16 Şubat 2014 Pazar

+ EMİLE COUE'NİN TELKİN METODU

                                                                       
                                                                                 

               Emile Coue'nin telkin metodu

                                                                                       






 Kendine bir duyguyu ya düşünceyi aşılama ve ya telkin etme formülü insan psikolojisini ve hayatını değiştirme yolunda atılan ilk adımlardan biridir.
“Her geçen gün ben her yönden daha ve daha da iyi oluyorum”. Bu ünlü telkinin yaratıcısı Emile Coue olmuştur. Telkinler ondan önce kullanılıyordu, fakat Emile Coue  bu metodu sisteme dönüştüre bildi. Emile Coue (18570 1926) Fransız asilli psikolog ve eczaneci telkine dayalı psikoterapi ve kişisel gelişim metodunu geliştirmiştir. Birkaç sene pratik çalışmalar ve deneyimlerden sonra elde etmiş bilgileri  “ Bilinçli telkinlerle kendini yönetme “ kitabında okurlara sunmuştur. Bu kitap dünyada büyük ilgi ve merakla karşılandı. Binlerce kişi kitaptan faydalanarak duygusal bozuklukları ve kişisel problemleri iyileştirdiler. Coue diyordu ki, dış koşullar yoktur, bizim inançlarımız ve değerlerimiz vardır, telkinlerin istikrarlı kullanımı ile biz istediğimiz durumu ve içsel hali yarata biliriz.
Esperili, dinamik yapıya sahip olan  Coue kendi çalışmaları hakkında komik anekdotlar da söylemiştir. Bunlardan birisini sizinle paylaşmak istiyorum.
 Coue  sahibi olduğu klinikte binlerce insanı psikolojik hastalıklardan telkinlerle iyileştirmişti. Bir sabah Coue kendi teorisini öğrencilere anlatırken bir hemşire içeri girip diyor: “Profesör Coue, 7 numaralı odadaki hasta kendini çok kötü hissediyor”. “Hemşire- Coue parmağını kaldırarak hemşireni uyardı- “ Hiçbir zaman böyle konuşmayın. 7 odadaki hasta kendini kötü hissettiğini düşünüyor-diyeceksiniz.”
Ertesi gün Coue yine  öğrencilerine ders verirken ayni hemşire odaya heyecanla fırlayıp böyle dedi:” Profesör Coue 7 numaralı odadaki hasta öldüğünü düşünüyor! “
Bu anekdot tabi ki profesörün çalışmalarına gölge düşürmüyor, çünkü binlerce insana onun telkin tekniği yardım etmiştir. Günümüzde bu sistem uzun zaman çalışmalar gerektiğinden daha çevik ve kısa zamana dayalı çalışmalar ortaya konulmuştur. Fakat ben size Coue’nin kitabından onun verdiği kendine telkin işlemini aktarmak istiyorum. Siz bundan kendi kişisel problemlerinizi çözmek için rahatlıkla kullana bilirsiniz.
Pratikte telkin nasıl kullanılır.
