20 Şubat 2014 Perşembe

+ SEDON SİSTEMİ


 
                      








   Lester Levinson ve  Sedon sistemi


Sedonun özgürleşme  sistemi dünya yaşantımızda  negatif duyguları silmeye yönelik ilk tekniklerden biridir.
Sedondan özgürleşme tekniğini Lester Levenson 1952 senesinde geliştirmiştir.
Lester Levenson( 1910-1994) iki kalp krizinden sonra bir yığın başka hastalıklarla doktor tarafından evine gönderilmişti. Doktorlar ona yaklaşık üç ay ömrü kaldığını söylemişlerdi. Levinson fizikçi ve iş adamıydı ,42 yaşındaydı ve ölmeyi istemiyordu. Uzun geceler ve günler hasta yatağında o hayatını gözden geçirmeye başladı. Ben kimim ve neden buradayım? Sorusuna cevap arıyordu. Levinson kendine söyledi ki, bu soruya cevap bulmadan asla ölmeyecektir. Üç ay içsel çalışmaların ve ruhsal arayışların sonucunda o kendi için iki gerçeği buldu. Bu gerçekler onun hayatını kurtardılar, kendi duygularıyla çalışarak o tamamaen iyileşti ve doktorların hayretine ayağa kalktı. Aydın oldu ki, 42 yaş onun ömrünün tam ortasıydı, çünkü Levinson  bundan sonra 42 sene yine yaşadı ve 84 yaşında vefat etti. Levinson iyileşmekle kalmayıp bundan sonraki hayatında mutlu ve başarılı oldu:o milyoner oldu ve kendi sistemini başkalarına öğretmek için Sedon enstitünü kurdu.
Peki Levenson'un bulduğu gerçekler neydi?
Lester ilk insanlardan biriydi ki, kendi hastalıklarından duygularının sorumlu olduğunu gördü.  O anladı ki ne başka insanlar, ne de onun kuşatan dünya onun hastalıklarından ve problemlerinden sorumludur. Ve hatta kader burada suçlu değildir.
Bunu bir içsel patlayışla, derin ruhsal aydınlanmayla anladığında kendi değişine göre üzerinden sanki bir yük kalktı. Demek ki, kimse bana bir şey yapmadı, bunların hepsini ben kendim yaptım! O zaman kimseden küsmeye, kimseye kırılmaya hakkım yoktur. Ben kendim bunları yaptımsa, ben de düzelte bilirim-dedi.
Kendi metodunun temelini Levenson bu sözlerle ifade etti: Mutluluğun sırrı yığılmış negatif duygulardan kurtulmadadır. Onları bıraktığınızda siz hayatınızda mutluluğu çoğaltmayla yetinmeyip tüm hayatınızı değiştire bilirsiniz. Maddi durumunuzu, sağlığınızı, görünüşünüzü, insanlarla ilişkinizi-her şeyi!”
Duygular bizim hayat deneyimimizin esasını teşkil ediyorlar. Negatif duygular bizi strese sokuyorlar. Bu duygular bizde benzer düşünceleri uyandırıyorlar, düşünceler ise davranışları doğuruyor. Bu durumda üç seçim vardır: negatif duyguları bastırmak, onları ifade etmek ve ya onları bırakmak. Çoğunlukta biz duyguları bastırıyoruz. Biz onlardan kaçıyoruz, biz onları gizliyoruz- ama bu bizim yapabileceğimizin en kötüsüdür.
