1 Şubat 2020 Cumartesi

KOZMOENERJİ SİSTEMİNDE ENERJİ MERKEZLERİNİN DENGELENMESİ


KOSMOENERJİ SİSTEMİNDE ENERJİ MERKEZLERİNİN DENGELENMESİ

 
Enerji merkezlerinin-çakraların- dengelenmesi birinci çakradan yukarı 1-5 kadar yapılır. 6-7 çakralarla çalışılmıyor! İlk başta enerji merkezinin belli bir titreşimde çalışması gerektiğini bilmemiz lazım. Çakra yavaş çalışıyorsa, titreşimi aşağı çekilmişse, onun titreşimini yükseltmek gerekiyor. Ve tam tersi, çok hızlı çalışan çakrayı yavaşlatmamız gerekiyor, çünkü bu iki durum da psikolojik ve fizyolojik hastalıklara neden oluyor.
Çakraların dengeleme işlevi  birinci enerji merkezi Mulathara’dan başlıyor. Sağ elimizi ön tarafa, sol elimizi aynı hizada arka tarafta tutuyoruz. Sağ el her zaman ön tarafta, sol el arkada oluyor. Açtığığınız enerjiler iki elinizin arasına enerji akımı yaratıyor. Yapabildiğiniz kadar yakın temas gerekiyor. 4 –cü çakrada elin pozisyonu değişiyor, sağ el dikey, sol el ise yatay tutuluyor.
Yukarıdan aşağı doğru çakra dengelenmesi Altın piramit kanalının yardımıyla master ve magistır tarafından yapıla bilir.
Enerji merkezleri Firast, Zefs, Farun –Buda kanallarıyla çalıştırılıyorlar. Buraya isteye bağlı Şaon kanalını da ilave ede bilirsiniz.
Kosmoenerjide çakraların dengelenmesi altın balon sistemiyle yapılıyor. Altın balon sistemi 4 basamaktan oluşuyor.
Omurganın yanında bir balon düşünün ve bu balona Firast, Zefs , Farun –B. enerjilerini, adlarını tekrarlayarak, ellerinizin vasıtasıyla yükleyin.
İkinci pozisyon, siz Firast, Zefs, Farun –Buda söyleyerek devam ediyorsunuz. Birinci pozisyondan ikinciye geçit bir anda gerçekleşiyor, kafanızın içinde bir titreşim, ses, gıcırtı hissedersiniz.  Balon aniden sim siyah oluyor, balonun dış kenarlarında ise altın ışık parlıyor. Bir nevi güneş tutulması şekline benziyor. Balonun siyah renkle kaplanması doğru yolda çalıştığınızın işaretidir. Firast, Zefs, Farun –Buda söyleyerek devam ediyoruz.
Üçüncü pozisyon- yine kafanızda bir tepki hissedesiniz ve siyah renk ve altın ışık yok oluyor, yerine siyah lekelerle altın balon geliyor. Normal çalışmada bu pozisyonda elleriniz çok ısınır. Çalışmaya devam ediyoruz.
Dördüncü pozisyon- siyah lekeler yok oldu, altın renginde yanar döner balon oluyor( sanki altın kaynıyor).  Balon sakinleşiyor, üzerinde çok hafif dalgalar var, balon aynı zamanda hareket ediyor, dönüyor. Balona çalıştığınız çakranın rengini hafiften yükleye bilirsiniz. Bu şekilde enerji merkezi ideal durumda , dengelenmiş sayılıyor.
Trekuta (6 çakra) ve Lotos( 7 çakra)  ile enerjileri, enerji merkezlerini, auranı doğrudan gören kozmoenerji uzmanı, master ve magistır çalışa bilir.
Çalıştığınızda birinci pozisyonu imajine ettiğiniz zaman peşinden o biri pozisyonlar kendiliğinden oluşacaklar. Ellerinizin maksimum ısınması 3 pozisyona geçidi işaret ediyor.
Sizlere anlattığım bu altın balon sistemi klasik Vladimir Petrov ‘un okulunda kullanılıyor. Kozmik enerji sisteminin yaratıcısı V.Petrov seminerlerinde çakra dengelenmesini aynen size aktardığım şekilde anlatıyor.


31 Ocak 2020 Cuma

KOZMİK ENERJİLER: ŞİVA KANALI.

Şiva kanalı hafızayı, bilime ve sanata ilgiyi güçlendiriyor. Üçüncü gözü açıyor.
Aynı zamanda Şiva kanalı her türlü büyü ve negatif etkilerden arındırma özelliği taşıyor.
Ruhsal gelişimi, içsel görüşü geliştiriyor. Bilinci ve bilinçaltını negatif kayıtlardan, blokajlardan arındırıyor. Pozitif düşünceyi programlıyor.
Bu kanal öğrencilere eğitimde ve sınavlarda başarılı omak için kullanılıyor. Şiva kanalı genelde tek açılıyor. İyi bir sonuç almak için önce FİRAST+ŞAON, veya MAMA+1MACİK enerjileriyle arınma yapmakta fayda var. Sonraki seanlarda tek Şiva'yı açıp kişinin kafasına veya kafasının biraz üzerinde konsantre oluyoruz. Kanal beynin potansiyelini, işlevini güçlendiriyor. Bu kanalı seans zamanı ve seanstan sonra kişinin üzerinde tutmak gereklidir. Bir öğrenciye sınav öncesi (20-30 dakika) Şiva'yı açtığınızda sınavı başarılı olur, öğrenci unuttuklarını anımsar.
Şiva negatf programları kaldırır, karmayı iyileştiriyor,iradeyi güçlendiriyor, başladığınız işi sonuçlandırmakta , doğru kararı almakta yardımcı oluyor. Kişiliği dengeliyor. Şiva bizim bilincimizle, kişiliğimizle çalışıyor.

KOZMİK ENERJİLER. PERUN KANALI

PERUN  üst düzey magistr blokunun kanalıdır. Gök ateşi kanalıdır. Bu kanalın adı Slavyan mitolojisinde ateş ve yıldırım tanrısı sayılan Perunla bağlıdır.Varlıkları yakıyor, alanı arındırıyor.
Astral seyahetlerde koruma amaçlı ve negatif enerjilerle mücadlede kullanılıyor.
Perun düşünce şekliyle açılıyor. Çalıştığımız kişiyi yüksek ateş duvarının merkezine  alıyoruz. Kanal düşünce şekli devam ettiği süreçte çalışıyor.
Kanal ağır hastalarda ve varlıklardan arınmada kullanılıyor. Başka kanalların yapamadığı güçlü varlıklardan arınmayı Perun yapıyor.
Solunum sisteminin hastalıklarını tedavi ediyor, kanser dahil, bronşit, pnevmoni, soğuk algınlığını tedavi ediyor. Kendimizle çalştığımızda kanalı üzerimize açıyoruz. Perun kanalına uyumlanmadan varlıklarla çalışma tehlikeli olabilir.
Perun Glaihle birlikte çok güzel uyum sağlıyor. Mekanı ve insanı varlıklardan arındırmada bu iki kanalı birlikte çalışa bilirsiniz.