Her sabah uyandığınızda ve her akşam uyumadan önce gözünüzü kapatıp ve söylediklerinize odaklanmadan (tespih kullanarak) yirmi kez bu sözleri söylüyorsunuz:
“Ben her geçen gün her yönden kendimi daha iyi hissediyorum.”
Her yönden sözü hayatımızın tüm alanlarını kapsadığı için ayrıntılı telkine gerek yoktur. Bu sözleri mümkün olduğu kadar sade, sakin ve hiç gerginlik içermeyen sesle söylemek lazım. Bu duaya benzer bir ton olmalıdır.
Bu yolla sizin formül –kulağınızın vasıtasıyla- mekanik olarak sizin bilinçaltınıza yerleşiyor ve hemen çalışmaya başlıyor.
Coue diyor ki, bu telkini tüm hayatınız boyunca söylemek lazım, çünkü o hem şifa etkisine ve hem de önleyici özelliğe sahiptir.
 Gün içinde ve ya gece siz fiziksel ve ya duygusal rahatsızlık hissedişinizde, sizi kesin şekilde karar vermelisiniz ki, siz bu rahatsızlığı abartmak yerine onu gidereceksiniz. Bundan sonra yalnız kalıp gözlerinizi kapatıp alnınızı okşayarak(ruhsal bir acıysa) ve ya hasta yerinizi okşayarak ola bildiğince hızla bunu söylemeniz gerekiyor:” Geçiyor, geçiyor, geçiyor!” Ta ki iyileşene  kadar. İyi pratikten sonra ruhsal ve ya fiziksel acı 20-25 saniyenin içinde kayboluyor
Coue  kitabında telkin yönteminin asla tıbbı yardımın yerini tutmadığını, sadece ona çok değerli destek olduğunun altını çiziyor.
 Doktor kendi imajının hastanın üzerinde yaptığı etkiden dolayı hastaya söylediklerinden dolayı onu iyileştire ve ya tam tersini yapa bilir. Eğer doktor ağır hastaya ona yardım edemeyeceğini ve hastalığın iyileşmesi mümkün olmadığını söylerse, hasta bu sözleri telkin gibi algılar ve gerçekten çok sonu kötü olur. Tam tersi hastaya hastalığın ciddi olduğunu ama gereken tedaviyle ve bakımla çok kolay atlata bileceğini söylediğinde doktor mucizevi sonuçlar ala biliyor.
Gördüğüm gibi , Coue “plasebo” denilen etkinin ilk araştırmacılarından olmuştur.
Kitabında yazıyor ki, bir doktor hastaya açıklama yapmadan reçete yazarsa, o ilaçların fazla yardımı hastaya dokunmaz. Ama doktor yazdıkları ilaçların hastaya neler yapacağını, nasıl iyileştireceğini, iyi geleceğini söylerse, hasta gerçekten onların yararını görür.
Telkinin nasıl çalıştığını anlamak için bizim sadece bilmemiz gerekiyor ki, bilinçaltı ve ya bilinçsiz “ben” bizim tüm organlarımızı yönetiyor. Biz bu “ben”e kötü çalışan organın iyi çalışması gerektiği algısını yerleştirdiğimizde, o hemen organa iyi çalışmasını emir eder ve organ sağlıklı haline döner. Bu aniden ve ya zaman içinde gerçekleşir.