Yer değiştirmek, yeni insanlar, sigara ,içki, uyuşturucu ve ya fazla çalışmak –bunların hepsi kendinden kaçıştın,kendi duygularımızdan.
Negatif duygunun başka çıkış yolu-bağırmak, ağlamak, başkalarına agresif davranışta bulunmaktır. Bazı psikoterapi metotları negatif duyguların ifade edilmesinden yanadır, fakat başkalarına agresif davranışlar bize de zarar verir. Bu bizim ilişkilerimizi zedeler, suçluluk duygusu ortaya çıkar ve o da negatif duyguları pekiştirir-tam kısır döngü yaranır.
Bağırıp çağırarak ve ya başkalarına agresif davranarak biz problemlerimizi çözemiyoruz. Bu yolda negatif duyguların bir kısmı yine içimizde kalır ve bizim sağlığımızı, yaşantımızı etkiler.
Bizim duygularımız inançlarımızdan doğarlar ve yargı değerlerimize bağlılar, onlar bizim varoluşumuzun ve ilişkilerimizin temelidirler. Duygular bizim bu hayatta deneyimlerimizle bağlayıcı halkadır ve geçmiş hayatımızla ayni şekilde bağlantılılar. Her ikisini de biz bastırıyoruz, fakat onlar karmik dersler olarak karşımıza çıkarlar, bize geçmemiz gereken durumları,olayları  yaratırlar, karşımıza gerekli kişileri çıkarırlar.
Sedon metodu bize bizi kısıtlayan duygularımızdan kurtulmaya yardımcı oluyor. Bu negatif düşüncelerin esas sebebini arayıp ortaya çıkarmakla oluyor. Böyle bir misalde bunu izleyelim:
Kendinizi tutup içinize kapandığınızda sizinle çalışan eğitmen size söylüyor:
Bu kalemi alın.Siz kalemi alıyorsunuz. Sonra o size soruyor: Bana kalemi vere bilirsiniz? Siz ona kalemi verdiğinizde o sizin bir şeyden ne kadar kolay kurtula bildiğinize dikkat çekiyor. Sonra benzer şekilde duygulardan arınma süreci başlıyor:
Duygunuzu şimdi hissedin
Onu bırakmak istiyor musunuz?
Siz onu şimdi bırakmak istiyorsunuz
O zaman şimdi onu bırakın.
Bu teknik negatif duygular taşıyan ve onlardan kurtulmak isteyen için geçerlidir.
Tüm bizim negatif duygularımız kaynağı başkalarını kontrol etmekle ve ya bulunduğumuz durumu kontrol etmekle bağlıdır. Levenson uzun yıllar pratik çalışmaların sonucunda böyle kanaate geldi: negatif duyguların altında sevgi arzusu ve kendine dikkat çekme isteği yatıyor, dünyada var olma isteği ve dış dünyayı kontrol etme çabası…
Sedon metodunu özgür kalma tekniği adı verilmiştir. Gördüğünüz gibi o çok basit gözüküyor. Siz bir problem yaşadığınızda kendinize sadece 4 soru soruyorsunuz:
Ben bunu kabul etmeye hazır mıyım?
Ben onu bırakmaya hazırmıyım?
Ben onu bırakıyor muyum?
Ne zaman bırakacağım?
Ve siz kendi sorunuzu bırakıyorsunuz, onunla ilgili duygularınız bırakıyorsunuz.
Lesterin en çok sevdiği söz: İmkansız da mümkün oluyor ondan kurtulduğunda