KOZMİK ENERJİLER. KANAL GLAİH.
 Magistr blokunun en güçlü kanallarından biridir. Koruyucu ve yok edicidir. Yeni yetenekleri yüze çıkarıyor. Enerji potansiyelini yükseltiyor.
FİRAST, MAMA, 1MECİK, ASS, ULGEN, GLAİH  yeryüzünde ve Kozmosda tüm varlıkları yok ediyorlar.
Kanal Glaih güçlü üst düzey varlıkları yok ediyor. Aynı zamanda kişiyi bu varlıklardan koruyor.
unutulmuş ve değişime uğramış fantomları temizliyor. 
Kanal GLAİH evi, yaşam alanlarını çok güzel arındırıyor. Ev arınmasında Perun kanalıyla birlikte çalışıyor.

KOZMİK ENERJİLER. KANAL ASS

Kanal ASS kosmoenerjide üst düzey magistr blokuna aid kanaldır. Kara büyüye karşı, büyücülere karşı kullanılıyor.Genelde bu kanal astral çıkışlarda koruma amaçlı, kara büyücülere karşı kullanılıyor.Size zarar vermek isteyen objeye açılıyor.
Gezegen boyutunda ise, bulunduğumuz  dünyada, kendi üzerimize ve karşı tarafa açıyoruz.
Kanal ASS negatif etkilere karşı, koruma amaçlı kullanılıyor. ASS size zarar vermek isteen kişinin, büyücünün gücünü alıyor. Seansta ve seans dışında açılıyor.
Kanal ASS tekçe enerji saldırılarına karşı değil, tüm agresif saldırılara karşı sizi koruyor.
ASS paronormal özellikleri geliştiriyor. Hataları görmeye, durumu iyi yönde değiştirmeye yardımcı .Aileiçi ilişkileri, akraba ilişkilerini arındırıyor.Kalbi sıkıştıran kötü anıları siliyor." Kavga -dövüş"ten sonra dengeliyor. İnsanın alanını temizliyor, çatışmalara, krizlere son veriyor.
Kanal ASS tüm organizmanı ve özellikle kalbi şifalandırıyor.
UYARI: KOZMİK KANALLARI ONLARA İNİSİYE OLAN KİŞİLER KULLANA BİLYOR.


BİRİNCİ MECİK KANALI
Mecik blokunun ilk ve önemli kanalıdır. Tüm negatif etkilerden arınmak için kullanılıyor: her türlü büyü, nazar, beddua, yalnızlık

mührü, aşk büyüleri ve s. Varlıkları uzaklaştırıyor, büyüleri büyücüye geri gönderiyor, stres ve depresyondan  arındırıyor, psikolojik  dengeyi sağlıyor, enerji alanını temizliyor.
Spazm nedenli ağrıları gideriyor, aile içi ilişkileri dengeliyor. Duygusal acıları, endişeleri, korkuları gideriyor. Suçluluk duygusunu yok etmekte,  doğru yolu bulmakta yardımcı oluyor.
6-cı enerji merkezini( Adjna) kısmen arındırıyor, içsel görüşü geliştiriyor.
1mejik tek başına kullanılan kanaldır, şifa kanallarıyla beraber kullanılmıyor. 1 mecik ile birlikte çalışılan tek kanal var- Anael. Günlük hayatımızda birisinin psikolojik durumunu ani şekilde düzeltmek için 1 Mecik ve Anael aynı zamanda açılıyor ( moralsiz, aksi, agresif insan iyimser, hoşgörülü ve sevinçli ola biliyor).
Kanal düşünce şekliyle açılıyor: koyu- mavi grimsi duman. Bu duman tamamen çalıştığınız insanı bürümeli, hatta onu göremez şekilde örtmelidir. Dumanın içinde elektrik kıvılcımına benzer ışıklar yanıp söne biliyor.
1Mecik  sinir sistemine, kan dolaşım sistemine, sindirim sistemine ve endokrin (hormonal) sistemine olumlu, iyileştiren etkisi vardır.


13 Kasım 2015 Cuma

                  


Teselli ne işe yarar?                             
Psikiyatris ve gazeteci Tim Lawrence acı çeken kişiye nasıl yardım edebiliriz konusuyla ilgili bir makale yazmıştır.  Benim de kafamı uzun zaman kurcalayan bir meseleye değindiğinden makale ilgimi çekti ve sizinle Tim Lawrence ‘in ve kendi düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Acı çeken arkadaşımızı, tanıdığımızı biz nasıl teselli ediyoruz? Ona ne söylemek gerekiyor?
Makalede Tim Lawrence bir meslektaşının hastayla çalışmasından konuşuyor. Kadın korkunç kaza geçirmiş, ayakları tutmuyor ve acı çekiyor. Psikiyatris kadına diyor ki, bu kaza onun hayatında pozitif değişimlere yol açmıştır. Ve hayatta hiç bir şey tesadüf değildir. ‘’ Bu banal düşüncenin doktorlar tarafından kullanılmasına şaşırıyorum. Bu tür sözler insanı derinden incitiyor. Meslektaşım demek istemiş ki, bu olay kadının ruhsal gelişimine hizmet ediyor. Bu kadar saçmalık olamaz! Kaza kadının hayatını mahvetmiş, tüm arzularını gömmüş – olan budur ve ben kazanın iyi bir şey olduğunu kabul etmiyorum.’’
Önemlisi – bu tür yaklaşım bizim bir belaya maruz kaldığımızda o belanı çekmekten, yani yaşamaktan alıkoyuyor. Başa gelen çekilir- bu atasözü acıyla baş etmenin önemli ipucunu veriyor. Çünkü hayatta bazı şeyleri değiştiremeyiz, onları sadece yaşayıp hafifletebiliriz, atlatabiliriz.
Biz bir tek yakınlarımızı kaybettiğimizde acı çekmiyoruz. Bizi sevgilimiz terk ettiğine, hayallerimiz suya düştüğünde, ciddi hastalığa maruz kaldığımızda acı çekeriz. Bizi perişan eden olayları değiştiremeyiz, bizim onları kabul edip yaşamaktan başka çaremiz yoktur.
Acı çektiğinizde birisi size ‘’ hiçbir şey tesadüf değildir, güçlü olman lazım, her şeyde var bir hayır’’ gibisinden tavsiyelerde bulunsa onu hayatınızdan silin gitsin.
Acı çeken kişinin en az ihtiyaç duyduğu şey akıl ve tavsiyedir. Peki, ne yapmak doğrudur?
Tim Lawrence diyor ki,  dertli birisine sadece bunu söyleyin ve hissettirin:
Acı çektiğini biliyorum. Ben buradayım, yanındayım.
Tim Lawrence ‘in düşüncelerini bir noktada kabul ediyorum. Gerçekten yakınlarını kaybetmiş, kaza sonucu hayatı param parça olmuş birisine :’’ Hiçbir şey hayatta tesadüf değildir. Burada derslerimizi yaşıyoruz. Bu imtihandır…’’ gibi cümleler kurmak ona hakaret etmek demektir ve hiçbir işe yaramaz.  Acı çeken birisine felsefe anlatmak, ruhsal gelişimden konuşmak bana göre de çok saçmalık.
Ama bir hakikat vardır. Çektiğimiz acılar gerçekten bizim ruhumuzun gelişimine hizmet ederler. Ve de Dünya gerçekten bir okuldur ve biz burada derslerimizi alıyoruz. Dersler bize bir şeyleri anlamaya, araştırmaya, istikameti değiştirmeye sevk ederler. Veya etmezler. Bu kişisel olaydır ve kişinin karmasına, geçmiş hayatlarına, ilişkilerine, seçimlerine bağlıdır. Bu durumda doktorun ve çevresinin yapacağı tek şey vardır- onun yanında olmak ve anlamak.  



