindedir her an yeni bir hale gelebiliyor.
XX yüzyılda fizikçiler parçacıklar ve fotonlarla gerçekleştirilen deneyimler surecinde bir veriyle karşılaştılar. Deneyimi izleme olayı onun sonucunu etkiliyordu.  Bizim dikkatimiz izlediğimiz nesneyi etkiliyor gerçeği artık klasik sayılır bir deneyimin sonucunda ispatlandı. Her seferinde bilim adamlarını şaşırtan deneyim birçok laboratuvarda dünyanın farklı yerlerinde gerçekleştirilmiştir ve hep aynı sonuç alınmıştır.
Deneyim için bir ışık kaynağı ve iki delikli ekran hazırlanıyordu. Işık kaynağı olarak özel hazırlanmış makine kullanılıyordu. Bu makine anlık impuls şeklinde fotonlar ekrana doğru fırlatıyor. Deneyimi müşahide altında yapılıyordu. Ekran deliklerinden geçen fotonlar fotoğraf kâğıdında iki dikey çizgi şeklinde belirleniyorlardı. Deneyimin otomatikman, insan müdahalesi olmadan yapıldığında fotoğraf kâğıdında resim değişiyordu, yani başka bir sonuç çıkıyordu ortaya. Deneyimi gerçekleştiren araştırmacı makinayı başlattığından sonra odadan çıkıp 20 dakika sonra geri döndüğünde fotoğraf kâğıdında birçok dikey çizgilerin oluştuğunu görüyordu. Bunlar aynı ışınlamanın yansımasıydı ama resim farklıydı. Fotoğraf kâğıdındaki resim dalganın yansıması gibi gözüküyordu, ekran deliğinden geçen ışık dalgasının yansıması. Işık hem dalga hem de parçacık şeklinde yansıyor.
Dalgalar basit bir izlenim sonucu parçacıklara dönüşüyorlardı. Deneyim izlenmediği zaman foto kâğıdında dalga şeklinde resim ortaya çıkıyordu. İzlendiği vakit yansıma nokta şeklinde oluyordu. Bu fiziksel fenomen ‘’İzlenenin efekti’’ adını taşıyor.
Aynı sonuç başka parçacıklarla da deneyimlendi. Çok sayılı laboratuvar deneyimleri tek bir sonucu ortaya koydular: kuantum boyutunda madde insan dikkatine tepki veriyor. Bu bilim adamlarını şaşırtan sonuç Fizik biliminde önemli yenilikti.
Günümüzün Fiziğinde madde boşluktan doğuyor. Bu boşluğa kuantum alanı, sıfır alan veya matris deniliyor. Boşluğun içinde maddeleşmeye uygun olan enerji barınmaktadır. Madde yoğunlaşmış enerjiden oluşuyor.
Sıfır alan veya Boşluk  XX yüzyılın temel keşfi sayılır.
Atomda sert parçalar bulunmuyor. Nesnelerin temelini atomlar oluşturuyor. Peki, neden nesneler sert oluyorlar? Taştan dikilmiş duvardan parmağımız geçemiyor. Bu farklı titreşimlerle ve elektrik akımıyla ilgili olaydır. Her atom çeşidinin farklı titreşimi vardır. Bundan dolayı maddelerin de farklı özellikleri var. Bedenin atom titreşimlerini değiştire bilseydik parmağımız duvardan geçe bilirdi. Ama duvarın atomları ve bedenin atomları farklı titreşimlere sahipler, bundan dolayı parmak duvara direniyor.