19 Şubat 2014 Çarşamba

+ Arzunun gücü-SEVGİ

                                                                                   
                         

                                                            Arzunun gücü-SEVGİ


Bir şeyi arzuladığımızda, istediğimizde ona odaklanıp başka şeyleri arka planda tutmamız gerekiyor. Siz istediğiniz şeye aşık olmalısınız, onu düşünmelisiniz Mesela bir genç adam nasıl kıza aşık olup onunla evlenmek istediği gibi. Bu o demek değil ki tüm dünyayı unutup istediğiniz şeyin manyağı olasınız. Sadece arzunuz sizin için her şeyden önemli olmalıdır. Asık olmuş genç etrafına ışık saçar, hoşgörülü olur, kendi sorumluluklarını yapar, mutlu ve sevinçli olur, ama hep sevgilisini düşünür ve ona gereken koşulları yaratmak ister. Ne söylemek istediğimi anladınız mı? Siz tüm samimiyetinizle, kalbinizle istediğiniz şeye aşık olmalısınız.
Bu flört değil, geçici sevda değil: bugün var, yarın ise yoktur. Hayır, bu modası geçmiş romantik aşk olmalıdır, nasıl seven genç sevgilisinin evinin etrafında uyumadan önce dolaşır, o emin olmalıdır ki, ev yerindedir ve kız da oradadır.
Bir şeyi istediğinizde ona karşı iyi duygular içinde olmalısınız. Şans kıskançtır, insandan özveri ister, siz başka güzellerle konuşmaya başlasanız, size sırtını çevirir.
Düşüncenin gücü ne kadar yoğun olursa düşünce kadar iyi çalışır. En güzel düşüncelerinizi  arzunuza yöneltmelisiniz.
Kendi işini seven hep işini düşünür ve karşılığında yüz bir plan doğar onun için, bunlardan birisi onun mutlaka işine gelir.
Unutmamak gerekiyor ki bizim bilinçaltımız esas arzumuza ve isteğimize odaklanmıştır. O olanları kaydediyor, planlar yapıyor ve planların birisini size attığında siz bunun dışarıdan geldiğine inanırsınız ve sevinirsiniz. Ama düşünce gücünüz yayıldığında ve net olmadığında ,bilinçaltı ne istediğinizi bilemez. Ve sizi esas yardımcınızdan ve kaynağınızdan kopmuş olursunuz. Ve bilinçli plan yapmak istediğinizde başarılı olamazsınız. Bilinci çok şeyle uğraşan kişinin düşüncesi gerekli çekim gücünü oluşturamaz ve harekete geçirmez. Böyle birisi istediği şey için insanları, olayları, eşyaları kendi hayatına çekmekte aciz kalır. Ona yardım edecek birilerinin de çekim akımına giremezler. Olumlamalrın çalışma mekanizması da bilinçaltının bu özelliğine dayalıdır: Siz ona tekrarladığınız net ifadelerle ne istediğinizi beyan ediyorsunuz.
Bir nedenlerle kendi temel yolumuzdan saptığımız zaman, odağımızla ilgili olmayan şeyleri düşündüğümüzde, işlerimiz iyi gitmez, hüsrana uğraya biliriz. Yine kendi yolunuzda düşüncelerinizi topladığınız zaman işleriniz düzelir. Fikirlerinizin sapmasına, genel maksattan ayrılmasına izin vermeyin, kendinizi boş şeylerle oyalamayın.
Şansınızı yükseltin- istediğiniz şeyi sevin ve onu düşünün.
Sevgi tüm varoluşun temelidir. Bitkilerin suya duydukları sevgisi onların köklerini toprağın içinde sevdiklerini bulana kadar uzamaya itiyor. Çiçeğin güneşe sevgisi onu güneşe doğru yükselmeye mecbur ediyor.
Bizim arzumuz Evrensel Yaşam Sevgisinin tezahürüdür. İstediğiniz şeyi sevin – sadece sözgelişi kullanılmış güzel ifade değildir. arzunuz olsun.
İstediğinizi ne kadar çok sevseniz o denli güçle onu kendinize çekersiniz.
 Burada başka önemli bir husus daha var. Bir süreç için sadece bir sevginiz olsun.

