14 Ocak 2014 Salı

+DÜŞÜNMEDEN ÖNCE DÜŞÜNÜN






              DÜŞÜNMEDEN ÖNCE DÜŞÜNÜN


Cennet de, cehennem de bizim içimizdedir. Her insanın içinde karanlık ve ışıklı yanları vardır. Kötü “ben”le iyi “ben” arasında hep mücadele sürüyor. Siz hangi taraftasınız?
Biz “sözler” makalesinde (nazlialimova@ blogspot.com)  yıkıcı ve iyi sözlerden konuştuk. Negatif sözleri dilimizden çıkarmaya karar verdik. Şimdi ise düşüncelerimizi kontrol etmeye öğreneceğiz. Hayatımızı zehir eden kötü düşüncelerden kurtulup iyimser, pozitif düşünceleri geliştirmemiz lazımdır.
Negatif düşünceler hastalığı ve yoksulluğu yaratıyorlar. Hastalık ve yoksulluk negatif düşünceleri oluşturuyor. Böylece kısır döngü oluşuyor. Bu kısır döngüden iyi düşüncelerle çıka bilirsiniz. Düşüncelerimiz bizim hayatımıza şekil veriyorlar. Her kes kalbinin bir köşesinde iyi, ışıklı geleceğe umut ediyor. Ama bu gelecek arkadaş edindiğiniz negatif düşüncelerin ortamında mümkün değildir. Onları kovmak gerekiyor. Tabi bu kolay iş değildir. Çünkü etrafımızda çoğu insanın kafasında kötü düşünceler ağır basıyor. Biz bu insanlardan etkileniyoruz. Biz bu düşünceleri ebeveynlerimizden miras alıyoruz, izlediğimiz televizyon haberleri, korku filmleri bizde bu düşüncelerin uyanmasına neden oluyor. Kimse bize düşüncelerimizi kontrol etmeyi, yönetmeyi öğretmiyor. Ama günümüzde bilim adamları ve metafizik uzmanları, psikoloji ve ruhsal çalışmalar yapanlar- hepsi düşüncenin maddesel olduğunu söylüyor. Düşünce psişik maddedir. Aklımızdan geçen her düşünce bizim kaderimizdir.
Siz grip salgınından korunmak için maske takan insanları görmüşsünüz. Onlar kendilerini virüsten koruyorlar. Negatif düşünceler virüslerden daha tehlikelidirler. Siz pesimist, karamsar insanlardan kaçının, korku filmlerini ve dramları izlemeyin. Güçlü, pozitif insanlarla arkadaşlık etmeye çalışın, güzel duygular yaşatan filmleri izleyin.
Eğer sen, değerli okurum, gerçekten hayatını değiştirmek istiyorsun, zengin ve sağlıklı yaşam arzu ediyorsun- düşüncelerine dikkat et. Düşünce maddeseldir, düşünmeden önce düşün. Düşüncelerini izlemeye al. Hayatının değişmesi için önce senin düşüncelerin değişecektir.
Düşünceler sizin bilincinize yerleşmiş tohumlardır, bu tohumlardan davranışlar çıkar, davranışlarınız sizin karakterinize şekil verirler, karakterinizden kaderiniz doğar.
Sizin her düşünceniz hayatınızı, Evreni etkiliyor.
Siz kendi geminizi yürütmek için yardımcıları ve akıl veren dostları davet ede bilirsiniz. Ama bu işe yaramaz, çünkü sizin hayat geminizin sorumluluğu size aittir. Geminizi yürüten sizsiniz. Devletten, anne babanızdan, eşinizden, patronunuzdan hesap sormayın, yoksa yüzünü kapatıp kimsenin onu göremediğini zan eden çocuğa benzersiniz. Kendinizden ve kendi sorumluluğunuzdan kaçamazsınız! Tüm dünyada kimse sizden sorumlu değildir. Siz ve sizin düşünceleriniz.
Şimdi negatif düşüncelere bakalım. Bunların temelinde korku ve güvensizlik yatıyor:” Ben yapamam”, “Yok, bu bana göre değil”, “Neden ben böyle şansızım?” “Benim hayatım berbattır ve hep böyle devam eder” , “Ben hastayım”,”Ben fakirim”…
Burada en büyük tehlike o ki, biz düşüncelerimize alışığız, onların yıkıcı özelliğini farkında değiliz. Biz her gün aynada gördüğümüz yüzümüze, cebimizdeki paraya, monoton renksiz hayata alışıyoruz. Ayni bu şekil negatif düşüncelerimize alışmışız. Biz dünyaya küçük, kirli pencereden bakıyoruz. Biz bu duruma alışmışız. Biz kendi ismimizin, sosyal statümüzün kölesi olmuşuz. Biz sanki kendimizi hücreye sokmuşuz ve bu hücrede bizi tutan düşüncelerimizdir. Onlar bizim büyük hedeflere ulaşmakta en büyük engelimizdir.
Bizim kendimiz yarattığımız zincirleri kırmamız lazımdır. Geçmişin kalıplarından, değerlerinden çıkıp hak ettiğimiz zenginliği ve mutluluğu hedef olarak görmemiz lazımdır.
Kendimizi zengin, mutlu ve sağlıklı görelim. Hayalinizi şimdi oluşturalım!

İyi şeyler düşünelim!