Her türlü etkileşim için titreşim frekansları önemlidirler. Mesela bir fenerin ışığı duvarın ötesine geçmez, ama mobil telefonun dalgaları geçer. Siz bu satırları okurken bile sizin vücudunuzdan radyo dalgaları, telefon ışınlamaları, elektrik eşyaların ışınlamaları, kozmik ışınlamalar, radyasyon geçiyor. Siz bunun farkında değilsiniz, siz tekçe ışığı göre biliyorsunuz ve sesi duyarsınız. Sizin bedeninizin rezonansı ile bu akımların rezonansı farklıdır. Rezonans aynı olduğunda siz tepki verirsiniz.
Evrende her şey rezonans ilkesine bağlıdır.
Dünya enerjiden ve bilgiden oluşuyor. Einstein dünyanın kuruluşu üzerine kafa yorduğundan sonra bunu söylemiştir: Evrende tek gerçek olan- Boşluktur. Nasıl dalgalar okyanustan oluşuyor, maddenin farklı tezahürleri de –organizmalar, yıldızlar, gezeğenler, galaksiler –hepsi bu Boşluk alandan doğuyor.
Bir soru çıkıyor ortaya: Nasıl Boşluktan madde doğuyor? Hangi güç maddenin hareketini denetliyor?
Bilim adamlarının araştırmaları bu soruya cevap verdi. Kuantum Fiziğinin ‘’babası’’ sayılan Maks Plank Nobel ödülünü alırken bunları söyledi: Evrende her şeyi bir güç yaratıyor ve tutuyor. Tahmin etmeliyiz ki, bu gücün arkasında bilinçli zihin vardır ve bu zihin tüm maddenin Matrisidir.
Düşünce maddeyi denetliyor.
Her şey Boşluktan doğuyor. Her şey hareket halindedir. Nesneler illüzyondur. Madde enerjiden oluşuyor. Her şey düşünceyle yaratılıyor.
Kuantum fiziğinin bu keşifleri yeni bir şey değildi. Bu bilgiler kadim zamanlardan  bilge kişiler tarafından biliniyordu. Birçok mistik öğretilerde sır gibi saklanan ve tek uygulananlara açıklanan bilgilerde nesne ve düşünce arasında farkın olmadığı söyleniyordu.
Dünyada her şey enerjiyle doludur.
Evren düşünceye tepki veriyor.
Enerji dikkati takip ediyor.
Dikkatini yöneldiğin şey değişmeye başlıyor.
Bu düşüncelere kadim öğretilerde, Hristiyanlıkta, Hinduizm’de, Sufi geleneğinde farklı anlatımlarla rastlamak mümkündür.
Mistik öğretilerde ima edilmiş ve Kuantum Fiziği tarafından ispatlanmış bilgiler günümüzde Gerçekliği değiştirmekte kullanılan yeni teknolojilerin anahtarlarıdır.