Coue kendi pratiğinde mucizevi iyileşmelere çok tanık olmuştur. Kan kaybetmesi, kanser vakalı, tüberküloz, varis hastalıkları ve başka ciddi rahatsızlıkların iyileşmesine sebep olmuştur. O metoduna inanır ve her kesin onu kullanmasını teşvik ediyordu. 

14 Şubat 2014 Cuma

+ KOSMOENERJİ VE PROBLEMLERİMİZİN KAYNAKLARI

                                                                      

                                                                             

KOSMOENEJİ VE PROBLEMLERİMİZİN

                    KAYNAKLARI











İnsanoğlunun tüm problemlerinin üç kaynağı vardır. Soydan taşıdığımız yük, dışarıdan gelen negatif etkenler, kendi yanlış düşüncelerimiz ve davranışlarımız.
Kozmoenerji öğretisi her derde derman olarak düşünmek yanlış olur. O her kese yardım etmiyor, bunu hak edenlere, gelişime adım atanlara yardım ediyor. Kendi hayatının sorumluluğunu alıp başkalarına da yardım edenlere. Bu bilgi-enerji frekansları güzel amaç olunca gücü sergilerler. Sen amacı gerçekleştirip yeni bir şey yarattığında, bu şifa olabilir, ve ya başka bir şey, önemli değildir. Önemlisi senin dünyada küçük  mucize yaratmandır.
Kozmoenerjide yoğun enerji çalışmaları soydan gelen yükü ortadan kalkar. Maji blokunda Sutra-Karma denilen enerji frekansı soydan gelen problemleri temizler. Bu enerji kanalı kendi başına, spontane açıla bilir . Şifa seansında kişi soy arınmasıyla ilgili derin transa girer. Arınma ağlamakla, gülmekle, karışık duygularla gerçekleşir. Bazı zaman geçmiş hayat görüntüleri gelir, kişi bilmediği bir dilde konuşmaya başlar. Konuşan kişinin hafızasıdır, varlık değildir. Bunu anlamak için göre bilmek lazım. Soy yükünden kurtulmak insan için büyük armağandır- böyle birisi özgürlüğün yeni boyutunu kazanmış oluyor.
Fakat insanın doğası gereği bazıları bu özgürlüğü elde edince boşluğa düşerler, ne yapacaklarını şaşırırlar. Böyle birisi uzun süren hapisten sonra özgür bırakılmış kişiye benzer. O ne yapacağını, nereye gideceğini bilemez, o yine hapishaneye geri dönmek ister.
Başka problem- dış dünyanın negatif etkirleri. Evrenin doğası serttir, acımasızdır. Siz Dünyayı seyredin. İnek saldırgan değildir, ama otu yemekten vaaz geçmez. Açık ve samimi nefret gizli agresiflikten daha iyidir: biz onu görüyoruz ve biz korunuyoruz. Ama sevgi, acıma, empati maskelerinin altında size o kadar negatif yüklerler ki, dağılırsınız. Dürüstlük ve samimiyet hep aradığımız, fakat zor bulduğumuz özelliklerdir. İnsan dünyası gizli olanlarla tehlikelidir.
Bu sebeple kozmoenerjide eğitimin başlangıcında koruma teknikleri verilir. Kabul olunmuş teknikler çok basittir, ama uzun müddet çalışmalar ister ki, bu koruma kalkanı tamamen enerji bedeninize otursun. Koruma tekniklerini öğrenip alıştırmalar yaptığınızda bir süre sonra dördüncü ve beşinci çakraların arasında INCİ oluşuyor. Bu beyaz inciye benzer top sizin 8 ci çakranız olur.
Enerjilerin çoğunun koruma özellikleri vardır, tehlike anında otomatik şekilde devreye girer.
İyi çalışılmış koruma kalkanları kozmoenerjide mükemmel çalışıyorlar. Asrtal seyahatlerde, paralel dünyalara geçitlerde onlar denemişler ve etkili oldukları ispatlanmıştır.
Enerji çalışmalarında bilincin değişmesi doğal süreçtir. Burada temel kural- nötr olmaktır.
Denge ve yansızlık – yüksek frekansların çalışma koşuludur.
İkinci gereken özellik- bizim maddesel dünyaya bağlanmamaktır.
Üçüncü özellik-dış ve iç agresifliğin olamamasıdır.
Tabi başka koşullar da vardır. Fakat bu söylediğimiz özellikler kozmik enerjilerle çalışmanın, kozmik niyeti ifade etmenin esas şartlarıdır.
Kozmik enerjileri niyetin gerçekleşmesiyle çalışıyorlar. Siz aldığınız bilgileri kullanmak zorundasınız. Nerede ve nasıl, hangi noktada enerini kullanacaksınız pratikte öğrenirsiniz. Burada şüpheye yer yoktur, hata sizin şüphelerinizdedir, yaptığınız işte değildir.
Kozmik enerjiler bilgi- enerji frekanslarıdırlar,  onlarla çalıştığınızda bir tek gücü değil , bilgiye de alırsınız. Burada öğretmenin kişiliği, onun niyetinin gücü, onun enerjileri nasıl kullandığı da çok önemlidir.
Enerjiler garip bir şekilde kozmoenerji uzmanının hayatına yerleşiyorlar. Spontane açılmış enerji sizi istediğiniz sonuca ulaştırır.
Şifacılık kozmoenerjide niyetin ilk ve basit tezahürüdür. Burada önemli nokta var. Hastanın yolunu görmeden, onun değişimini ve gelişimini sağlamadan verilen şifayla ciddi yasaları bozmuş oluyoruz. Biz Yaratıcının işlerine karışamayız. Kendi işimize yürekten inanmak lazım, temel prensiplerden ödün vermemek lazım. Biz insanın iyilik yapım diye başkasına kötülük yapmak çok yanlıştır. Şifacının yolu nötr ve denge yoludur.Hür iradesine karışamayız, onun isteğine karşı davranamayız, onun hayrına olsa bile. Ruslar diyor ki, cehenneme giden yol iyi niyetlerle açılmıştır. Şifacının akidesi merhamettir, acıma değildir. İnsan ruhu çok ince işlenmiş “malzemedir.”