13 Ocak 2014 Pazartesi

+ ÖZ GÜVEN


                               








                                                                                                                   
                    ÖZ-GÜVEN



Bir boksçu olduğunuzu ve önemli müsabakaya çıkacağınızı hayal edin. Rakibinizi tanımıyorsunuz, sizden güçlü ve ya zayıf olduğunu bilmiyorsunuz. Ama bu müsabaka sizin hayatınızın en önemli dövüşüdür. Sizin hayatınız, maddi durumunuz, şöhretiniz, geleceğiniz bu dövüşe bağlıdır.
Tabi siz heyecanlısınız. Heyecan bu durumlarda organizmanın doğal tepkisidir, önemli iş, görüş öncesi biz heyecanı yaşarız. Ringde heyecan önemli değil ve sonucu belirlemez. Sonucu belirleyen burada sizin ruh halinizdir. Burada iki ruh halinden söz ede biliriz.
Birincisi- korkak ve güvensiz insanın ruh halidir. Müsabaka başlamadan böyle birisi dövüşü kaybetmiştir. Onun kafasında bu tür düşünceler dolaşıyor : O benden hızlıdır! O benim burnumu kırar, yüzümü dağıtır! Bak ne büyük yumrukları vardır! O beni sakat bırakır, hayatımın sonuna kadar ilaçlarla yaşarım!” Sonuçta ne oluyor? Korku, panik ve tabi ki yenilgi.
Ama bu hayatınızın dövüşüne tamamen başka ruh haliyle gire bilirsiniz. Donatımınız, hazırlığınız, güçlü ve zayıf taraflarınız –hiç önemli değil. Sadece kendinize bunları söyleye bilirsiniz: Ben güçlüyüm! Ben kazanırım! Bu benim hayatımın dövüşüdür! Benim gücüm buna yeter, ben onu yok ederim.
Korku sporcunun iradesini paralize eder ve kazanma şansını ondan alır. Tam tersi özgüven ve zafere odaklanma boksçunun tüm gücünü ortaya koyar ve istenen sonuç alınır.
Korkak ve cesur insanların kanlarının kimyası bile farklı oluyor. Bilim adamları kriz ve korku yaşandığında insanın kanında korku hormonlarının oluştuğunu ispat etmişler. Bu hormon tüm organizmaya dağılıyor, organların ve sistemlerin işini zorlaştırıyor. Özgüven ve yüksek moral ayni şekilde organizmayı etkiliyor: başarı ve zafer hormonları kanla organları dolaşıyor.
Hayvanlar korku hormonlarını hissediyorlar, köpeklerin ve kurtların insanlara saldırmakta seçici davrandıklarını biliyoruz. Onlar daha çok paniklemiş, korkmuş kişiyi takip ederler.
Siz dersiniz ki, ring müsabakası misali sıradan insanlara uygun değildir. Ama ben diyorum ki, biz zaten hep ringdeyiz, her gün, her alanda savaşıyoruz. Güneşin altında yerimiz için savaşıyoruz. Zenginlik, başarı, şöhret – bunların uğruna hep dövüşmek gerekiyor. Tabi mecazi anlamda, ama özü yine de değişmez. Çünkü burada yenilgi- fakirlik, perişanlık, yalnızlık demektir.
Hayat mücadelesinde en büyük argümanımız bizim özgüvenimizdir.
Bu büyük gücün-Özgüvenin- kaynağı nedir? Çoğu insan güvenin parayla ve başarıyla bağlı olduğunu düşüne bilir. Gerçekten bazıları zengin, iyi yerlere gelmiş insanların özgüveni var diye düşünür. Ama bu büyük yanılgıdır. Hayatın gerçeği o ki, özgüven ne insanın tuttuğu mevkiyle, ne yaşadığı yerle, ne eğitimiyle ne de cebindeki parayla ilgilidir. Siz zengin birisiyle ve ya yüksek konumda memurla yarım saat konuşsanız onların  kaybetme korkularının olduğunu görürsünüz.
Özgüveni kazanmak için bilmemiz gerekiyor ki bu hususiyeti çalıştırmak gerekiyor, yani antrenman yapmak lazımdır. Özgüveni aynı kasları antrenman yaptığımız gibi çalıştırmak gerekiyor. Her gün özgüven çalışması yapıp onu gereken seviyede tutmak mümkündür.
Şimdi güvensizliği doğuran nedenleri araştıralım.
İlk eğitimden söz etmek gerekiyor. Çoğu kişi yüksek okul diplomalarına sahip olmadıklarından kendilerini güvensiz ve ikici sınıf vatandaş zan ederler. Ben burada eğitimin önemini ve hayatımızdaki rolünü düşürmek fikrinden çok uzağım( Kendim Doktora yapmış birisi olarak bunu söyleyemem). Ama eminim resmi diploma mutluluk, başarı ve zenginlik demek değildir. Size dünyaca ünlü ve başarının simgesi olan insanların resmi diplomaları olmadığını misal vere bilirim. Bu liste çok uzundur. Ama birkaç kişiyi size açıklayım: Amerikan otomobil sanayisinin kurulucusu Henry Ford, “Apples”şirketinin sahibi Steve Jobs, Soichiro Honda.
Güvensizliğin ikinci nedeni-parasızlıktır. Bu da büyük yanılgıdır, değeli okurum. Çoğu insan düşünüyor :”Benim param yoktur, benim geleceğe güvenim yoktur, olamaz.” Bu nedenle özgüvenini kaybetmiş insanlara dünya zenginlerinin biyografilerini okumaya öneriyorum. Günümüzün en zengin insanlarının %75 işe beş parasız, 0 sermayeyle başlamışlar. Günümüzde dünyada 17 milyon dolar milyoncusu vardır. Bu o demektir ki, fakirlik güvensizliği yaratmaz.
 Tam tersi parasızlık sizin özgüveninizi oluşturmak için geçerli nedendir. Zengin insan gevşeye bilir, fakir ise hep özgüveni üzerinde çalışması lazım. Ruhunuzun gücü ve özgüveniniz sizi başarıya ve refaha ulaştırır.
Özgüveni etkileyen başka bir şey de- dış görünüştür. Mesela fazla kilo güvensizliğe neden ola biliyor. Ama siz dünyaca ünlü politikacılara, milyonerlere, artistlere baksanız, onların arasında fazla kiloya sahip olan birçok kişi görürsünüz. Onlar kendi görünüşlerini kendilerine engel görmemişler, fazla kilo onların özgüvenini etkilememiştir. Mesela ünlü televizyon sunucusu Opra Winfy. Show programında ilk adımını attığında Winfy baya kiloluydu. O, şimdi de fazla kilosu vardır. Ama bu durum ona milyonlarca insanın kalbini kazanmaya ve 650 milyon dolara sahip olamaya engel olmadı!
Günümüzün ünlü matematikçisi Stephen Walkink hakkında bir başka makalemde yazmıştım. Onun engelli koltuğuna mahkum olduğunu, konuşma becerisini de kaybettiğini ve dünyayla iletişimini bir tek baş parmağıyla gerçekleştirdiğini her kez biliyor. Özgüven problemi yaşayan tüm insanlar için Walkink’in parlak ve dinamik hayatı ilham kaynağı olmalıdır.
Büyük insanların hayatı bizim için örnektir. Onlar insan ruhunun, özgüvenin nelere kadir olduğunu bize gösteriyor.