9 Ekim 2015 Cuma

                           

                                               LAKŞMİ                                


                             















  Lakşmi güzellik ve bolluk tanrıçası sayılır. Onun asıl amacı bizim mutluluğumuzdur. Lakşmi zenginliğin insana uzun ömürlü mutluluk vermeyeceğini biliyor. İnsan yaptığı işi, mesleği gerçekten sevmelidir ki tam olarak yaptığının karşılığını alsın, kendine ve çevresine hayır  ve sevinç versin. Lakşmi evlerimize sevinç ve mutluluk getiriyor. Bu güzellik tanrıçası dünyada zenginliğin en çelişkili ve zor deneyim olduğuna işaret ediyor.O, ruhsallıkla bolluk bereketin ilişkisini bize anlatıyor. Kendilerini ruhsal gelişime adamış insanlar, üstatlar çoğu zaman para konusunda çekingen oluyorlar, paranın önemli olmadığını düşünüyorlar. Aynı zamanda paranın verdiği özgürlüğü ve fırsatları da özlüyorlar. Şifacılar ve üstatlar para aldıkları zaman içsel çelişki yaşıyorlar ama başka işler yapmayıp kendilerini kişisel gelişime tam olarak adamayı da çok isterler. Bu konuda Lakşmi bize aynen bunu iletmeye çalışıyor: Siz Dünyada hak ettiğinizi düşündüğünüz tüm nimetler zaten sizindir. Ne zaman ki sakinleşip bu gerçeği anlarsınız ve her şeyin en iyisi sizin için düşünüldüğünü kabul edersiniz o zaman tüm kısıtlamalar kendiliğinden kaybolup giderler.
Lakşmi yuvanıza güzellik, mutluluk, bolluk-bereket getirir, alanınızı  arındırır.O samimi ve temiz kalpleri sever. Ondan bir şey istediğinizde içtenlikle istemelisiniz ve isteğiniz olmuş gibi teşekkür etmelisiniz.
Bilin ki, gerçekleşmiş arzunuz sizin şuan hissettiğiniz sevginin ve minnettarlığın maddeleşmesidir.
Ne kadar sevgi verirsiniz o kadar karşılığını  alırsınız.
16 Ekim- 15 Kasım Arası Bolluğun kozmik kapıları sizin için açılıyor. Bu fırsattı iyi değerlendirmek için Lakşmi mantrasını her gün en az 108 defa okuyun. Yani bir keresinde 108 defa tekrarlamanız gerekir. En iyisi günde 7 kez bunu yapmaktır. Bu zaman içinde 20000 defa mantrayı okuyan onun gücünü elde etmiş olur. Böyle bir amacınız yoksa zamanınız uygun olduğu kadar okuyun, sadece düzenli olarak her gün bunu yapmanız gerekir. Her şekilde Lakşmi size yardımcı olacaktır ve güzel sonuçlar elde edeceksiniz. Okuyacağınız mantra :

OM ŞRİM HRİM ŞRİM KAMALE KAMALALEYİ PRASİDE PRASİDE
OM ŞRİM HRİM ŞRİM MAHALAKŞMİMYE NAMAH

İyi telaffuz etmek için mantaryı You Tube' tan dinleyebilirsiniz. Bol şanslar!
                                     


23 Şubat 2015 Pazartesi





   Gerçekliği değiştiren

              anahtar

          