18 Şubat 2014 Salı

+YOGA RAMACHARA VE TELKİNİN GÜCÜ








         Yoga Ramachara ve telkinin gücü

                                                                                       


                                                                 

   Bundan önce yazdığım makalede size anlattığım Emile Coue’nin telkin çalışmalarını daha sonra William Walker Atkinson geliştirip ileri götürmüştür.
Hukukçu ve iş adamı Atkinson (1862-1932) ruhsal öğretilere büyük ilgi göstermiştir.Doğu felsefesini ve Yogayı öğrenip bu konuda Batı insanının faydalanması için birçok kitap yazmıştır. Bize yüzden fazla kitap miras bırakmış Atkinson genelde  Yoga Ramachara takma adıyla eserlerini imzalamıştır.
Kişisel gelişim ve psikiyatriyle de ilgilenen Atkinson telkin metodunu da çalışmıştır.
Pratik çalışmalar gösterdi ki, Atkinson’un sistemi daha hızlı sonuçlar veriyor. Atkinson telkinleri iki basamakta yapmayı öneriyor. Onun düşüncesine göre insanın ruhsal dünyası dış ve iç etkinlerden oluşuyor. Bundan dolayı onun sunduğu telkin çalışmalarının iki basamağı vardır. Birinci basamakta Coue’nin sunduğu kendine telkin çalışmaları yer alıyor. İkinci basamakta ise deney kendini karşısında koltukta oturduğunu imajine ediyor ve kendisine başkasına davrandığı gibi davranıyor. Mesela kendine böyle telkin vere bilirsiniz: ben kendime güveniyorum. Ben kendime güveniyorum . Daha sonra kendinizi karşıda otururken hayal ederek kendinize bir başkasına telkin verirmiş gibi söylüyorsunuz: “Sen kendine güveniyorsun,” “Sen, (kendi isminizi söyleye bilirsiniz) kendine güveniyorsun.”Sade telkinden bu çok daha etkili oluyor.
Telkinin etkili olduğunu ve nasıl çalıştığını anlamak için düşüncenin doğasını ve gücünü anlamamız lazım. Atkin düşünceyle ilgili ciddi çalışmalar yapan ilk düşünürlerden biri olduğunu söyleye biliriz. Onun bu konuda yazdığı eserler günümüzde de büyük ilgi çekiyor.
 Atkinson’nun “Düşüncenin gücü” ve “ Çekim yasası ve düşüncenin gücü” (1906) kitapları internette izleme rekorlarını kırmış ve sonra kitap şeklinde çıkmış Dan “Sekret” filminin esas kaynağı olduğunu da söylemek lazım.
Atkinson diyor ki, nasıl atomlar bir birilerine çekilerek madde oluşturuyorlarsa, nasıl Yer küresi çekim gücüyle üzerine her şeyi çekiyor, Evrende çekim gücü dünyaları kendi çemberinde dönerek tutuyor, bu çekim yasası bizim hayatımızı da yaratıyor. Biz istediğimiz ve istemediğimiz her şeyi kendimize çekeriz.
Biz düşüncenin enerji olduğunu anladığımızda, onun çekim gücüne sahip olduğunu da kabul etmek zorundayız. Biz düşüncenin gücünü anladığımızda hayatımızda baş veren olayların karşısında “neden?” sorusuna da cevap vere biliriz. Düşünce dünyasında büyük çekim yasası çalışıyor. Fiziksel dünyada güçlü mıknatıs 100 kiloluk demiri kolaylıkla çeker ve tutar. Biz onu çeken gücü göremeyiz, ona dokunamayız, koklayıp duyamayız. Ama bunlara rağmen bu güç vardır ve çalışıyor. Aynen düşünce enerjisinin frekanslarını algılamakta zorluk çekeriz,  fakat öyle insanlar var ki, düşüncenin titreşimlerini hissederler. Siz de büyük olasılık hayatınızda karşı tarafın düşüncelerini hissetmişsiniz, bilmişsiniz, sadece buna fazla odaklanmamışsınız. Mesela, ben konuştuğum kişinin düşüncelerini hissediyorum, onların dalga şeklinde bana geldiğini seziyorum. Telepati olayları da düşüncenin bu özelliğine bağlıdır.
Ben birçok makalemde düşüncenin maddesel özelliğinden konuştum. Biz düşüncelerimizle kendi gerçekliğimizi yarattığımızı söyledim. Bunlar 19 asrın sonlarında ileri sürülmüş teorilerdir, fakat günümüzde teori olmaktan çıkmışlar, düşünce enerjisinin maddeye dönüşme özelliği artık ispatlanmıştır ve geniş şekilde kullanılıyor.
Nasıl ışın, ısının, elektriğin titreşimleri vardır, aynen düşünce enerjisi de frekanslara sahiptir. Biz düşüncenin bu muhteşem özelliğini kabul edip anladığımızda gerçekten hayatımızda onun gücünü kullana biliriz.
Biz daima güçlü ve ya zayıf düşünce enerjisini üretip ışınlıyoruz. Bizim düşüncelerimiz bizi ve çevremizi etkiliyor ve daha da önemlisi onların çekim gücü vardır. Onlar bize başkalarının düşüncelerini, olayları, insanları, eşyaları, “şansı” çeke biliyorlar. Sevgi düşüncesi bize başkalarının sevgisini ve buna dair insanları ve olayları çeker. Nefret ve kin içeren düşünceler başkalarının bu içerlikte olan düşüncelerini çeker ve hayatımıza olumsuzluklar girer.
Düşünce dünyasında benzer benzeri çekiyor. Burada neyi ekersen onu da biçersen ilkesi çalışıyor. Biz bunu gerçekten hayat kılavuzu yapıp kullansak hayatımızda büyük değişikler yaparız, yaşamımız kolaylaşır. Bir kadın ve ya erkek sevgi dolu olduğunda her yerde sevgiyi görürler ve kendilerine başkalarının sevgisini çekerler. Nefret dolu insanlar ise nefreti çekerler üzerilerine. Çekim yasasını bildiğinizde göreceksiniz ki, bazıları kendileri kendilerine engelleri çekerler.
Atkinson yazıyor ki, “düşünce dünyasında çekim yasasını kavramış insan artık hayat okyanusunda tufanların oyuncağı olmaktan çıkar.”