12 Ocak 2014 Pazar

+KALPLERİN ANAHTARI- GÜLÜCÜK

                                       
                                    KALPLERİN ANAHTARI- GÜLÜCÜK



Bizim kaslarımızı yöneten bizim beynimizdir. Siz sokakta beli bükük, kamburu çıkmış, gözlerini yere dikmiş birisini gördüğünüzde onun ne halde olduğunu uzaktan anlarsınız. Sizin onunla konuşmanıza hiç gerek yok. Adamın yürüyüşü, soru işareti şeklinde bükülmesi onun kötü durumda, perişan olduğunu size söyler. Tam tersi, kafasını kaldırıp dik yürüyen adamın yüzünden onun iyi olduğu da anlaşılır. Aşık olmuş birisine, ya sayısal da bir milyon kazanana “nasılsın?” diye soru sormaya gerek yoktur. Onun iyi olduğu görünüşünden, dinamik hareketlerinden, mutlu yüz ifadesinden bellidir.
Bazı insanlar hataya yol veriyorlar. Onlar diyorlar ki, durumum iyileşsin, para kazanım, mutlu olum, o zaman yürüyüşüm ve duruşum da doğal olarak değişir. Bu çok yanlış düşüncedir.
Sarkmış omuzlar ve bükülmüş sırt sizin fizyolojinizi kötü etkiler. Nefesiniz zorlanır, iç organlar yeteli oksijen alamaz, bu da sizi erken yaşlılığa sürükler. Eğilmiş omurga yaşlılığın ilk belirtisidir. Ama en kötüsü odur ki, kamburlu sırt sizin duygusal durumunuzu etkiliyor. Bükülmüş birisi hayatın her zorluğuna karşı savunmasızdır, tüm olumsuzluklar onu bulur: saldırıdan başlayarak ekonomik krize kadar. Sizin duruşunuz sizin kart- vizitenizdir, başkalarının sizi algılayışıdır. Siz sırtınızı bükerek kendinizi bir duygusal kafesin içinde sıkışmaya mahkum ediyorsunuz.
Değerli okurum, sırtını her zaman dik tut! Omuzlarını düzelt,  gözlerin de ayaklarının altına değil, yukarı, uzaklara baksın. Ve tabi ki gülücük yüzünüzden eksik olmasın! Böyle duruşla siz başarıya ve zenginliğe giden yolda yürüye bilirsiniz, eğilmiş ve bükülmüş halde bunu yapamazsınız.
Gülümseyin! Sizin gülüşünüz insan kalplerinin anahtarıdır. Daha da önemlisi- gülücüğünüz sizin kalbinizin sihirli anahtarıdır.
Gülümseyin, sizin gülümsemeniz tüm dünyayı dolaşsın!
Sizin hedefiniz vardır. Eğer bundan önceki makalemde sunduğum çalışmaları ciddiye aldıysanız, sizin masanızda dilek albümü artık hazırdır. Sizin hayatınız şimdi inanılmaz anlam kazanmıştır- sizin hayaliniz vardır.
Ve siz şimdi hedefinizi görüyorsunuz. Şimdi size başarının geniş formülünü veriyorum. Bu formülü ben bulmadım, onu sizin için başarı elde etmiş zengin ve ünlü insanların anlatımına göre derledim ve topladım. Milyonlarca insanın bu formülü kullanıp hayatlarını değiştirdiğini size hatırlatmak istiyorum.
Hayatınızda değişim neden başlar? Sizin hayalinizden ve ondan doğmuş hedeften. Sizin hedefiniz- albümünüze yapıştırdığınız canlı, renkli ve net  resimler şeklindedir. Bu maksada ulaşmak için "aletlere" ihtiyaç vardır. Bu aletlerin en önemlisi- sözdür. Siz  hayat geminizin kaptanı olarak olumlu sözlerle geminin “Benim hayalim” adlı limana doğru gitmesini sağlıyorsunuz.. İkinci aletiniz – düşüncelerinizdir. Kötü düşünceler size yolda engeller oluşturur. İyi, pozitif düşünceler ise geminin yelkenlerini temiz rüzgarla doldurur. Sizin duruşunuz ve gülüşünüz de sözler ve düşünceler kadar önemlidir. Ve sizin özgüveniniz ve kararlığınız. Kendine ve başkalarına saygı ve sevgi. 
Bu gerçekten güçlü formüldür ve sizin hayatınızı bir anda değiştire bilir.
Sizin gerçek bir hayaliniz varsa ve hedefiniz oluştuysa, onun yansıması artık sizin bilincinizde yaşamaya başlamıştır.
Sizin gülüşünüz ve dik duruşunuz hayalinizin gerçekleşme sürecini hızlandırıyor. Sizin düşünceleriniz ve özgüveniniz kadar gülüşünüz de önemlidir. Yaşam savaşından yorgun ve bitkin halde birisi bana sora bilir: “ Benim dik sırtım ve aptalca gülümsemem nasıl paraya, başarıya, mutluluğa getire bilir?!”