Kuantum Fiziği bizim dünyaya bakış açımızı tamamen değiştirdi.
Düşünce maddeyi kontrol ediyor. Biz bilincimizin gücüyle gerçekliği değiştire biliyoruz. Mesela, kuantum fiziğine göre biz düşüncemizle gençleşme surecini etkiliyoruz.
Peki, neden bu mucizevi gözüken şeylerin mümkün olduğunu bilim bize söylüyor?
Kuantum fiziğinin bakış açısına göre Gerçeklik saf potansiyellerin kaynağıdır, bedenimizin, bilincimizin ve tüm Evrenin oluştuğu hammaddenin kaynağıdır.
Genel enerji ve bilgi alanı değişim ve dönüşüm içindedir her an yeni bir hale gelebiliyor.
XX yüzyılda fizikçiler parçacıklar ve fotonlarla gerçekleştirilen deneyimler surecinde bir veriyle karşılaştılar. Deneyimi izleme olayı onun sonucunu etkiliyordu.  Bizim dikkatimiz izlediğimiz nesneyi etkiliyor gerçeği artık klasik sayılır bir deneyimin sonucunda ispatlandı. Her seferinde bilim adamlarını şaşırtan deneyim birçok laboratuvarda dünyanın farklı yerlerinde gerçekleştirilmiştir ve hep aynı sonuç alınmıştır.
Deneyim için bir ışık kaynağı ve iki delikli ekran hazırlanıyordu. Işık kaynağı olarak özel hazırlanmış makine kullanılıyordu. Bu makine anlık impuls şeklinde fotonlar ekrana doğru fırlatıyor. Deneyimi müşahide altında yapılıyordu. Ekran deliklerinden geçen fotonlar fotoğraf kâğıdında iki dikey çizgi şeklinde belirleniyorlardı. Deneyimin otomatikman, insan müdahalesi olmadan yapıldığında fotoğraf kâğıdında resim değişiyordu, yani başka bir sonuç çıkıyordu ortaya. Deneyimi gerçekleştiren araştırmacı makinayı başlattığından sonra odadan çıkıp 20 dakika sonra geri döndüğünde fotoğraf kâğıdında birçok dikey çizgilerin oluştuğunu görüyordu. Bunlar aynı ışınlamanın yansımasıydı ama resim farklıydı. Fotoğraf kâğıdındaki resim dalganın yansıması gibi gözüküyordu, ekran deliğinden geçen ışık dalgasının yansıması. Işık hem dalga hem de parçacık şeklinde yansıyor.
Dalgalar basit bir izlenim sonucu parçacıklara dönüşüyorlardı. Deneyim izlenmediği zaman foto kâğıdında dalga şeklinde resim ortaya çıkıyordu. İzlendiği vakit yansıma nokta şeklinde oluyordu. Bu fiziksel fenomen ‘’İzlenenin efekti’’ adını taşıyor.
Aynı sonuç başka parçacıklarla da deneyimlendi. Çok sayılı laboratuvar deneyimleri tek bir sonucu ortaya koydular: kuantum boyutunda madde insan dikkatine tepki veriyor. Bu bilim adamlarını şaşırtan sonuç Fizik biliminde önemli yenilikti.
Günümüzün Fiziğinde madde boşluktan doğuyor. Bu boşluğa kuantum alanı, sıfır alan veya matris deniliyor. Boşluğun içinde maddeleşmeye uygun olan enerji barınmaktadır. Madde yoğunlaşmış enerjiden oluşuyor.
Sıfır alan veya Boşluk  XX yüzyılın temel keşfi sayılır.
Atomda sert parçalar bulunmuyor. Nesnelerin temelini atomlar oluşturuyor. Peki, neden nesneler sert oluyorlar? Taştan dikilmiş duvardan parmağımız geçemiyor. Bu farklı titreşimlerle ve elektrik akımıyla ilgili olaydır. Her atom çeşidinin farklı titreşimi vardır. Bundan dolayı maddelerin de farklı özellikleri var. Bedenin atom titreşimlerini değiştire bilseydik parmağımız duvardan geçe bilirdi. Ama duvarın atomları ve bedenin atomları farklı titreşimlere sahipler, bundan dolayı parmak duvara direniyor.
Her türlü etkileşim için titreşim frekansları önemlidirler. Mesela bir fenerin ışığı duvarın ötesine geçmez, ama mobil telefonun dalgaları geçer. Siz bu satırları okurken bile sizin vücudunuzdan radyo dalgaları, telefon ışınlamaları, elektrik eşyaların ışınlamaları, kozmik ışınlamalar, radyasyon geçiyor. Siz bunun farkında değilsiniz, siz tekçe ışığı göre biliyorsunuz ve sesi duyarsınız. Sizin bedeninizin rezonansı ile bu akımların rezonansı farklıdır. Rezonans aynı olduğunda siz tepki verirsiniz.
Evrende her şey rezonans ilkesine bağlıdır.
Dünya enerjiden ve bilgiden oluşuyor. Einstein dünyanın kuruluşu üzerine kafa yorduğundan sonra bunu söylemiştir: Evrende tek gerçek olan- Boşluktur. Nasıl dalgalar okyanustan oluşuyor, maddenin farklı tezahürleri de –organizmalar, yıldızlar, gezeğenler, galaksiler –hepsi bu Boşluk alandan doğuyor.
Bir soru çıkıyor ortaya: Nasıl Boşluktan madde doğuyor? Hangi güç maddenin hareketini denetliyor?
Bilim adamlarının araştırmaları bu soruya cevap verdi. Kuantum Fiziğinin ‘’babası’’ sayılan Maks Plank Nobel ödülünü alırken bunları söyledi: Evrende her şeyi bir güç yaratıyor ve tutuyor. Tahmin etmeliyiz ki, bu gücün arkasında bilinçli zihin vardır ve bu zihin tüm maddenin Matrisidir.
Düşünce maddeyi denetliyor.
Her şey Boşluktan doğuyor. Her şey hareket halindedir. Nesneler illüzyondur. Madde enerjiden oluşuyor. Her şey düşünceyle yaratılıyor.
Kuantum fiziğinin bu keşifleri yeni bir şey değildi. Bu bilgiler kadim zamanlardan  bilge kişiler tarafından biliniyordu. Birçok mistik öğretilerde sır gibi saklanan ve tek uygulananlara açıklanan bilgilerde nesne ve düşünce arasında farkın olmadığı söyleniyordu.
Dünyada her şey enerjiyle doludur.
Evren düşünceye tepki veriyor.
Enerji dikkati takip ediyor.
Dikkatini yöneldiğin şey değişmeye başlıyor.
Bu düşüncelere kadim öğretilerde, Hristiyanlıkta, Hinduizm’de, Sufi geleneğinde farklı anlatımlarla rastlamak mümkündür.
Mistik öğretilerde ima edilmiş ve Kuantum Fiziği tarafından ispatlanmış bilgiler günümüzde Gerçekliği değiştirmekte kullanılan yeni teknolojilerin anahtarlarıdır.


27 Kasım 2014 Perşembe

+ Soyumuzun önemi

                                                        
                                                                      



                                                                                                           Soyumuzun önemi 


Biz bu dünyaya neden geldik?  Yaşam amacımız ne? Bu sorulara cevap bulduğumuzda tüm problemlerin ortadan kalkacağını düşünürüz. Evet, yaşam amacımızı bildiğimizde ve onu gerçekleştirme yolunu bulduğumuzda tüm engellerin, zorlukların kaybolup gideceğini sanıyoruz.  Gerçekte böyle mi?
Biz buradaki hayatımızı temiz sayfayla başlamıyoruz. Geçmiş yaşamların deneyimleri, bilgisi, kayıtları bizimle yeniden doğdu. Biz onları bu hayata taşıdık. Ama siz yeniden doğuşa, yani reenkarnasyona inanmaya bilirsiniz. Bu durumda yine hayatınızın temiz sayfa olduğunu söyleyemezsiniz.
Dünyaca ünlü psikiyatrist ve filozof Karl Yung belirtmiş ki, insan ruhunun derinliklerinde tüm insanlık tarihinin kayıtları yer alır ve insanın kişiliğinin babadan, anneden miras almış özelliklerinin dışında uzak akrabalarının, soyunun özellikleri mevcuttur.
Bizim bu dünyada bulunmamızın tek amacı vardır. Her seferinde buraya gelişimizde tek bir amaç için geliriz.
Bizim varoluşumuzun amacı ruhumuzu besleyip geliştirmektir.
 Biz ruhsal varlıklarız, Yaratıcının özelliklerini az da olsa taşıyoruz. O bizi “kendi suretinde” yaratmış ve ruhundan üflemiştir. Allah’ı tüm canlı varlıklardan ayrı kılan esas şey nedir? O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O gerekli bulduğu her şeyi anında var ediyor, O kendi sonsuz potansiyelini sonsuza kadar kullanabiliyor.
İnsanında kısıtlı da olsa tanrısal potansiyeli vardır. Ve dünyaya her gelişinde bu potansiyeli uyandırmaya çalışıyor. Yaşam amacımız bu potansiyeli uyandırmak, başka değişle ruhumuzu geliştirmektir.
Amaç tek olsa da ona giden yollar farklıdır. Nasıl kendi yolumuzu buluruz?
Gezeğenimizde insan dışında çeşitli canlı organizmalar yaşıyor. Bir tohumu uygun olmayan toprağa ekersiniz ondan bitki çıkmaz, çıksa da zayıf ve sağlıksız olur. Balığı kıyıya çıkarsanız, tavşanı ise suya yerleştirseniz- ikisi de ölür. Çünkü her birisinin yaşam amacı farklıdır. Aynı şekilde insan ruhu doğması ve büyümesi için gerekli koşullar vardır- onun Soyu. Ruh kendi soyunda doğuyor! Soy insanın karşısına görevler çıkarıyor ve gereken bilgiyi, gücü ve fırsatları sunuyor. Göksel soyumuz bizim ruhumuzu buraya getiriyor, yersel soyumuz ise ruhumuza görevini yerine getirmek için vücut ve koşullar veriyor.
Maalesef günümüzün insanı kendi soyuyla bağlantıdan kopmuş durumdadır.
Fakirlik, yalnızlık duygusu, amaçsız yaşam ve hastalıklar insanın soyuyla bağının yitirmesi sonucunda ortaya çıkan sorunların bir kısmıdır.
Kendi soyumuzla bağlantı kurmak çok önemlidir. Etrafınıza bakın, kaç aileyi sağlam ve mutlu görürsünüz? Sağlıklı aile birkaç kuşağın bir arada yaşadığı ailedir.
Sağlam ailede sağlam çocuklar doğar. Sağlam aile maddi sorunlar yaşamaz.
Çoğumuz ulu dedelerimiz ve ninelerimiz hakkında bilgi sahibi değiliz. Onlar hakkında bilgi alabileceğimiz kişiler de yoktur. Ne yapmalı?
Bilinçaltında söylediğimiz gibi bu bilgiler saklanıyor ve biz bir şekilde Soyumuzla ilişki kurabiliriz. Meditasyon ve enerji çalışmalarının yardımıyla biz Soyumuzla bağlantımızı canlandırabiliriz. Soyumuza zarar veren karmik programları bulup yok edebiliriz.  Soyumuzun güçlü özelliklerini, profesyonel becerileri, yetenekleri ve karakter özellikleri kullanabiliriz. Hangi olumlu özellikler Soyumuzun hayatta kalmasına neden olmuştur? Bu özellikleri kendimizde bulmamız lazım.
Soyumuzun enerjisiyle bağlantı kurduğumuzda biz ailemizin ve çocuklarımızın (doğmamış çocukların bile), torunlarımızın hayatını olumlu şekilde etkileriz.
Soy ağacı kavramı boş anlayış değildir.
Her bir bireyin ağacın yaprağı olduğunu düşünün. Yapraklar değişir, ağaç hep yerindedir ve aynıdır. Ama ağaç yapraksız yaşaya bilir mi? Bilim adamlarının söylediğine göre her yaprağın her hücresi genetik anlamda ağacın tüm bilgilerini taşır. Bir hücrede genetik değişimler yapıldığında bu değişim tüm ağacı etkiler.
Durum böyleyse bir insan kendi soyunun parçası olarak bilgisi ve niyetiyle kendi soyunu iyileştire bilir.
Her birimize mutlu ve başarılı olmaya, yakınlarımıza ve sevdiklerimize yardım etmeye şans verilmiştir. Her birimize hayat amacımızı yerine getirmek için şans verilmiştir.