Psişik enerji alanının özüne has yasaları vardır ve bizim bunları öğrenmemiz gerekiyor.

16 Şubat 2014 Pazar

+ EMİLE COUE'NİN TELKİN METODU

                                                                       
                                                                                 

               Emile Coue'nin telkin metodu

                                                                                       






 Kendine bir duyguyu ya düşünceyi aşılama ve ya telkin etme formülü insan psikolojisini ve hayatını değiştirme yolunda atılan ilk adımlardan biridir.
“Her geçen gün ben her yönden daha ve daha da iyi oluyorum”. Bu ünlü telkinin yaratıcısı Emile Coue olmuştur. Telkinler ondan önce kullanılıyordu, fakat Emile Coue  bu metodu sisteme dönüştüre bildi. Emile Coue (18570 1926) Fransız asilli psikolog ve eczaneci telkine dayalı psikoterapi ve kişisel gelişim metodunu geliştirmiştir. Birkaç sene pratik çalışmalar ve deneyimlerden sonra elde etmiş bilgileri  “ Bilinçli telkinlerle kendini yönetme “ kitabında okurlara sunmuştur. Bu kitap dünyada büyük ilgi ve merakla karşılandı. Binlerce kişi kitaptan faydalanarak duygusal bozuklukları ve kişisel problemleri iyileştirdiler. Coue diyordu ki, dış koşullar yoktur, bizim inançlarımız ve değerlerimiz vardır, telkinlerin istikrarlı kullanımı ile biz istediğimiz durumu ve içsel hali yarata biliriz.
Esperili, dinamik yapıya sahip olan  Coue kendi çalışmaları hakkında komik anekdotlar da söylemiştir. Bunlardan birisini sizinle paylaşmak istiyorum.
 Coue  sahibi olduğu klinikte binlerce insanı psikolojik hastalıklardan telkinlerle iyileştirmişti. Bir sabah Coue kendi teorisini öğrencilere anlatırken bir hemşire içeri girip diyor: “Profesör Coue, 7 numaralı odadaki hasta kendini çok kötü hissediyor”. “Hemşire- Coue parmağını kaldırarak hemşireni uyardı- “ Hiçbir zaman böyle konuşmayın. 7 odadaki hasta kendini kötü hissettiğini düşünüyor-diyeceksiniz.”
Ertesi gün Coue yine  öğrencilerine ders verirken ayni hemşire odaya heyecanla fırlayıp böyle dedi:” Profesör Coue 7 numaralı odadaki hasta öldüğünü düşünüyor! “
Bu anekdot tabi ki profesörün çalışmalarına gölge düşürmüyor, çünkü binlerce insana onun telkin tekniği yardım etmiştir. Günümüzde bu sistem uzun zaman çalışmalar gerektiğinden daha çevik ve kısa zamana dayalı çalışmalar ortaya konulmuştur. Fakat ben size Coue’nin kitabından onun verdiği kendine telkin işlemini aktarmak istiyorum. Siz bundan kendi kişisel problemlerinizi çözmek için rahatlıkla kullana bilirsiniz.
Pratikte telkin nasıl kullanılır.
Her sabah uyandığınızda ve her akşam uyumadan önce gözünüzü kapatıp ve söylediklerinize odaklanmadan (tespih kullanarak) yirmi kez bu sözleri söylüyorsunuz:
“Ben her geçen gün her yönden kendimi daha iyi hissediyorum.”
Her yönden sözü hayatımızın tüm alanlarını kapsadığı için ayrıntılı telkine gerek yoktur. Bu sözleri mümkün olduğu kadar sade, sakin ve hiç gerginlik içermeyen sesle söylemek lazım. Bu duaya benzer bir ton olmalıdır.
Bu yolla sizin formül –kulağınızın vasıtasıyla- mekanik olarak sizin bilinçaltınıza yerleşiyor ve hemen çalışmaya başlıyor.
Coue diyor ki, bu telkini tüm hayatınız boyunca söylemek lazım, çünkü o hem şifa etkisine ve hem de önleyici özelliğe sahiptir.
 Gün içinde ve ya gece siz fiziksel ve ya duygusal rahatsızlık hissedişinizde, sizi kesin şekilde karar vermelisiniz ki, siz bu rahatsızlığı abartmak yerine onu gidereceksiniz. Bundan sonra yalnız kalıp gözlerinizi kapatıp alnınızı okşayarak(ruhsal bir acıysa) ve ya hasta yerinizi okşayarak ola bildiğince hızla bunu söylemeniz gerekiyor:” Geçiyor, geçiyor, geçiyor!” Ta ki iyileşene  kadar. İyi pratikten sonra ruhsal ve ya fiziksel acı 20-25 saniyenin içinde kayboluyor
Coue  kitabında telkin yönteminin asla tıbbı yardımın yerini tutmadığını, sadece ona çok değerli destek olduğunun altını çiziyor.
 Doktor kendi imajının hastanın üzerinde yaptığı etkiden dolayı hastaya söylediklerinden dolayı onu iyileştire ve ya tam tersini yapa bilir. Eğer doktor ağır hastaya ona yardım edemeyeceğini ve hastalığın iyileşmesi mümkün olmadığını söylerse, hasta bu sözleri telkin gibi algılar ve gerçekten çok sonu kötü olur. Tam tersi hastaya hastalığın ciddi olduğunu ama gereken tedaviyle ve bakımla çok kolay atlata bileceğini söylediğinde doktor mucizevi sonuçlar ala biliyor.
Gördüğüm gibi , Coue “plasebo” denilen etkinin ilk araştırmacılarından olmuştur.
Kitabında yazıyor ki, bir doktor hastaya açıklama yapmadan reçete yazarsa, o ilaçların fazla yardımı hastaya dokunmaz. Ama doktor yazdıkları ilaçların hastaya neler yapacağını, nasıl iyileştireceğini, iyi geleceğini söylerse, hasta gerçekten onların yararını görür.
Telkinin nasıl çalıştığını anlamak için bizim sadece bilmemiz gerekiyor ki, bilinçaltı ve ya bilinçsiz “ben” bizim tüm organlarımızı yönetiyor. Biz bu “ben”e kötü çalışan organın iyi çalışması gerektiği algısını yerleştirdiğimizde, o hemen organa iyi çalışmasını emir eder ve organ sağlıklı haline döner. Bu aniden ve ya zaman içinde gerçekleşir.

Coue kendi pratiğinde mucizevi iyileşmelere çok tanık olmuştur. Kan kaybetmesi, kanser vakalı, tüberküloz, varis hastalıkları ve başka ciddi rahatsızlıkların iyileşmesine sebep olmuştur. O metoduna inanır ve her kesin onu kullanmasını teşvik ediyordu. 