27 Kasım 2014 Perşembe

+ Soyumuzun önemi

                                                        
                                                                      



                                                                                                           Soyumuzun önemi 


Biz bu dünyaya neden geldik?  Yaşam amacımız ne? Bu sorulara cevap bulduğumuzda tüm problemlerin ortadan kalkacağını düşünürüz. Evet, yaşam amacımızı bildiğimizde ve onu gerçekleştirme yolunu bulduğumuzda tüm engellerin, zorlukların kaybolup gideceğini sanıyoruz.  Gerçekte böyle mi?
Biz buradaki hayatımızı temiz sayfayla başlamıyoruz. Geçmiş yaşamların deneyimleri, bilgisi, kayıtları bizimle yeniden doğdu. Biz onları bu hayata taşıdık. Ama siz yeniden doğuşa, yani reenkarnasyona inanmaya bilirsiniz. Bu durumda yine hayatınızın temiz sayfa olduğunu söyleyemezsiniz.
Dünyaca ünlü psikiyatrist ve filozof Karl Yung belirtmiş ki, insan ruhunun derinliklerinde tüm insanlık tarihinin kayıtları yer alır ve insanın kişiliğinin babadan, anneden miras almış özelliklerinin dışında uzak akrabalarının, soyunun özellikleri mevcuttur.
Bizim bu dünyada bulunmamızın tek amacı vardır. Her seferinde buraya gelişimizde tek bir amaç için geliriz.
Bizim varoluşumuzun amacı ruhumuzu besleyip geliştirmektir.
 Biz ruhsal varlıklarız, Yaratıcının özelliklerini az da olsa taşıyoruz. O bizi “kendi suretinde” yaratmış ve ruhundan üflemiştir. Allah’ı tüm canlı varlıklardan ayrı kılan esas şey nedir? O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O gerekli bulduğu her şeyi anında var ediyor, O kendi sonsuz potansiyelini sonsuza kadar kullanabiliyor.
İnsanında kısıtlı da olsa tanrısal potansiyeli vardır. Ve dünyaya her gelişinde bu potansiyeli uyandırmaya çalışıyor. Yaşam amacımız bu potansiyeli uyandırmak, başka değişle ruhumuzu geliştirmektir.
Amaç tek olsa da ona giden yollar farklıdır. Nasıl kendi yolumuzu buluruz?
Gezeğenimizde insan dışında çeşitli canlı organizmalar yaşıyor. Bir tohumu uygun olmayan toprağa ekersiniz ondan bitki çıkmaz, çıksa da zayıf ve sağlıksız olur. Balığı kıyıya çıkarsanız, tavşanı ise suya yerleştirseniz- ikisi de ölür. Çünkü her birisinin yaşam amacı farklıdır. Aynı şekilde insan ruhu doğması ve büyümesi için gerekli koşullar vardır- onun Soyu. Ruh kendi soyunda doğuyor! Soy insanın karşısına görevler çıkarıyor ve gereken bilgiyi, gücü ve fırsatları sunuyor. Göksel soyumuz bizim ruhumuzu buraya getiriyor, yersel soyumuz ise ruhumuza görevini yerine getirmek için vücut ve koşullar veriyor.
Maalesef günümüzün insanı kendi soyuyla bağlantıdan kopmuş durumdadır.
Fakirlik, yalnızlık duygusu, amaçsız yaşam ve hastalıklar insanın soyuyla bağının yitirmesi sonucunda ortaya çıkan sorunların bir kısmıdır.
Kendi soyumuzla bağlantı kurmak çok önemlidir. Etrafınıza bakın, kaç aileyi sağlam ve mutlu görürsünüz? Sağlıklı aile birkaç kuşağın bir arada yaşadığı ailedir.
Sağlam ailede sağlam çocuklar doğar. Sağlam aile maddi sorunlar yaşamaz.
Çoğumuz ulu dedelerimiz ve ninelerimiz hakkında bilgi sahibi değiliz. Onlar hakkında bilgi alabileceğimiz kişiler de yoktur. Ne yapmalı?
Bilinçaltında söylediğimiz gibi bu bilgiler saklanıyor ve biz bir şekilde Soyumuzla ilişki kurabiliriz. Meditasyon ve enerji çalışmalarının yardımıyla biz Soyumuzla bağlantımızı canlandırabiliriz. Soyumuza zarar veren karmik programları bulup yok edebiliriz.  Soyumuzun güçlü özelliklerini, profesyonel becerileri, yetenekleri ve karakter özellikleri kullanabiliriz. Hangi olumlu özellikler Soyumuzun hayatta kalmasına neden olmuştur? Bu özellikleri kendimizde bulmamız lazım.
Soyumuzun enerjisiyle bağlantı kurduğumuzda biz ailemizin ve çocuklarımızın (doğmamış çocukların bile), torunlarımızın hayatını olumlu şekilde etkileriz.
Soy ağacı kavramı boş anlayış değildir.
Her bir bireyin ağacın yaprağı olduğunu düşünün. Yapraklar değişir, ağaç hep yerindedir ve aynıdır. Ama ağaç yapraksız yaşaya bilir mi? Bilim adamlarının söylediğine göre her yaprağın her hücresi genetik anlamda ağacın tüm bilgilerini taşır. Bir hücrede genetik değişimler yapıldığında bu değişim tüm ağacı etkiler.
Durum böyleyse bir insan kendi soyunun parçası olarak bilgisi ve niyetiyle kendi soyunu iyileştire bilir.
Her birimize mutlu ve başarılı olmaya, yakınlarımıza ve sevdiklerimize yardım etmeye şans verilmiştir. Her birimize hayat amacımızı yerine getirmek için şans verilmiştir.






22 Kasım 2014 Cumartesi

+ Bilinçli rüyalar

                                             







      Bilinçli rüyalar


                                                                                 