22 Kasım 2014 Cumartesi

+ Bilinçli rüyalar

                                             







      Bilinçli rüyalar


                                                                                 

Bilinçli rüya ( Lucid Dreaming) bilincin değişik halidir: İnsan bu halde rüya gördüğünü bilir ve bir şekilde rüyanın içeriliğini değiştiriyor. Lucid Dreaming terimini ilk kez Hollanda psikiyatrisi ve yazarı Frederek Van Eden (1860-1932) tarafından kullanmıştır.
Bilinçli rüya bilimsel araştırmaların konusu olmuştur ve onun gerçekliği Japon bilim adamları tarafından ispatlanmıştır. Bilinçli rüya sıradan uykuda kişinin rüya gördüğünün farkında olmasıyla başlıyor veya uyanık halde tam uykuya dalmadan da gerçekleşebiliyor.
Bilinçli rüyayı denemek isteyen kişi bu soruyla karşılaşıyor: Ben rüya gördüğümü nasıl anlarım? Bu soruya cevap vermek zordur ama mümkündür.
Stiven Laberj rüya gördüğünüzü veya uyanık olduğunuzu anlamak için bazı yöntemler sunmuştur:
Bir yazıyı iki kez okumayı deneyin. Rüyada bu yazı değişecektir.
Saate bakın.
Bilgi içeren bir şeye odaklanın: Bilgi değişecektir.
Önceki anı kafanızda yenilemeye çalışın: rüya dayken bunu yapmanız imkansızdır.
Odada bulunduğunuzda ışığı kapatmaya veya açmaya çalışın. Rüyada elektrik düğmesi çalışmayacaktır veya ışık açılsa bile oda karanlık kalacaktır.
Ellerinize bakın: rüyada onlar değişmeye başlar.
Kendinize aynada bakın: Yüzünüz değişmeye başlar.
Tanıdık ve akrabaların görünüşü de dikkat etseniz değişecektir.
Burada genel bir izlenim vardır. Rüyada dikkatle baktığınız, odaklandığınız her neyse değişken olacaktır, garip şekilde değişmeye başlayacaktır.
 Rüyada sebep sonuç ilişkileri çalışmıyor. Bir şey yanlış gidiyorsa rüyada olduğunuzu düşüneceksiniz.
Bilinçsiz rüyalarda uzak mesafeler anında katlediliyor. Mesela bir arabaya bindiğinizde yolu görmeyebilirsiniz ve anında istediğiniz yere ulaşırsınız.
Eğer siz bir başka şehre iş gezisi için geldiyseniz ve akşam otele dönmek istediğinizde oteli ve şehri bile hatırlamakta zorlanıyorsunuz, demek ki siz rüya görüyorsunuz. Rüyada uçabilirsiniz. Tüm mesele odur ki, siz garip bir eminlikle bunları gerçekte yaşadığınıza inanıyorsunuz.
Peki, bilinçli rüyalar neye yarar? Neden bu rüyalar metafizik çalışmalarının ilgi odağı olmuştur? Denilene göre bilinçli rüya aracılığıyla gerçek hayatımızı etkileye biliriz. İlk bakışta bu fikri garipseyebiliriz, ama biraz mantık yürütsek belki kabulleniriz.
Rüyalar bazı zaman sembolik anlam taşırlar, bize geleceğe dair ipuçları veriyorlar, bulunduğumuz durumu anlamamızı sağlayabiliyorlar. Demek ki rüyalar sadece zihnimizin oyunları ve boş fantezileri değiller. Yoksa rüya tabirleri denilen kavram bile ortaya çıkmazdı. Rüyaların çoğu bizim yaşantımızla, problemlerimizle bağlantı içindeler. O halde biz bu bağlantıyı kendi lehimize kullanabiliriz. Biz negatif rüyayı pozitife çevirip hayatımızı olumlu şekilde etkileyebiliriz. Senaryoyu değiştirdiğimizde negatif olayları engelleyebiliriz.
Evet, rüyada bir şeyleri değiştire fırsatımız vardır. Bunun için irademizi ve niyetimizi kullanmak gerekiyor.
.Bilinçli rüyada kötü senaryoyu değiştirip mutlu senaryo üretirsiniz. İstediğiniz şeyi rüyada gerçekleştirdiğinizde gerçek hayatta onun olacağının olasılığı artıyor. Bu işlem imajinasyon çalışmasına benzer ama daha etkili olduğu düşünülüyor.





12 Kasım 2014 Çarşamba

+ CARLOS CASTANEDA'NIN DERSLERİ


                                                             
 
     CARLOS CASTANEDA'NIN
          
                   DERSLERİ
 
 
 
 
       Bir tek yola odaklanmanın anlamı yoktur, hala bu yol yüreğinizce değilse.