14 Şubat 2014 Cuma

+ KOSMOENERJİ VE PROBLEMLERİMİZİN KAYNAKLARI

                                                                      

                                                                             

KOSMOENEJİ VE PROBLEMLERİMİZİN

                    KAYNAKLARI











İnsanoğlunun tüm problemlerinin üç kaynağı vardır. Soydan taşıdığımız yük, dışarıdan gelen negatif etkenler, kendi yanlış düşüncelerimiz ve davranışlarımız.
Kozmoenerji öğretisi her derde derman olarak düşünmek yanlış olur. O her kese yardım etmiyor, bunu hak edenlere, gelişime adım atanlara yardım ediyor. Kendi hayatının sorumluluğunu alıp başkalarına da yardım edenlere. Bu bilgi-enerji frekansları güzel amaç olunca gücü sergilerler. Sen amacı gerçekleştirip yeni bir şey yarattığında, bu şifa olabilir, ve ya başka bir şey, önemli değildir. Önemlisi senin dünyada küçük  mucize yaratmandır.
Kozmoenerjide yoğun enerji çalışmaları soydan gelen yükü ortadan kalkar. Maji blokunda Sutra-Karma denilen enerji frekansı soydan gelen problemleri temizler. Bu enerji kanalı kendi başına, spontane açıla bilir . Şifa seansında kişi soy arınmasıyla ilgili derin transa girer. Arınma ağlamakla, gülmekle, karışık duygularla gerçekleşir. Bazı zaman geçmiş hayat görüntüleri gelir, kişi bilmediği bir dilde konuşmaya başlar. Konuşan kişinin hafızasıdır, varlık değildir. Bunu anlamak için göre bilmek lazım. Soy yükünden kurtulmak insan için büyük armağandır- böyle birisi özgürlüğün yeni boyutunu kazanmış oluyor.
Fakat insanın doğası gereği bazıları bu özgürlüğü elde edince boşluğa düşerler, ne yapacaklarını şaşırırlar. Böyle birisi uzun süren hapisten sonra özgür bırakılmış kişiye benzer. O ne yapacağını, nereye gideceğini bilemez, o yine hapishaneye geri dönmek ister.
Başka problem- dış dünyanın negatif etkirleri. Evrenin doğası serttir, acımasızdır. Siz Dünyayı seyredin. İnek saldırgan değildir, ama otu yemekten vaaz geçmez. Açık ve samimi nefret gizli agresiflikten daha iyidir: biz onu görüyoruz ve biz korunuyoruz. Ama sevgi, acıma, empati maskelerinin altında size o kadar negatif yüklerler ki, dağılırsınız. Dürüstlük ve samimiyet hep aradığımız, fakat zor bulduğumuz özelliklerdir. İnsan dünyası gizli olanlarla tehlikelidir.
Bu sebeple kozmoenerjide eğitimin başlangıcında koruma teknikleri verilir. Kabul olunmuş teknikler çok basittir, ama uzun müddet çalışmalar ister ki, bu koruma kalkanı tamamen enerji bedeninize otursun. Koruma tekniklerini öğrenip alıştırmalar yaptığınızda bir süre sonra dördüncü ve beşinci çakraların arasında INCİ oluşuyor. Bu beyaz inciye benzer top sizin 8 ci çakranız olur.
Enerjilerin çoğunun koruma özellikleri vardır, tehlike anında otomatik şekilde devreye girer.
İyi çalışılmış koruma kalkanları kozmoenerjide mükemmel çalışıyorlar. Asrtal seyahatlerde, paralel dünyalara geçitlerde onlar denemişler ve etkili oldukları ispatlanmıştır.
Enerji çalışmalarında bilincin değişmesi doğal süreçtir. Burada temel kural- nötr olmaktır.
Denge ve yansızlık – yüksek frekansların çalışma koşuludur.
İkinci gereken özellik- bizim maddesel dünyaya bağlanmamaktır.
Üçüncü özellik-dış ve iç agresifliğin olamamasıdır.
Tabi başka koşullar da vardır. Fakat bu söylediğimiz özellikler kozmik enerjilerle çalışmanın, kozmik niyeti ifade etmenin esas şartlarıdır.
Kozmik enerjileri niyetin gerçekleşmesiyle çalışıyorlar. Siz aldığınız bilgileri kullanmak zorundasınız. Nerede ve nasıl, hangi noktada enerini kullanacaksınız pratikte öğrenirsiniz. Burada şüpheye yer yoktur, hata sizin şüphelerinizdedir, yaptığınız işte değildir.
Kozmik enerjiler bilgi- enerji frekanslarıdırlar,  onlarla çalıştığınızda bir tek gücü değil , bilgiye de alırsınız. Burada öğretmenin kişiliği, onun niyetinin gücü, onun enerjileri nasıl kullandığı da çok önemlidir.
Enerjiler garip bir şekilde kozmoenerji uzmanının hayatına yerleşiyorlar. Spontane açılmış enerji sizi istediğiniz sonuca ulaştırır.
Şifacılık kozmoenerjide niyetin ilk ve basit tezahürüdür. Burada önemli nokta var. Hastanın yolunu görmeden, onun değişimini ve gelişimini sağlamadan verilen şifayla ciddi yasaları bozmuş oluyoruz. Biz Yaratıcının işlerine karışamayız. Kendi işimize yürekten inanmak lazım, temel prensiplerden ödün vermemek lazım. Biz insanın iyilik yapım diye başkasına kötülük yapmak çok yanlıştır. Şifacının yolu nötr ve denge yoludur.Hür iradesine karışamayız, onun isteğine karşı davranamayız, onun hayrına olsa bile. Ruslar diyor ki, cehenneme giden yol iyi niyetlerle açılmıştır. Şifacının akidesi merhamettir, acıma değildir. İnsan ruhu çok ince işlenmiş “malzemedir.”