Çok basit. Sizin omurganızın düzgün duruşu beyninize sinyal veriyor. Hatırlayın, ne zaman siz göğsünüzü kabartıp gülümseyerek dolaşıyorsunuz? Genç ve sağlıklı olunca. Mutlu olunca. Şans yüzünüze gülünce. Beynin biliyor- siz mutlu olanda, sizin futbol takımınız maçı kazanınca sizin omuzlarınızı düzeltip gülümsemeniz gerekiyor. Siz bunu farkında olmadan yapıyorsunuz.
Bu sinyali tam tersi-kaslardan beyine vermek mümkündür. Eğer sabah kaltlığınızda siz gülümseyerek hızla yürümeye başlasanız, beyniniz mutlu olduğunuzun sinyali alır ve hemen sizin moralinizi ve enerjinizi yüksek tutmak için harekete geçer.
Sevinç- beyine sinyal- kasların hareketi. Bu genelde insanlar için geçerli işlevdir.
Kas hareket- beyin-sevinç- bu yolu da kullana biliriz.
Hastalandığınızı düşünün. Ateşiniz vardır, tüm vücudunuz acıyor, kemikleriniz sızlıyor. Dünya umurunuzda değil. İki büklüm olup doktora gidiyorsunuz. O size ilaç yazıyor. İlacı aldıktan sonra kendinizi daha iyi hissediyorsunuz. Moraliniz düzelir, her şey artık öyle kötü gözükmüyor. Tamamen iyileştikten sonra sevinçli ve hayat dolu oluyorsunuz.
Şimdi ben size söylemek istiyorum ki, bizim fakirliğimiz de bir hastalıktır. Ve fakirlik bulaşıcı bir hastalıktır, onun virüsü başkalarından bize bulaşa bilir. Bunu kabul ettiyseniz hemen harekete geçin, iyileşmeye bakın.
Bir olumsuzluk yaşadığınız ana gelelim. Şimdi siz iyileşmeye karar verdiniz ve artık kendinizi bırakmayacaksınız. Her şeyi tam tersi yapacaksınız. Güleceksiniz, dik duracaksınız, sevineceksiniz. Bir artist gibi mutlu ve zengin insanın rolünü oynayacaksınız. Tüm hareketlerinizle, duruşunuzla, gülüşünüzle,  sözlerinizle mutlu ve sağlıklı olduğunuzu sergileyeceksiniz( hasta ve perişan olsanız bile). Siz bu davranışla sinir sisteminize talimat veriyorsunuz. O da kendi tarafından gerekli fermentleri üretiyor, duygusal hali oluşturuyor. Bedeninizin kimyası olumlu şekilde değişmeye başlıyor. Yeni doğan hücreler tamamen sağlıklı ve genç oluyorlar. Ve sizin hayatınız değişiyor! Bu ani bir değişimdir.
Sadece gülümseyerek, bir kilo limon yemiş gibi yüz ifadesini mutlu yüzle değiştirerek, omuzlarınızı düzelterek. siz iş hayatında, özel hayatınızda, sağlığınızda başarılı ve kusursuz oluyorsunuz. Deneyin!
Ve bitmedi. İnsan tek başına başarıya ulaşamaz. Bizim zamanımızda bu takım işidir. Kim kamburlu ve somurtkan birisiyle iş yapmak ister? Siz moralsiz, perişan halde, sırtınızı büküp dolaştığınızda insanlara bu sinyali veriyorsunuz: Ben şansızım.Benimle iş yapmayın. Ben hastayım. Ben sizi zenginliğe getiremem. Benden size şansızlık bulaşır” .İnanın çevreniz bu sinyali duyacaktır. İnsanlar bilinçaltıyla hareket ederek sizden uzak durmaya çalışacaklar, size iyi teklifler gelmeyecektir. Ve başarısız, hasta ve fakir insanlar size yapışacaklar, siz onları çekeceksiniz.
Düşünün siz iş için ortak arasanız kimi tercih edersiniz: somurtkan, yere bakan, pesimist birisini ve ya güler yüzlü, enerji dolu, optimist bakışları olanı?
Sırtınızı dik tutarak, omurganızı kontrol ederek, bakışınızı, gülüşünüzü –siz kendi psikolojinizi kontrol ede bilirsiniz. Siz kendi hayatınızın patronu olursunuz. Dik omurganız ve gülüşünüz sizi bir çok hastalıktan ve olumsuzluktan kurtarır .
Allah bizi kendi suretinde yaratmış! Bize seçim hakkı vermiştir. Gülmek ve ya gülmemek. İki büklüm gezmek ve ya dik durmak. Bu gerçekten büyük seçimdir. Bu seçimden bizim bolluğa, başarıya,sağlığa giden yolumuz başlar!