Fazla açıklama yapmanıza gerek yoktur. Her açıklamanın  arkasında aslında özür vardır. Sen neden bir şeyi yapamadığını açıkladığında kendi yetmezliğinden dolayı özür diliyorsun.

Hayattan istediğini almak için insanın değişimi öğrenmesi lazım. Maalesef insan zor değişiyor ve bu değişim çok yavaş gerçekleşiyor.

Bazıları değişime yıllarını harcarlar. Burada asıl zorluk gerçekten değişimi istemektedir.

Ben kimseye kızmıyorum. Benim bu tepkiyi göstermem için yapılacak bir şey yoktur. İnsanların davranışları önemli olduğunda kızabilirsin. Ben önemli bir şeyle karşılaşmadığım çok oldu.

Senin bilmen gerekir ki yol sadece yoldur. Eğer gittiğin yol senin olmadığını düşünürsen hemen o yolu terk etmen lazım.

Başkasının alışık gerçekliğini anlamak için kendi gerçekliğinizin dışına çıkmayı başarmalısınız.

Senin olan alışık dünya tablosundan kurtulmak kolay değildir, bu alışkanlığı güçle zorlayacaksın.

Rüyada olduğun gibi hareket et. Cesur ol ve mazeret arama.

Çoğu insanın en büyük engeli iç diyalogudur. İç diyalog her şeyin anahtarıdır. Bu diyalogu durdurmayı başardığınızda her şey mümkün oluyor. En akıl almaz projelerin gerçekleşmesi mümkün oluyor.

İnsanlar  istedikleri zaman hayatlarından bir şeyleri çıkarabileceklerinin farkında değiller. Herhangi bir zaman. Anında.

Bizim sahip olduğumuz en iyi hocamız ölümdür.  Her seferinde hayatın kötü gittiğini hissettiğinde, bunu sıkça hepimiz yaşarız, tam iflasın eşiğine geldiğinizde sola dönüp Ölümüne sor, gerçekten hey şey bu kadara mı kötü. Ölüm durumun böyle olmadığını söyleyecektir: Benim sana dokunuşumum dışında önemli hiçbir şey yoktu. Sana  Ölümün bunu söyleyecektir:  Ben sana henüz dokunmadım.

Her insan kendi yolunda yürüyor. Ama tüm yolların  varacağı yer hiçliktir. Demek ki önemli olan  yoldur, onunla nasıl gidiliyor... Yürüdüğün  yolda  kendini mutlu hissediyorsun, demek ki bu yol senindir. Kendini kötü hissettiğin halde yoldan çık, ne kadar ileri gittiğinin önemi yoktur. Bu doğru karar olacaktır.

Tüm dikkatimiz ve enerjimizi içimizdeki aptallığı yenmeye harcarız. Bu çok önemlidir, geri kalan  o kadar önemli değildir.  Neye odaklanmamız kilit noktamızdır. Biz kendimiz mutsuz olmayı seçeriz veya güçlü olmayı. Her iki yönde yapacağımız işin  hacmi aynıdır.

Savaşçı olma sanatı insan olmanın vahşeti ve  insan olmanın mucizesi arasında denge kurmaktan geçer.

 
Bilgin insan olmak için savaşçı olmak gerekiyor, kaprisli çocuk değil. Geri çekilmeden, teslim olmadan, şikayet etmeden savaşmak- ta ki görene kadar. Bunların hepsini de sadece dünyada hiçbir şeyin önemi olmadığını bilmek için yaparız.

 

9 Kasım 2014 Pazar

+ Bilmemiz gereken hakikatler


                                                             
 
 
 
 
  Bilmemiz gereken hakikatler

Hayatın akışını belirleyen  görünmez hakikatler vardır. Bu gerçekler ruhsal öğretilerde bize ima edilmiştir, bilge insanlar ve Öğretmenler tarafından aktarılmıştır. Bunların birazcık farkında olsak mutlu olmayı da başarırız. Size bu hakikatlerin kısa özetini veriyorum ki, düşünesiniz.

1.     Biz Dünyaya öğrenmek için geldik, her gün yeni bir ders alıyoruz.

2.     Evrenin sevimlisi olmuyor. O, kimseye torpil yapmıyor.

3.     Bizim hayatımız düşüncelerimizin aynasıdır. Biz kendi gerçekliğimizi kendimiz yaratıyoruz.

4.     Biz eşyalara, insanlara, paraya aşırı bağlandığımızda onları kaybederiz.

5.     Biz nefret ettiğimiz ve korktuğumuz şeyleri hayatımıza çekeriz.

6.     Kalbinizin sesini dinleyin, kalbinizin  götürdüğü yere gidin.


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
7.     Hiçbir zaman Allah gökten inip size : Bu günden itibaren mutlu olmana izin veriyorum-demeyecektir.

8.     Hayatla savaştığınızda bilin ki,  hayat kazanacaktır.

9.     İnsanları sevmek ne demektir? Sadece onları oldukları gibi kabul etmektir.

10. Bizim amacımız dünyayı değiştirmek değildir, kendimizi değiştirmektir.

11.   Başkalarını suçlamaktan vaaz geçin; Onlar kendi yollarıyla gidiyorlar, kendi derslerini alıyorlar.

12.   Bilin ki madalyonun iki tarafı vardır, bugün sizin arabanız çalındıysa, belki yarın  yapacağınız kazadan kurtulmuşsunuz.

13.  Burada ve şimdi yaşamayı öğrenin: geçmiş yok olmuştur, gelecek de hala gelmemiştir.

14.  Sevdiğiniz insanı sahiplenmeye çalışmayın. Bilin ki, kimse sizin değildir, sahip olduğunuzu sandığınız şeyler de sizin değildir, çünkü tek sahip O’dur.

1.  Hayat tiyatroya benzer. Bir oyunda rol aldığınızı düşünün. Kendinizi role kaptırmayın. Bazı zaman sahneden inip oyunu dışarıdan izlemekte fayda vardır. 

             

 

31 Ekim 2014 Cuma

+ Dünya ruhsal güç merkezleri


 
 
Dünya ruhsal güç merkezleri:
  İvolginsky    Datsan

 
 
Rus Budizminin merkezi  sayılan İvolginsky Datsan Buryatia Cumhuriyetinde, Verkhnyaya  İvolga köyünde yerleşmiştir. Büyük manastır kompleksinde Rus Budist Sangha’sının  Başkanı Paudido Khamb Lama’nın resmi  ikametgahı bulunmaktadır.

İvolginsky Datsanın tarihçesi.

İvolginsky Dastan 1945 yılında açılmıştır. Bu olayı ikinci Dünya Savaşından sonra Stalin’in din ve inançlara yönelik izlediği politikaya bağlıyorlar. Stalin savaştan sonra daha esnek politika sürdürerek dinlere biraz özgürlük tanımıştır. !937 yılında Rusya’da  tüm Budizm merkezleri kapanmıştı. Savaştan sonra Buryat halkının savaşta gösterdiği özveriden  dolayı Stalin bu manastırın ve Budizm merkezinin açılmasına izin vermiştir.