Bilinçli rüya ( Lucid Dreaming) bilincin değişik halidir: İnsan bu halde rüya gördüğünü bilir ve bir şekilde rüyanın içeriliğini değiştiriyor. Lucid Dreaming terimini ilk kez Hollanda psikiyatrisi ve yazarı Frederek Van Eden (1860-1932) tarafından kullanmıştır.
Bilinçli rüya bilimsel araştırmaların konusu olmuştur ve onun gerçekliği Japon bilim adamları tarafından ispatlanmıştır. Bilinçli rüya sıradan uykuda kişinin rüya gördüğünün farkında olmasıyla başlıyor veya uyanık halde tam uykuya dalmadan da gerçekleşebiliyor.
Bilinçli rüyayı denemek isteyen kişi bu soruyla karşılaşıyor: Ben rüya gördüğümü nasıl anlarım? Bu soruya cevap vermek zordur ama mümkündür.
Stiven Laberj rüya gördüğünüzü veya uyanık olduğunuzu anlamak için bazı yöntemler sunmuştur:
Bir yazıyı iki kez okumayı deneyin. Rüyada bu yazı değişecektir.
Saate bakın.
Bilgi içeren bir şeye odaklanın: Bilgi değişecektir.
Önceki anı kafanızda yenilemeye çalışın: rüya dayken bunu yapmanız imkansızdır.
Odada bulunduğunuzda ışığı kapatmaya veya açmaya çalışın. Rüyada elektrik düğmesi çalışmayacaktır veya ışık açılsa bile oda karanlık kalacaktır.
Ellerinize bakın: rüyada onlar değişmeye başlar.
Kendinize aynada bakın: Yüzünüz değişmeye başlar.
Tanıdık ve akrabaların görünüşü de dikkat etseniz değişecektir.
Burada genel bir izlenim vardır. Rüyada dikkatle baktığınız, odaklandığınız her neyse değişken olacaktır, garip şekilde değişmeye başlayacaktır.
 Rüyada sebep sonuç ilişkileri çalışmıyor. Bir şey yanlış gidiyorsa rüyada olduğunuzu düşüneceksiniz.
Bilinçsiz rüyalarda uzak mesafeler anında katlediliyor. Mesela bir arabaya bindiğinizde yolu görmeyebilirsiniz ve anında istediğiniz yere ulaşırsınız.
Eğer siz bir başka şehre iş gezisi için geldiyseniz ve akşam otele dönmek istediğinizde oteli ve şehri bile hatırlamakta zorlanıyorsunuz, demek ki siz rüya görüyorsunuz. Rüyada uçabilirsiniz. Tüm mesele odur ki, siz garip bir eminlikle bunları gerçekte yaşadığınıza inanıyorsunuz.
Peki, bilinçli rüyalar neye yarar? Neden bu rüyalar metafizik çalışmalarının ilgi odağı olmuştur? Denilene göre bilinçli rüya aracılığıyla gerçek hayatımızı etkileye biliriz. İlk bakışta bu fikri garipseyebiliriz, ama biraz mantık yürütsek belki kabulleniriz.
Rüyalar bazı zaman sembolik anlam taşırlar, bize geleceğe dair ipuçları veriyorlar, bulunduğumuz durumu anlamamızı sağlayabiliyorlar. Demek ki rüyalar sadece zihnimizin oyunları ve boş fantezileri değiller. Yoksa rüya tabirleri denilen kavram bile ortaya çıkmazdı. Rüyaların çoğu bizim yaşantımızla, problemlerimizle bağlantı içindeler. O halde biz bu bağlantıyı kendi lehimize kullanabiliriz. Biz negatif rüyayı pozitife çevirip hayatımızı olumlu şekilde etkileyebiliriz. Senaryoyu değiştirdiğimizde negatif olayları engelleyebiliriz.
Evet, rüyada bir şeyleri değiştire fırsatımız vardır. Bunun için irademizi ve niyetimizi kullanmak gerekiyor.
.Bilinçli rüyada kötü senaryoyu değiştirip mutlu senaryo üretirsiniz. İstediğiniz şeyi rüyada gerçekleştirdiğinizde gerçek hayatta onun olacağının olasılığı artıyor. Bu işlem imajinasyon çalışmasına benzer ama daha etkili olduğu düşünülüyor.





12 Kasım 2014 Çarşamba

+ CARLOS CASTANEDA'NIN DERSLERİ


                                                             
 
     CARLOS CASTANEDA'NIN
          
                   DERSLERİ
 
 
 
 
       Bir tek yola odaklanmanın anlamı yoktur, hala bu yol yüreğinizce değilse.

Fazla açıklama yapmanıza gerek yoktur. Her açıklamanın  arkasında aslında özür vardır. Sen neden bir şeyi yapamadığını açıkladığında kendi yetmezliğinden dolayı özür diliyorsun.

Hayattan istediğini almak için insanın değişimi öğrenmesi lazım. Maalesef insan zor değişiyor ve bu değişim çok yavaş gerçekleşiyor.

Bazıları değişime yıllarını harcarlar. Burada asıl zorluk gerçekten değişimi istemektedir.

Ben kimseye kızmıyorum. Benim bu tepkiyi göstermem için yapılacak bir şey yoktur. İnsanların davranışları önemli olduğunda kızabilirsin. Ben önemli bir şeyle karşılaşmadığım çok oldu.

Senin bilmen gerekir ki yol sadece yoldur. Eğer gittiğin yol senin olmadığını düşünürsen hemen o yolu terk etmen lazım.

Başkasının alışık gerçekliğini anlamak için kendi gerçekliğinizin dışına çıkmayı başarmalısınız.

Senin olan alışık dünya tablosundan kurtulmak kolay değildir, bu alışkanlığı güçle zorlayacaksın.

Rüyada olduğun gibi hareket et. Cesur ol ve mazeret arama.

Çoğu insanın en büyük engeli iç diyalogudur. İç diyalog her şeyin anahtarıdır. Bu diyalogu durdurmayı başardığınızda her şey mümkün oluyor. En akıl almaz projelerin gerçekleşmesi mümkün oluyor.