+ SÖZLER

                              
                                               
                                                      Sözler


Bizim her gün, her dakika kullandığımız alışık sözler bizim hayatımızın temelini oluşturuyorlar. Kuran diyor ki, Ademi yarattıktan sonra Allah ona ilk öğrettiği şey eşyanın isimleridir, yani sözler. İncil de “Başlangıçta söz vardı”- diyor.
Bir tek kötü söz bazen insanı öldüre bilir.  Bir genç ressama ve ya şaire onun tamamen yeteneksiz, beş para etmediğini söyleseniz, o intihar ede bilir. Küçük erkek çocuğuna onun korkak ve zayıf olduğunu söyleseniz onun hayatta cesur ve başarılı olma şansını kapatırsınız. Sözle insanın hayatını değiştire biliriz, onu yücelte biliriz, onu yıldızlara uçururuz. Coşkulu konuşmacılar milyonlarca insanı peşlerinde sürüklemişler, inanılmaz zaferler ve yeni ülkeler yaratmışlar. Sözle imparatorluklar yaratılmıştır!
Sözlerden cümleler oluşur, cümlelerden davranışlar doğar, davranışlar bizim karakterimizi yapar. Karakterimizden bizim kaderimiz doğar. Bizim söylediğimiz, kafamızda tutuğumuz, başkalarından ve radyo-televizyondan duyduğumuz sözler yok olmuyorlar: hepsinin izi, kaydı vardır. Söz, sözlerin her birisi bizim hayatımızın kuruyucudur. Nasıl bir bina taşlarla ve ya tuğlalarla dikiliyor, hayatımız da öyle sözlerle kuruluyor. Bunun için, değerli okurum, sözün önemini anlamanızı ve bilmenizi istiyorum. Kuranda defalarca bize iyi, hoş söz söyleyin boşuna denilmiyor. Bu bize verilmiş kılavuzdur, iyi hayatı kurmamız için anahtardır.
Biz zengin olma hayali kurduk. Zenginliğin sembolü, göstergesi sandığımız müstakil ev resmini dilek albümümüze yerleştirdik.( Dilek albümü makalesine bak- nazlialimova@blogspot.com) Bu evi canlandırdık, film yarattık ve orada ev sahibi rolümüzü oynadık. Hayalimizi yaşattık, ona canlılık verdik, sevincimizi, mutluluğumuzu hissettik ve Evrene bu ev varmış gibi içten teşekkür ettik. Bütün bu eylemler çocuk oyuncağı gibi size gözükse de – hayalimize doğru ciddi adımlardır. Çünkü biz Bilinçaltımızı uyandırdık, onu harekete geçirdik, ona ilerlemek için yolu ve hedefimizi gösterdik. İnanın bunlar benim tavsiyelerim ve uydurmalarım değildir! Bu başarı ilminin dünyanın en akıllı ve başarılı uzmanları tarafından verilmiş önerilerdir. Bu teknikler çalışıyorlar ve milyonlarca insanın hayatını değiştirmişler!
Sözün yaratıcı ve dağıtıcı gücünü anlamanızı istiyorum. Ben şimdi “ölüm”, “keder”, “ rezillik” sözlerini yazdım. Bunları okuyunca ne hissettiniz? Tabi, negatif duygular oluştu.
“Ask, sevgili, bolluk, öpücük, tatil”- şimdi ne hissettiniz? Hoş duygular içinizde kıpırdadı.
Sözler hayatımızın tüm yönlerini etkiliyorlar: sağlığımızı, başarımızı, özel ilişkimizi.
Şimdi böyle bir eksersiz yapmanızı öneriyorum. Bir kağıda negatif içerlikli sözleri yazın: hastalık, hastane, kriz, parasızlık, fakirlik, borç, düşman, aldatılma, yalan, olmaz, asla ve s. Bildiğiniz ve kullandığınız negatif sözleri yazın. Sonra bu listenin üzerini kalemle çizin, onu karalayın. Bilin ki, bundan sonra bu sözler sizin hayatınızdan yok oldular. Şimdi iyi sözleri yazın, size hoş gelen sözleri: sevgi, mutluluk, başarı, para, ev, zenginlik ve saire.
Bundan sonra sizin hayatınızda ve konuşmanızda kötü sözlere yer olmayacaktır. Dikkat edin, kötü söz dilinizin ucuna gelirse, yine onu telaffuz etmeyin, başka, olumlu söz kullanın. Negatif kelimeleri yine kağıda yazıp çize bilirsiniz, bu eksersizi tekrar yapın, ta ki kötü sözlerden kurtulduğunuza kadar.
Kötü sözler hayatınızdan çıktıktan sonra hayatınız da değişmeye başlar. Siz yeni insanlara tanışırsınız, yeni yetenekler kendinizde keşif edersiniz, size yeni kapılar açılır. Tam bir mucizevi değişimler yaşarsınız!
İyi, olumlu sözlerle siz geleceğinizin temelini yapıyorsunuz. Anne babalar çocuklarına söyledikleri sözlere dikkat etmelidirler. Şakayla söylenen negatif bir söz, azarlama çocuğun  geleceğini etkiliye biliyor. Çocuk bu sözlerden kendini koruyamıyor, onların doğru olduğuna çocuk saflığıyla içten inanıyor. Siz evladınıza iyi eğitim veremeye bilirsiniz, belki ona iyi oyuncaklar ve ya marka giysiler alamıyorsunuz. Ama onu sevdiğinizi, onunla gurur duyduğunuzu her zaman söyleye bilirsiniz. Bu sözlere para gerekmez, onlar bedavadırlar, ama onlar çocuğunuza iyi gelecek hazırlaya bilirler.
“General Elektrik” şirketinin  kuruyuçusu ve elektrik ampulünü icat etmiş Thomas Edison çocukken çok başarısız öğrenciydi. Bir kere onun annesini okul müdürü çağırıp küçük Thomas’ın yanında annesine onun geri zekalı olduğunu ve okuldan atıldığını söylemiştir. Thomas Edison’un annesi hemen müdüre gereken cevabı vermiştir: “Geri zekalı siz ve sizin öğretmenlerdir, benim oğlum dünyanın en zeki çocuğudur”. Büyük kadın! Bu anda, söyledikleri sözlerle o evladının geleceğini yazmış oldu! Thomas gerçekten kendi yaşıtlarından geri kalmıştı, okulda 2,5 ay tutuna bildi, ama annesinin sözleri onun gelişimine güçlü motivasyon, neden olmuştur.
Sözün olağanüstü gücünü anladıktan sonra onu kullanmaya gelelim. Size “ nasılsın” “ne haber” sorulunca her zaman “çok iyiyim”, “işler güzeldir,” her şey çok iyi “-diye cevap verme alışkanlığı edinin. Moraliniz kötü olsa bile, hasta olsanız bile, siz her zaman iyi ve sağlıklı olduğunuzu söyleyin. “Çok iyiyim”! bundan sonra bu sözler sizin ana kelimeniz olsun. Etrafınızdaki insanlara da, çocuklarınıza, eşlerinize, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza en güzel sözler söyleyin. Onlara en küçük şeyler için bile teşekkür edin, onları övün, onları şımartın. Siz sözlerinizle insanları mutlu ede bilirsiniz. Ama yalancı, suni sözler değil. İnsanlara samimi, içten gelen sözleri söyleyin. Samimi, içten söylenmiş sevgi ve saygı sözleri değeri biçilmez pırlantalar gibidir.
Kalpten insanları övün, beğenin, sevin. Siz böylece onların ve kendi hayatınız da ışıkla doldurursunuz. Sizin samimi sözleriniz sihirli lamba gibi bulunduğunuz yerleri aydınlatır.
En son size bu mantranı tekrarlamaya öneriyorum. Bu sihirli sözler sizin ve yakınlarınızın hayatını değiştire bilir.


BEN HER DAKİKA DAHA SAĞLIKLI OLUYORUM!
BEN HER SAAT DAHA SAĞLIKLI OLUYORUM!
BEN HER GÜN DAHA SAĞLIKLI LUYORUM!
BEN HER YIL DAHA SAĞLIKLI OLUYORUM!