1990-cı yıllarda manastırın nezdinde Daşi Choinkhorling adında  Budizmi üniversitesi açılmıştır. Budizm felsefesini öğreten bu üniversite Rusya'da tekdir ve her yıl 100 öğrenci kabul ediyor. Pazar günleri üniversite herkesin katılabileceği konferanslar düzenliyor.

Manastır kompleksinde sanat müzesi, otel ve kutsal emanetler ve türbeler  yer alıyorlar.

Hurde.

Datsanın arsasında siz kutsal trampetlere rastlayabilirsiniz. Bu trampetlerin içerisinde  kağıt parçalarında yazılmış mantralar yerleşmiştir. Trampleti saat yönünde çevirdiğinizde içindeki mantralar harekete geçerler. Bu ritüelin amacı sizi hastalıklardan, nazardan, büyüden -tüm negatiflerden arındırmaktır.

Budist bayrakları datsan

Bu bayrakların üzerinde yazılmış dualar size şans getirirler, hayatınızda engelleri kaldırıp yolunuzu açarlar.

Hamba Lama Etigelov

Bilim adamlarını ve din mensuplarının ilgisini çeken en önemli kutsal emanet manastırda Lama Etigelov’un cesedidir.

1927 senesinde hayata veda etmiş Lamanın cesedi tuzla doldurulmuş ahşap tabutun içine yerleştirilerek toprağa gömülmüştür.

2002 yılında Eylül ayında tabutu yerden çıkarıldığında herkes  şaşırdı. Ne Lamanın cesedi, ne üzerindeki giysiler, ne de tabutun kendisi değişime uğramamıştı. Araştırmalar sonucunda Lamanın beden dokusunun canlı olduğu ispatlandı. O zamandan Lamanın ölümsüz bedeni Datsan'da  tutuluyor. Özel hava soğukluğu ve koşulların olmadığı halde beden hala ‘’canlıdır’’. Hiçbir desteği olmadan Lotos pozisyonunda oturmuş Lamanın teni esnek kalmakta ve hatta terlemektedir. Orada bulunmuş insanlar bedenden bir sıcaklığın yayıldığını, aynı zamanda güçlü bir enerjinin alanı doldurduğunu ve ziyaretçileri etkilediğini söylüyorlar. Burada temiz kalple söylenen dilek muhakkak gerçekleşiyormuş.

Bilim adamları bu fenomeni açıklamakta zorlanıyorlar. Rahipler ise bunun Etigelov’un ruhsal çalışmalarla ve meditasyonlarla bedenin canlı kalmasını sağladığını ve Buda öğretisinin gücünün göstergesi olduğunu söylüyorlar.

İvolginsky Datsa’nın ziyaret kuralları

İvolginsky Datsa’nın ziyaret kuralları vardır. Budist olmadığınız takdirde bile onlara uymak lazım ki kutsal mekanın enerjisini alabilesiniz.

Manastır alanına sol kapıdan girilir. Burada soldan sağa hareket edilir. Alanın bu şekil dolaşmasına goroo deniliyor. Goroo yaptığınızda dua etmek, düşünmek gerekiyor. Goroonun sayısı  3,7, 12 olur.

Alanda sigara içmek, alkol almak, küfür etmek yasaktır.

Datsada Lamalarla konuşabilirsiniz, onlara soru sorabilirsiniz. Lamalar Budizme has alçakgönüllünle ve sevecenlikle sizinle konuşurlar. Fakat sizin de belli sınırları korumanız lazım ve Lamanın size ayırdığı zaman için ona teşekkür edin.

 

25 Ekim 2014 Cumartesi

+ HER ŞEYDE BİR HAYIR VARDIR



                                                                                
                                 



            HER ŞEYDE BİR HAYIR  VARDIR




   Büyük Moğol İmparatoru Akbar sol elinin serçe parmağının kaptığı iltihaptan eziyet çekiyordu.
Sonunda acı dayanılmaz hale gelince doktorlar parmağın kesilmesinden başka çare olmadığını söylediler. Akbar bu karara çok üzüldü, bedeninin bir parçasını kaybetmek ona öyle zor geldi ki, en yakın dostu ve veziri Radja Birbala'nı çağırıp ona derdini danıştı ki belki başka bir yöntem bulunur. Ama Birbala böyle söyledi: ''Doktorlar kesmek lazım demişlerse, kesmek lazımdır.'' Akbar vezirine :'' Ben inançlı adamım, hayatım boyunca tüm merasimleri ve kurbanları yaptım, dualar ettim, neden Tanrı şimdi benim bir parçamı benden alıyor? Benim hatam nerde?''-dedi. Buna karşılık Birbala  söyledi: ''İmparator hazretleri, Tanrının yaptığı her şeyde bir hayır vardır.''
Bu sözler Akbar'a çok dokundu, dişini sıkıp ameliyata onay verse de, içinde bunu Birbala'nın yanına koymayacağını, ona bunun hesabını soracağını düşündü. Bunun için iyi  fırsat bir kaç hafta sonra adamlarıyla avdan geri dönerken doğdu. Onlar dibi kurumuş bir su kuyusunun yanından geçiyorlardı. Akbar birden askerlerine Birbala'yı bu kuyuya atmalarını emretti. Sonra kendisi kuyuya yaklaşıp derinlikten hayretler içinde ona bakan Birbala'yı gördü. Birbala İmparatora sordu:'' Bunu bana neden yaptın?''

Akbar cevap olarak ona Birbala'nın sözlerini tekrarladı: 'Tanrının sana yaptığı her şeyde bir hayır vardır.'' Sonra Birbala'yı bir süre eziyet çeksin diye kuyuda bırakıp ormanın içine doğru tek başına koştu. ''Şimdi düşün bakalım, senin için bu durumda ne hayır saklamış Tanrı.'' Birbala da kuyunun dibinde kendi kaderine lanet okuyarak ne olacağını bekliyordu.
Bu arada ormanda tek başına atla dolaşan Akbar'ı eşkıya çetesi yakaladı. Bu adamlar yalnız zengin insanlara saldırıp, onları soyduktan sonra kurban ediyorlardı. Eşkıyalar Akbar'ı kuşatıp onu soydular, üzerindeki giysileri ve tüm ziynetleri aldılar. Sonra ona ölümüne hazırlanmasını söylediler, onu Tanrıçaya kurban edeceklerdi. Akbar sonunun geldiğini anladığında Birbala'nın yanında olmadığına çok pişman oldu. Çünkü Birbala onu her türlü çıkılmaz durumlardan kurtarabilirdi. Bu arada eşkıya başı kurbanı incelemeye başladı ve onun parmak eksikliğini görünce bağırdı:'' Tanrım! Sen bütün değilmişsin! Ben böyle sakat birini güzel Tanrıçama armağan edemem!'' Başçı Akbar'ın giysilerini üzerine atıp defolmasını istedi. Kurban olmaya layık olmaması durumu İmparatorun gururunu zedelese de buradan hemen uzaklaşma fırsatını kullanıp atına atladı. Çöldeki kuyuya doğru koşarken Birbala'nın haklı olduğunu düşündü.'' Benim parmağım kesik olmasaydı şimdi çoktan ölmüştüm.'' Kuyuya yaklaştığında burada onu bekleyen adamlarına Birbalan'ı kuyudan çıkarmalarını emretti.  Birbala  Akbarın davranışında bu çabuk değişime şaşırmıştı. Akbar dostundan özür diledi ve ona açıklama yaptı. Sana öyle kızgındım ki, bu kuyuda seni çürütmeğe hazırdım. Ama büyük bir ders aldım!'' Ormanda başına gelenleri anlattı.
Sonra bir düşünüp Birbala'ya sordu: ''Peki senin kuyuda oturmanda ne hayır vardı?''
''Hünkarım, dedi Birbala,-''Her şey çok açık. Ben kuyuda olmasaydım bizim ikimizi de yakalayacaklardı. Benim bedenimde eksik olmadığına göre muhtemelen beni kurban edeceklerdi. Tanrının bize yaşattığı her şeyde bir hayır vardır.