Şifacı iyilik ve kötülük tuzağına düşmememsi gerekiyor. Birisine iyilik yapım diye başkasına yanlış yapmak doğru değildir.

13 Şubat 2014 Perşembe

+ KOZMİK ENERJİLER

                                                                         





               KOZMİK ENEJİLER





      Tüm kadim şifa gelenekleri tek bir prensiple çalışmıştır-REZONANS ilkesiyle. İnsan enerji alanında hareket eden enerjilerin hepsi Evrende ayni şekilde cereyan ediyorlar. İnsan organizmasındaki  tüm organların kendi enerji alanları ve frekansları mevcuttur. Şamanların ve şifacıların yaptıkları işin özü hasta organın enerji alanını normal düzeye getirmektir. Bunu elde etmek için şifacı ayni titreşimde olan kozmik enerjini hasta organın enerji alanına odaklayarak rezonans işlemini gerçekleştiriyor. Rezonans baş verdikten sonra hasta organın enerji alanı normal, gereken frekansta çalışmaya başlıyor ve organ iyileşiyor. Bunun beraberinde şifacı hastanın tüm enerji bedenlerini, meridyenlerini ve enerji merkezlerin (çakraları) negatif blokajlardan, tıkanıklardan arındırıyor.
Bu yıllardır sürüp gelen teknikler ve gelenekler günümüzde yeniden canlanıp farklı ruhsal gelişim sistemlerinde yerleşmişler.  Bu sistemlerin arasında KOZMOENERJİ adını taşıyan ekolü Rus akademisyen V.S.Petrov icat etmiştir.Petrovun sözlerine göre: Kozmik enerji insanoğlunun ruhsal gelişimine hitap eden, onun başka boyutları keşif edip ve bu boyutlarda tezahür etmesini sağlamak için insana verilmiş büyük Armağandır. Petrovun elde ettiği ve çalıştığı kozmik enerjiler hep orada, kozmik enerji alanında vardı. Petrovun dehası bu enerjileri sistem haline getirip kullana bilmektir. Bu iş tabi ki, sıradan  insanın  yapacağı iş değildir. Bunun için genişlemiş şuur halinde olmak, enerjileri görmek, başka boyutları algılamak gibi özellikler gerekiyor. Şimdi insan aurasını özel makinelerde fotografını çeke biliyorlar, fakat kaç kişi gözle insan aurasını göre biliyor? İnanın sayılı kişiler bunu yapa biliyorlar.
Tüm ruhsal öğretilerin amacı –insan şuur halini geliştirmek, fiziksel yaşam sürecinde değişimi gerçekleştirmek ve en yüksek bilinç haline ulaşmaktır. Kozmoenerjinin de asil maksadı DEĞİŞİMDİR.
Kozmik enerjiler insanın ruhsal ve fiziksel problemlerini çözer, fakat ondan tek bir şey ister- değişim. İnsan bu maddesel dünyada hipnotize edilmiş gibi yaşar. İnsan kendini beş duyusuyla algıladığı maddesel dünyaya öyle kaptırır ki, onun dışında başka şeyleri bilmek ve algılamak istemez. Hipnotize halinden uyandığında insan Gerçeği görür. Ama uyanmak kolay şey değil,çünkü uyanış için de enerji lazım, uyanış enerjisi, ki bu enerji de hiçbir zaman yeterli olmuyor. Uyandığımızda daha önce görmediklerimizi görürüz, bir çok şeyin farkına varırız. Aslinde hayat uyandığımızda başlar.
Şifaçılık kosmoenerjinin dalıdır, fakat maksadı değildir. Esas amaç ruhsal gelişimdir.
Kozmik enerjilere insiye olmuş kişinin bilinci genişler, algılama yetisi değişir, başka gerçekliği algılama noktasına gele biliyor. Enerjilerin yüklenmesiyle kişi şifacılığa adım ata biliyor, gizli yetenekleri açığa çıkıyor.

Kozmoenerjinin temel özelliği insanın ek enerji kaynağına bağlanmasıdır. Enerji kaynağı Kozmik enerji frekansıdır, bu frekansa kanal deniliyor.