Sağlıklı sözünün yerine istediğiniz başka sözü kullana bilirsiniz, daha zengin, daha başarılı, daha akıllı diye bilirsiniz, sizin geliştirmek istediğiniz yanınıza bağlı. Burada “daha” sözü çok önemlidir, onu unutmayın. “Daha” sözü sizin bilinçaltınıza sağlıklı olduğunuzun gösterişini veriyor. Bilinçaltınız, bu olağanüstü Güç bu sözü dikkate alıp sizin kimyanızı değiştirmeye başlar ve siz sağlıklı olursunuz.


10 Ocak 2014 Cuma

+ NLP


                                            NLP 


Biz Dilek albümünü yarattık. Şimdi albüme ve ya defterimize zamanı belirlememiz gerekir. Zamanlama olmasa eylem de sanki havada asılı kalır. Buraya gerçek bir süreç yazalım: beş –on sene. Hatta günü, ayı ve yılı da yazmak maksada uygundur.
Şimdi biz ilk adımı maksadımıza doğru attık.
Dönemimizin yeni bilim dalı NLP –ni hayalimiz için kullana biliriz. NLP- neyro-lingvistik programlama demektir. Biz de kendi evimizin oluşması için bilinçaltımızı programlamayı öğreneceğiz.
Bilinçaltını programlama için en uygun zaman uyku ve uyanış arasında bulunduğumuz haldir. Biz sabah uyandığımızda dinlenmiş ve gevşemiş oluyoruz, ve tam zihnimiz harekete geçmeden önce çalışmaya başlaya biliriz. Düşüncenizdeki video kamerayı açın ve dünyanın en güzel filmini seyretmeye başlayın. Bu film sizin müstakil bahçeli eviniz hakkındadır. Bu reklam filmi gelecek 5-10 sene sizin en sevdiğiniz ve en çok izlediğiniz film olacaktır. Bu filmin kahramanı sizsiniz. Siz evinizin yemyeşil bahçesinde çiçekleri suluyorsunuz, onların zarif kokusunu içinize alıyorsunuz. Sizin bahçıvanınız vardır, ama bu iş size inanılmaz huzur ve zevk veriyor. Bu film hayatınızın en hoş ve tatlı filmidir.
Bu film ayni zamanda sizin kaderinizin anahtarıdır. Bu anahtarla siz yeni mutlu hayata kapıyı açacaksınız.
Bu hayali film milyonlarca sizden daha yaşlı, daha fakir insanın hayatını değiştirmiştir. Bugün onlar zengin ve mutlular, çünkü bu teknikleri, bu bilgileri zamanında kullanmışlar.
Bu filmi her sabah yataktan kalmadan önce izlemeyi kendinize alışkanlık edin. Bir süre sonra film canlı ve sürükleyici olacaktır.
Bundan sonra NLP-nin başka basit tekniklerini de kullana bilirsiniz.
Siz kendinize hayal ettiğiniz görüntünün iki defa daha büyük olmasını emir ediyorsunuz. “ Tabloyu iki kat daha büyük olsun! İçteki sesiniz bu sözlerle talimat veriyor. Ve gördüğünüz tablo gerçekten büyüyor. Bundan sonra “daha canlı, daha renkli-”emrini veriyorsunuz. İzlediğiniz tablo yeni renklerle boyanıyor, canlılık kazanıyor. Şimdi düşüncenizde hayal ettiğiniz tablo kocaman ve daha canlıdır. Kendinizi bir mıknatıs olduğunuzu zan edin ve görüntüyü kendinize çekin. Güzel canlı tablonun size yaklaştığını ve sizi tamamen içine aldığını görün. Siz bu tabloyu kendinize çekiyorsunuz ve sonra bu mutlu geleceğe adım atıp giriyorsunuz. Ve burada en önemli şeyi yapmanız gerekiyor. Tam düşlediğiniz evin içinde teşekkür etmeye başlıyorsunuz. Bugünkü sıkıntılarınıza, zorluklara rağmen siz tam kalbinizle Yaratana, Evrene, Dünyaya, sevdiklerinize teşekkür ediyorsunuz. Sizin minnettarlığınız ne kadar güçlü olursa ,o kadar hayalinize yaklaşırsınız.
Bu eksersiz Yer çekimi gibi çalışıyor. Bir şeyi attığınızda yere düşer. Sizin bilinçaltınız da bu şekil sizin arzunuzu çekiyor. Bu teori değil, uydurma değil, bu pratik bilgidir ve bunun faydasını görmüş binlerce insan vardır.
Sizin hayaliniz sizin için enerji kaynağıdır. Büyük maksatlara hizmet etmek her zaman insana enerji ve coşku veriyor. Siz zengin olup kendinize ve ailenize güzel yuva kuracaksınız, projelerle ve iş yerleriyle insanlara hizmet vereceksiniz, onlara iş yerleri vereceksiniz. Bu düşünceler her zaman ilham kaynağıdır.


Ama sadece zengin olup yatların ve evlerin sahibi, bahalı arabaların ve saatlerin sahibi olmak ne heyecan, ne de coşku verir. Bir anda yüz arabaya binemezsiniz, yüz takım giyinemezsiniz, yüz defa yemek yemezsiniz. Zenginlik aşırı tüketim değildir.
Dilek albümünüze yazın:” Benim hayalim benim için en büyük , en güçlü ve sınırsız enerji kaynağıdır”


9 Ocak 2014 Perşembe

+ DİLEK ALBÜMÜ





 