23 Ekim 2014 Perşembe

+ DURUGÖRÜ ÖZELLİĞİMİZ


                                                           
 
                DURUGÖRÜ ÖZELLİĞİMİZ

 

Siz mağazada alışveriş yaptığınızda satın almak istediğinizin sizde nasıl oturacağını veya bu yiyecek ise ürünün nasıl tat vereceğini düşünüp hayal ettiğinizde durugörü özelliğinizi harekete geçiriyorsunuz. Bir problemi çözmek için kişilere danışmak gerekli olduğunu düşündüğünüzde tanıdıklarınızı gözden geçirdiğinizde siz yine üçüncü gözü çalıştırıyorsunuz. Siz günlük yaşantınızda farkında olmadan hep durugörüyle meşgulsünüz aslında. Sadece çoğumuz durugörünün gözle görmek olduğunu sanıyor ve üçüncü gözün bir kazanın ( şimşek  çaktı, ölümden döndü) sonucunda açıldığını düşünüyoruz. Durugörü görmek demektir, fakat fiziksel gözle değil. İçsel gözle görmek demektir.  Yani siz zihninizle görürsünüz. Günlük yaşantınızda  bazı insanlardan hoşlanmazsınız. Ortada bir yanlış yoktur, ama size bu kişi itici gelebiliyor, sevmezsiniz, ondan negatif enerji alırsınız. Böyle durumlarda sizin durugörü özelliğiniz harekete geçmiştir ve kendinize güvenmeniz lazımdır. Durugörü geliştikçe siz karşınızdaki insanın enerjisini anında hissedersiniz, onun aurasını görebilirsiniz, kalbini okursunuz.  Peki durugörü mekanizmasının çalışması neyle bağlıdır? Genelde hayal etmekle. Hayallerin boş şey olduğunu düşünen insanlar, genellikle erkeler,  durugörüden de yoksun olurlar. Bazı kişiler en ufak bir şeyi bile, mesela elmayı, hayal edemezler, tıkanırlar.  Çünkü hayal etmenin utanç verici ve değersiz bir şey olduğunun kanısındadırlar.  
Şimdi bir arkadaşınızın yanınızda olduğunu hayal edin. O canlı karşınızda oturup sizinle konuşmaya hazırdır, sorularınıza cevap vermeye hazırdır. Yaptığınız şey durugörü demektir. Bu yeteneğe sahip kişileri biz mistik özelliklerle donatıp abartıyoruz, onları başka dünyadan olduklarını sanıyoruz.  Gerçekte bu kişilerde  insanın doğasında bulunan özellik daha güçlü şekilde belirlenmiş ve ön plana çıkmıştır. Onun yapısı, genetiği buna daha çok müsaittir.

Bu özellikleri siz de geliştire bilirsiniz, sadece bunun için daha fazla çalışmanız gerekecektir. Bu işin de teknikleri vardır ve literatürde bize sunulmaktadır. Bunlardan birisi- bir noktaya bir süre odaklanmaktır. Gözünüzü kırpmadan bir noktaya baktığınızda renkler ve şekiller görebilirsiniz. Ama bu görüntüler önemli değiller.
Burada amaç  içsel monoloğu durdurup zihni susturmaktır. Zihni susturmakla biz hafif transa giriyoruz.

Hepimizin beyninde içsel ekran bulunuyor. İmajine ettiğiniz şeyler o ekranda görünüyor. Transa girip gözlerimizi kapattığımızda o ekran harekete geçer ve bize görüntü verir. İçsel ekranı çalıştırmak için, onun farkına varmanız için size birkaç egzersiz sunuyorum.

1.Bir eşyaya odaklanma. Basit bir eşyaya odaklanın, onun ayrıntılarını değil, bütününü algılamaya çalışın. Sonra gözlerinizi kapatıp aklınızda beyaz bir boşluğun içinde o eşyayı canlandırın. Burada maksat o beyaz boşluğu görebilmektir, onu gördüğünüzde bu egzersizi bırakabilirsiniz.

2.Kağıtlar.  Egzersizin amacı içsel ekranınızı harekete geçirmektir. Karton kartlara renkli kağıt parçalarını yapıştırın. Sonra kartonu elinize alıp rengi bulmaya ,hissetmeye çalışın. Aynı şeyi iskambil kağıtlarıyla yapabilirsiniz. Çalıştıkça daha çok doğruyu bulacağınıza şaşıracaksınız.

3.Düşünceyle başka yerlere gitmek. Bulunmadığınız bir yere gitmeyi deneyin. Bunu düşünce gücüyle, hayalinizde yapacaksınız. Mesela, arkadaşınızın evine. Kendinizi orada hissedin, neler görüyorsunuz, arkadaşınız ne yapıyor, ne düşünüyor. 

4. Başka birisini tarama. Sizin içsel aleminiz sizin evinizdir. Burada duygularınız, en gizli istekleriniz ve düşünceleriniz saklıdır. Herkesin böyle bir evi vardır. Siz başkasının evine izinsiz girip baktığınızda bilin ki, aynı şekilde sizin de evinize girilebilir. İzin almak her zaman sizin için daha iyidir. Kendi dünyanızı temiz tutmaya çalışın, evinizin köşelerini, bodrumunu temizleyin. Başka bir kişiye odaklandığınız zaman sizin aranızda bir kanal oluştuğunu düşünün. Bu kanalın yardımıyla taradığınız kişi hakkında istediğiniz bilgiye ulaşırsınız. Durugörü yeteneğiniz iyi bir seviyede ise onun yaşadığı evin duvar kağıdının rengini bile görebilirsiniz.  Kişinin aurasını, kurduğu bağları, blokajları görebilirsiniz. Tarama esnasında bu bağlara ve blokajlara asla dokunmamalısınız. Blokaj  çözümleme işi o kadar da kolay değildir, uzun ve dikkatli çalışma ister. Biz blokajları tehlikeden korunma amacıyla yaratıyoruz. Her blokajın gerisinde enerji birikimi vardır. Blokaj kalktığında bu enerji akımına hazır olmalıyız, yoksa  güçlü akımın bizi nereye götüreceği belli olmaz.  Bu egzersizi yakın çevrenizden izin alarak yapabilirsiniz.