12 Şubat 2014 Çarşamba

+ENERJİLER

                       








                         ENERJİLER


Enerji hakkında temel bilgileri anlamamız için günümüzün Evren teorilerine kısaca göz atmamız gerekiyor. Hızla gelişmekte olan kuantum fiziği maddenin temeli  atom altı parçacıklardan – kuantum parçacıklarından bahis eder. Bu parçacıklar hem dalga ve hem de nokta şeklinde tezahür ederler ve bunların enerji paketleri olduğu ileri sürülüyor. Örneğin,
Max Planck ısı enerjisinin sürekli yayılmadığını, kuanta adı verilmiş ayrı ayrı enerji paketleri halinde göründüğünü keşif etmiştir. Einstein’e göre elektromanyetik yayım sadece dalgalar halinde değil, ayni zamanda kuantalar şeklinde de görülmektedir. Bu hafif kuantalar, yani enerji paketleri parçacık olarak kabul edilmektedir. Yani her şeyin en yakın tanımı olan atom altı parçacık enerji paketi şeklindedir! Einstein’in Rölativite teorisinin sonucunda madde ve enerjinin bir birisine dönüşe bileceği fark edilmiştir. Kütle bir enerji formundan başka şey değildir, madde yavaşlamış ve kristalleşmiş enerjidir. Vücudumuz enerjidir.
Başka deyişle biz hepimiz sonuçta birer enerjiyiz! Bildiğimiz madde enerjinin daha düşük frekansını, katılaşmış formunu temsil eder. Evren daima hareket içinde olan enerji frekanslarından başka bir şey değildir. Günümüzde bilim adamları tüm Evrenin bölünmez  enerji kalıplarından oluşan dinamik ağ halinde olduğunu kabul ediyorlar.
Bilim adamlarının son yıllarda yaklaştıkları gerçekler mistiklerin ve şamanların yüzyıllardır bildikleri gerçeklerdir. Evren ışıldayan ipliklerden oluşmuş sonsuz enerji alanlarından ibarettir. Bu iplikler her istikamette uzuyorlar, yumak halinde, akım ve çizgiler halinde sürekli değişiyorlar. Bu ışıldayan ipliklerin doğası v e kaynağı bizim algılayışımızdan öte bir şeydir.
Kozmik enerji uzmanları, şamanlar bu ışın ipliklerini görüyorlar. Rus akademisyeni ve Kozmik enerji sisteminin yaratıcısı Petrov bu ışın ipliklerinin oluşturduğu desenlere emanasya adı vermiştir. İnsan Evrenin ayrılmaz parçası olduğundan ayni emanasyaları taşır, ama insan bedeninin ışıldayan iplikleri sadece farklı biçimde toplanmış ve bir “kabuğa” yerleştirilmiştir.
Duru görüler insan enerji alanını parlayan yumurta şeklinde görürler, fiziksel bedenimizi kaplayan, örten ve ona nüfuz eden bu enerji alanına “koza” da denilir. Daha önce enerji alanımız hakkında etraflı konuşmuştuk. Enerji alanımız aynen Yer küresinin alanı gibi ipliklerden oluşuyor, bu ışıldayan iplikler tepemizden çıkarak ayak topuklarımızda birleşiyorlar. Kozanın yüksekliği ve genişliği genelde elin uzaklığında oluyor. Şehirlerde enerji bedenimiz gücüyle biliyor, doğada, temiz havada aksine genişliyor. Fiziksel bedenimiz daha katı, düşük titreşimli enerjilerden oluşmuştur.
Bizim enerji bedenimizde enerji meridyenlerden ve kanallardan akıp hareket eder. Çakralar bu bedenin işlev organlarıdır. Bunları da etraflı ele almıştık. ( Çakraların hakikati- nazlialimova@blogspot.com)
İnsan enerji alanında aynen Gezegenin enerji alanında cereyan eden ışın ipliklerinin bulunduğunu söylemiştik. Fakat insan enerji alanı yaşam sürecinde değişiklere maruz kalıyor ve kozmik etalondan uzaklaşıyor. Bazı olumsuz değişikler bize doğuştan veriliyor.
Bizim düşüncelerimiz, duygularımız, hayat tarzımız, hatalarımız, beslenmemiz-hepsi enerji bedenimizde tezahür eder.  Enerji alanımız ve çakralarımız zaman içinde kirleniyor, tıkanıklar ve blokajlar meydana çıkıyor. Sonuçta çakralar yavaşlamaya başlıyorlar, titreşimler bozuluyor, fiziksel organlarımız gereken besleyici enerjiyi alamıyorlar. Gezegenin enerji alanıyla bizim enerji alanımızın dengesi, alış verişi bozulduğunda hastalıklar ve ya yaşantımızda ciddi problemler başlar.

Enerji alanımızdaki enerjinin kalitesi ve temizliği bizim hayatımızın kalitesini sağlar. Bizim sağlığımız ve dinamikliğimiz enerji depolama ve yenileme işlevinin kalitesine bağlıdır. Biz duygusal ve fiziksel yoğunluğumuzla enerjimizi tükete biliriz. Normal yaşam için bu enerjinin yenilenmesi ve doğru saklanması gerekir, bizim hayat kalitemiz enerji bedenimizin doğru “şarj” olunmasına bağlıdır.