                        Dilek Albümü 


Biz zengin olmaya karar verdik. Bu bizim hayalimizdir. Ama bilinçaltı için zenginlik geniş kavram içerir. Onun için bizim banka hesabımızda 100 lira ve ya 100 bin lira var- fark etmez. Bunun için zenginliğin göstergesi olan somut bir şeyi düşünelim. Bu bir müstakil ev ola bilir.  Yaşadığımız şehirde, izlediğimiz dizilerde biz hep gösterişli, müstakil evler, villalar görürüz. Mimari sanatının zirvesi bir ev zenginliğin somut göstergesi olduğunu siz de kabul edersiniz. Bunun için bizim hayalimiz ev olacaktır. Bahçeli, havuzlu geniş bir evin sahibi olmak kim istemez? Bahçede istediğiniz çiçekleri, bitkileri ekersiniz. İsteseniz hormonsuz domates bile yetiştirirsiniz! Çocuklarınızla, torunlarınızla bu evde rahat hep birlikte yaşarsınız. Hemen bahalı dergilerden beğendiğiniz evin resmini kesip aldığınız albüme yerleştirin. Güzel dekorları, yatak odası, salon, koltuk takımları, banyoya jakuzi-istediğiniz her şeyi bu albüme yapıştırın. Bu sizin dilek albümünüzdür, yeni hayat kurma ödevidir. Siz bu makaleni okuduktan sonra hemen gidip bir defter ve ya albüm alıp bu basit işlemi yapmasanız, o zaman sizde iş yoktur, siz tembelsiniz ve zengin olmak arzusu da size göre değildir. Eğer sizin bu küçük ve hoş işi yapmaya sabrınız yetmiyor ise, hayatınızı değiştirecek büyük adımlardan hiç konuşmayalım.
Evet, hayal ettiğiniz şeyleri kesip yapıştırma işi sizi zengin etmeyecektir, gözle görünür bir değişim ortaya koymayacaktır. Ama bu hayalinizin somut albümü sizin bilinçaltınızı harekete geçirir. Sizin hayaliniz bir Deniz Fenerdir, onun ışığını yakmanız lazımdır. Bu ışığı yakmadıkça ona giden yolu da göremezsiniz. Siz hayalinizin albümüne her gün bakacaksınız, arkadaşlarınıza hayalinizi coşkuyla ve sevgiyle anlatacaksınız, tıpkı aşkınızı anlatıyormuş gibi. Sizin bilinçaltınız bunların hepsini kaydedecektir. Sizin resimleriniz ve alevli sözleriniz, duygularınız bilinçaltı için çıkış noktaları olacaktır. Bunun için bu hazırlık işlerini ciddiye alın, alaycı şekilde gülümsemeyi bırakın. Dersiniz ki, değerli okurum, ben şimdi kirayı, elektrik, doğalgaz faturalarını zor yetiştirirken, oturup boş boşuna zengin evlere mi bakacağım, onları mı hayal edeceğim? Evet! Çünkü sizin şimdi hayaliniz vardır! Bu karanlık hayat okyanusunu aydınlatan Deniz Feneriniz vardır! Sizin içinizde olan olağanüstü Güç- sizin bilinçaltınız ve ya yüksek bilinciniz artık nasıl hareket edeceğini biliyor. O sizin düşüncelerinizi ve hareketlerinizi bu maksada ulaşmak için programlayacaktır.
Şimdi resimleri deftere ve ya albüme yapıştırdıktan sonra elimize kalem alıp yazmaya başlayalım. Güzel evimizin tüm ayrıntılarını kağıda dökelim: odaları, duvarların rengi, merdivenler, şömine ve istediğiniz ne varsa. Evin hangi şehirde ve semtte olduğunu da yazmaya unutmayın.
 Şimdi evin nasıl koktuğunu, yeni mobilya, yeni boya, cila kokusunu da yazalım.
 Evin kokusunu bulduktan sonra onun seslerini aklınıza getirin. Herhalde bu sizin sevdiğiniz müzik olacaktır. Bir de sevdiklerinizin, yakınlarınızın, çocuklarınızın sesleri, gülüşleri.
Bundan sonra duygulara geçelim, en zor işte duygulardır. Tüm gücünüzü, iradenizi toplayıp böyle bir sahne canlandırın. Salonda aileniz ve arkadaşlarınızla yeni evinizi kutluyorsunuz. Donatılmış masanın etrafında yakınlarınız sizin sevincinizi paylaşıyor, konuşuyorlar, gülüyorlar. Kalbinize bakın, ne kadar mutlu ve gururlusunuz. Siz dünyanın en mutlu insanısınız-sizin hayaliniz gerçekleşti! Şimdi bu duyguları yazmaya çalışın.

 Siz  küçük evinizin bir köşesinde oturup resimleri yapıştırıyorsunuz, arzunuzu besliyorsunuz, hayatınızı değiştiriyorsunuz, sizin zihniniz bu an size aynen bunu söyleye bilir:  Yeter boş şeylerle uğraşmaya! Hayal kimseyi doyurmaz,  yeter boş yazılara kendini kaptırdın- sen busun, bu evde iki çocuğun ve karın ile barınıyorsun, gelirin de bellidir, resmine baktığın ev senin rüyanda ola bilir, aklını topla, işine bak, olana şükür et. “  Ve aklınız size daha neler söyler! Bilmeniz gerekiyor ki, aklınız sizin en büyük düşmanınızdır. O, her şeyi biliyor ve sizin böyle eve sahip olmayacağınızdan da emindir. Burada sizin için önemli seçim vardır: insanlığın elde etmiş bilgilerini ele alarak albümünüzü oluşturmak ve ya resimleri ve makasla yapıştırıcıyı bir kenara bırakıp yatmaya gitmek.
Sizin seçiminiz vardır- aklınızı dinleyip yoksul kalmak. Kalbinizi dinleyip, hayalinizi dinleyip hayatınızı değiştirme şansı kazanmak.
Tabi bu albüm işleri, yaptığınız belki de komik hareketler hayatınızı değiştirmiyor, ama yolun başında bunu yapmak önemlidir. Dilek albümü içimizdeki o büyük Gücü maksada doğru yönlendiriyor.
Albümü tamamladıktan sonra yapacağınız zor bir iş daha vardır. Tüm iradenizi ve gücünüzü toplayıp bunu yapın. Sizi soluk renksiz hayata sürükleyen aklınızı susturun. Dünyada milyonlarca insana yardım etmiş, onları başarılı ve zengin etmiş teknikleri kullanın. Bu tekniklerden birisi de – teşekkür etmektir. Şimdi siz bu hayal ettiğiniz eve sahip olduğunuz için Yaratana teşekkür edin, minnettarlığınızı bildirin. Evrene, Hayata, sevdiklerinize bu evin artık sizin olduğu için teşekkür edin. Defterinizde, kalbinizde, bilinçaltınızda bu teşekkür sözlerini yazın, sahip olduğunuz bu güzel ev için, ailenize verilmiş muhteşem yuva için teşekkür sözlerini yazın.