İnsanlar  istedikleri zaman hayatlarından bir şeyleri çıkarabileceklerinin farkında değiller. Herhangi bir zaman. Anında.

Bizim sahip olduğumuz en iyi hocamız ölümdür.  Her seferinde hayatın kötü gittiğini hissettiğinde, bunu sıkça hepimiz yaşarız, tam iflasın eşiğine geldiğinizde sola dönüp Ölümüne sor, gerçekten hey şey bu kadara mı kötü. Ölüm durumun böyle olmadığını söyleyecektir: Benim sana dokunuşumum dışında önemli hiçbir şey yoktu. Sana  Ölümün bunu söyleyecektir:  Ben sana henüz dokunmadım.

Her insan kendi yolunda yürüyor. Ama tüm yolların  varacağı yer hiçliktir. Demek ki önemli olan  yoldur, onunla nasıl gidiliyor... Yürüdüğün  yolda  kendini mutlu hissediyorsun, demek ki bu yol senindir. Kendini kötü hissettiğin halde yoldan çık, ne kadar ileri gittiğinin önemi yoktur. Bu doğru karar olacaktır.

Tüm dikkatimiz ve enerjimizi içimizdeki aptallığı yenmeye harcarız. Bu çok önemlidir, geri kalan  o kadar önemli değildir.  Neye odaklanmamız kilit noktamızdır. Biz kendimiz mutsuz olmayı seçeriz veya güçlü olmayı. Her iki yönde yapacağımız işin  hacmi aynıdır.

Savaşçı olma sanatı insan olmanın vahşeti ve  insan olmanın mucizesi arasında denge kurmaktan geçer.

 
Bilgin insan olmak için savaşçı olmak gerekiyor, kaprisli çocuk değil. Geri çekilmeden, teslim olmadan, şikayet etmeden savaşmak- ta ki görene kadar. Bunların hepsini de sadece dünyada hiçbir şeyin önemi olmadığını bilmek için yaparız.

 

9 Kasım 2014 Pazar

+ Bilmemiz gereken hakikatler


                                                             
 
 
 
 
  Bilmemiz gereken hakikatler

Hayatın akışını belirleyen  görünmez hakikatler vardır. Bu gerçekler ruhsal öğretilerde bize ima edilmiştir, bilge insanlar ve Öğretmenler tarafından aktarılmıştır. Bunların birazcık farkında olsak mutlu olmayı da başarırız. Size bu hakikatlerin kısa özetini veriyorum ki, düşünesiniz.

1.     Biz Dünyaya öğrenmek için geldik, her gün yeni bir ders alıyoruz.

2.     Evrenin sevimlisi olmuyor. O, kimseye torpil yapmıyor.

3.     Bizim hayatımız düşüncelerimizin aynasıdır. Biz kendi gerçekliğimizi kendimiz yaratıyoruz.

4.     Biz eşyalara, insanlara, paraya aşırı bağlandığımızda onları kaybederiz.

5.     Biz nefret ettiğimiz ve korktuğumuz şeyleri hayatımıza çekeriz.

6.     Kalbinizin sesini dinleyin, kalbinizin  götürdüğü yere gidin.


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
7.     Hiçbir zaman Allah gökten inip size : Bu günden itibaren mutlu olmana izin veriyorum-demeyecektir.

8.     Hayatla savaştığınızda bilin ki,  hayat kazanacaktır.

9.     İnsanları sevmek ne demektir? Sadece onları oldukları gibi kabul etmektir.

10. Bizim amacımız dünyayı değiştirmek değildir, kendimizi değiştirmektir.

11.   Başkalarını suçlamaktan vaaz geçin; Onlar kendi yollarıyla gidiyorlar, kendi derslerini alıyorlar.

12.   Bilin ki madalyonun iki tarafı vardır, bugün sizin arabanız çalındıysa, belki yarın  yapacağınız kazadan kurtulmuşsunuz.

13.  Burada ve şimdi yaşamayı öğrenin: geçmiş yok olmuştur, gelecek de hala gelmemiştir.

14.  Sevdiğiniz insanı sahiplenmeye çalışmayın. Bilin ki, kimse sizin değildir, sahip olduğunuzu sandığınız şeyler de sizin değildir, çünkü tek sahip O’dur.

1.  Hayat tiyatroya benzer. Bir oyunda rol aldığınızı düşünün. Kendinizi role kaptırmayın. Bazı zaman sahneden inip oyunu dışarıdan izlemekte fayda vardır.