Şifacı iyilik ve kötülük tuzağına düşmememsi gerekiyor. Birisine iyilik yapım diye başkasına yanlış yapmak doğru değildir.

13 Şubat 2014 Perşembe

+ KOZMİK ENERJİLER

                                                                         





               KOZMİK ENEJİLER





      Tüm kadim şifa gelenekleri tek bir prensiple çalışmıştır-REZONANS ilkesiyle. İnsan enerji alanında hareket eden enerjilerin hepsi Evrende ayni şekilde cereyan ediyorlar. İnsan organizmasındaki  tüm organların kendi enerji alanları ve frekansları mevcuttur. Şamanların ve şifacıların yaptıkları işin özü hasta organın enerji alanını normal düzeye getirmektir. Bunu elde etmek için şifacı ayni titreşimde olan kozmik enerjini hasta organın enerji alanına odaklayarak rezonans işlemini gerçekleştiriyor. Rezonans baş verdikten sonra hasta organın enerji alanı normal, gereken frekansta çalışmaya başlıyor ve organ iyileşiyor. Bunun beraberinde şifacı hastanın tüm enerji bedenlerini, meridyenlerini ve enerji merkezlerin (çakraları) negatif blokajlardan, tıkanıklardan arındırıyor.
Bu yıllardır sürüp gelen teknikler ve gelenekler günümüzde yeniden canlanıp farklı ruhsal gelişim sistemlerinde yerleşmişler.  Bu sistemlerin arasında KOZMOENERJİ adını taşıyan ekolü Rus akademisyen V.S.Petrov icat etmiştir.Petrovun sözlerine göre: Kozmik enerji insanoğlunun ruhsal gelişimine hitap eden, onun başka boyutları keşif edip ve bu boyutlarda tezahür etmesini sağlamak için insana verilmiş büyük Armağandır. Petrovun elde ettiği ve çalıştığı kozmik enerjiler hep orada, kozmik enerji alanında vardı. Petrovun dehası bu enerjileri sistem haline getirip kullana bilmektir. Bu iş tabi ki, sıradan  insanın  yapacağı iş değildir. Bunun için genişlemiş şuur halinde olmak, enerjileri görmek, başka boyutları algılamak gibi özellikler gerekiyor. Şimdi insan aurasını özel makinelerde fotografını çeke biliyorlar, fakat kaç kişi gözle insan aurasını göre biliyor? İnanın sayılı kişiler bunu yapa biliyorlar.
Tüm ruhsal öğretilerin amacı –insan şuur halini geliştirmek, fiziksel yaşam sürecinde değişimi gerçekleştirmek ve en yüksek bilinç haline ulaşmaktır. Kozmoenerjinin de asil maksadı DEĞİŞİMDİR.
Kozmik enerjiler insanın ruhsal ve fiziksel problemlerini çözer, fakat ondan tek bir şey ister- değişim. İnsan bu maddesel dünyada hipnotize edilmiş gibi yaşar. İnsan kendini beş duyusuyla algıladığı maddesel dünyaya öyle kaptırır ki, onun dışında başka şeyleri bilmek ve algılamak istemez. Hipnotize halinden uyandığında insan Gerçeği görür. Ama uyanmak kolay şey değil,çünkü uyanış için de enerji lazım, uyanış enerjisi, ki bu enerji de hiçbir zaman yeterli olmuyor. Uyandığımızda daha önce görmediklerimizi görürüz, bir çok şeyin farkına varırız. Aslinde hayat uyandığımızda başlar.
Şifaçılık kosmoenerjinin dalıdır, fakat maksadı değildir. Esas amaç ruhsal gelişimdir.
Kozmik enerjilere insiye olmuş kişinin bilinci genişler, algılama yetisi değişir, başka gerçekliği algılama noktasına gele biliyor. Enerjilerin yüklenmesiyle kişi şifacılığa adım ata biliyor, gizli yetenekleri açığa çıkıyor.

Kozmoenerjinin temel özelliği insanın ek enerji kaynağına bağlanmasıdır. Enerji kaynağı Kozmik enerji frekansıdır, bu frekansa kanal deniliyor.