8 Ocak 2014 Çarşamba

+ BAŞARI HAYALDEN BAŞLAR






                          

  BAŞARI HAYALDEN BAŞLAR



  Başarı çalışmaları sizin hayalinizden başlar. Siz hayalinize, kalbinize, düşlerinize konsantre olmalısınız, mantıklı sönük fikirlere değil. Çünkü sizin başarınız sizin yüreğinizdedir, duygularınızda ve sezgilerinizdedir, hayalinizdedir, ama sizin mantığınızda değildir.
Dikkat etseniz tüm insanının değişimine, gelişimine hizmet eden eksersizler bilinçaltına odaklanmış çalışmalardır. Burada maksat sizde saklı olan olağanüstü gücü harekete geçirmek. Siz hep kendi küçük “benliğinizle”, egonuzla hareket etmeye alışıksınız. Ama aslinde siz sonsuz bir bilincin parçasısınız. Bilim diyor bizim bilincimiz devasa bir aysbergin tepesinde yerleşmiş ceviz kadardır. Şimdi düşünün küçücük ceviz aysbergi hareket ettire bilir mi? Hayır, onun gücü buna yetmez, aysbergin yolunu rüzgarlar, akımlar, fırtınalar değiştire bilir.
   Bir kere hepimiz bilmeliyiz ki, bizi bilinçaltı gibi devasa bir güç yönetiyor. Bu güç mucizeler yarata biliyor, sizin hayatınızı, durumunuzu, olayları, banka hesabınızı değiştire biliyor ve bunu öyle bir hızla yapar ki, aklınız ermez. Bu güç sizin hayatınızda olup biten her şeyi, tüm detaylara kadar hatırlıyor. Her üç saniyede bizim beynimiz gördüğümüz, işittiğimiz, hissettiğimiz her şeyi kaydediyor: ses, koku, video görüntü-bunların hepsi bilinçaltına yazılıyor. Bu kayıt her üç saniyede gerçekleşiyor, bir dakikada bu 20 kayıt yapar, bir saatte-1200 defa yapar. Bu rakamı hayatınız boyunca yaşadığınız saatlere çarpsanız öyle bir hard disk oluşur ki, dünyada en mükemmel bilgisayar bile ona sahip olamaz. Bizim beynimiz dünyanın en kusursuz  bilgisayarıdır. Bilim adamları, bilgisayarlar onun özelliklerinin 0,001 parçasını bile yansıtamıyorlar.
Bilinçaltı bizim hayatımızı, sezgilerimizi, içsel sesimizi, ilişki kurduğumuz insanları etkiliyor.
İnsan bu gücü keşfettikten sonra onu kendi hayrına kullanmak için çalışmalar yapıyor. Ben de  blogumda bu çalışmalardan ayrıntılı konuştum.
Biz dış görünüşümüzde öğretmen, öğrenci, banka işçisi ve ya emekli gözüke biliriz. Ama bizim içimizde olağanüstü bir Güç vardır, biz sonsuz potansiyele sahibiz. Bu gücü kullanıp kendimizi ve hayatımızı değiştire biliriz. Bu gücü kullanmak için elimizde ne var?
Tabi bizim Hayalimiz.
Her şey hayalden başlıyor. Hayalinizin önemini hissetmek için kendinizi okyanusta yüzen geminin kaptanı olarak düşünün. Gemini hayat okyanusunun karanlık sularında yürütmek için kaptan ileride parlayan deniz fenerini- Maksadı –gözden kaçırmaması gerekiyor.
Her sabah uyandığınızda gözlerinizi geleceğe dikin: orada hayalinizi, maksadınızı, parlayan Yıldızınızı görüyor musunuz? En kötüsü- bu ışığı, hayalinizi kaybetmektir. Sizin maksadınızı çalmaya en yakınlarınız bile kalkışa bilir, size inanmayanlar sizin fenerinizin ampulünü çıkarır, sizi hayalsiz bırakır. Buna asla izin vermeyin. Siz maksadınıza ulaştığınızda, başarının zirvesinde, dün size gülüp hayalinizi çalmak isteyenler, bugün sizi en çok öven ve alkışlayanlar olacaktır. Geminiz sularda kayalara çarpsa ve hasar alsa siz pişmanlık ve acıdan hayalinizi unuta bilirsiniz. Ve ya gemini kurtarma çalışmalarında bir de bakarsınız maksadınız yok olmuştur. Ama kaptan ne olursa olsun, ilk soracağı soru bu olmalıdır: Benim deniz fenerim, benim maksadım nerede? Ona nasıl doğru yolu bulurum? İyi, sağlam bir kaptan tehlikeli kayalıktan geçerken bir an bile dikkatini geminin istikametinden ayırmaz. 
Neden biz, gemilerimizin kaptanları, kendi yolumuzu ve maksadımızı unutuyoruz, biz Hayalimizden vaaz geçiyoruz. Biz gemimizi sularda bırakıp tatile gidiyoruz, başka acil olan işlerle uğraşıyoruz. Sonra bir gün gelir biz gemimizi hatırlayıp :”Peki, benim hayalim vardı? Neden olmadı?  “-deriz. Hayatı, koşulları, imkansızlıkları suçlarız, ama kaptanı-asla.
Böyle karanlık senaryodan kaçınmak  için her sabah maksadınızı, kendi deniz fenerinizi, kendi yıldızınızı düşünün! Uykuya dalmadan da önce planlarınızı,yaptıklarınızı hayalinizin haritasıyla kıyaslayın. Yine bakın- sizin maksadınızın Yıldızı yine parlak mı, size cazip mi?  Bu çok önemlidir, çünkü en büyük değişimler Hayalinizin  ışığında gerçekleşir.