12 Şubat 2014 Çarşamba

+ENERJİLER

                       








                         ENERJİLER


Enerji hakkında temel bilgileri anlamamız için günümüzün Evren teorilerine kısaca göz atmamız gerekiyor. Hızla gelişmekte olan kuantum fiziği maddenin temeli  atom altı parçacıklardan – kuantum parçacıklarından bahis eder. Bu parçacıklar hem dalga ve hem de nokta şeklinde tezahür ederler ve bunların enerji paketleri olduğu ileri sürülüyor. Örneğin,
Max Planck ısı enerjisinin sürekli yayılmadığını, kuanta adı verilmiş ayrı ayrı enerji paketleri halinde göründüğünü keşif etmiştir. Einstein’e göre elektromanyetik yayım sadece dalgalar halinde değil, ayni zamanda kuantalar şeklinde de görülmektedir. Bu hafif kuantalar, yani enerji paketleri parçacık olarak kabul edilmektedir. Yani her şeyin en yakın tanımı olan atom altı parçacık enerji paketi şeklindedir! Einstein’in Rölativite teorisinin sonucunda madde ve enerjinin bir birisine dönüşe bileceği fark edilmiştir. Kütle bir enerji formundan başka şey değildir, madde yavaşlamış ve kristalleşmiş enerjidir. Vücudumuz enerjidir.
Başka deyişle biz hepimiz sonuçta birer enerjiyiz! Bildiğimiz madde enerjinin daha düşük frekansını, katılaşmış formunu temsil eder. Evren daima hareket içinde olan enerji frekanslarından başka bir şey değildir. Günümüzde bilim adamları tüm Evrenin bölünmez  enerji kalıplarından oluşan dinamik ağ halinde olduğunu kabul ediyorlar.
Bilim adamlarının son yıllarda yaklaştıkları gerçekler mistiklerin ve şamanların yüzyıllardır bildikleri gerçeklerdir. Evren ışıldayan ipliklerden oluşmuş sonsuz enerji alanlarından ibarettir. Bu iplikler her istikamette uzuyorlar, yumak halinde, akım ve çizgiler halinde sürekli değişiyorlar. Bu ışıldayan ipliklerin doğası v e kaynağı bizim algılayışımızdan öte bir şeydir.
Kozmik enerji uzmanları, şamanlar bu ışın ipliklerini görüyorlar. Rus akademisyeni ve Kozmik enerji sisteminin yaratıcısı Petrov bu ışın ipliklerinin oluşturduğu desenlere emanasya adı vermiştir. İnsan Evrenin ayrılmaz parçası olduğundan ayni emanasyaları taşır, ama insan bedeninin ışıldayan iplikleri sadece farklı biçimde toplanmış ve bir “kabuğa” yerleştirilmiştir.
Duru görüler insan enerji alanını parlayan yumurta şeklinde görürler, fiziksel bedenimizi kaplayan, örten ve ona nüfuz eden bu enerji alanına “koza” da denilir. Daha önce enerji alanımız hakkında etraflı konuşmuştuk. Enerji alanımız aynen Yer küresinin alanı gibi ipliklerden oluşuyor, bu ışıldayan iplikler tepemizden çıkarak ayak topuklarımızda birleşiyorlar. Kozanın yüksekliği ve genişliği genelde elin uzaklığında oluyor. Şehirlerde enerji bedenimiz gücüyle biliyor, doğada, temiz havada aksine genişliyor. Fiziksel bedenimiz daha katı, düşük titreşimli enerjilerden oluşmuştur.
Bizim enerji bedenimizde enerji meridyenlerden ve kanallardan akıp hareket eder. Çakralar bu bedenin işlev organlarıdır. Bunları da etraflı ele almıştık. ( Çakraların hakikati- nazlialimova@blogspot.com)
İnsan enerji alanında aynen Gezegenin enerji alanında cereyan eden ışın ipliklerinin bulunduğunu söylemiştik. Fakat insan enerji alanı yaşam sürecinde değişiklere maruz kalıyor ve kozmik etalondan uzaklaşıyor. Bazı olumsuz değişikler bize doğuştan veriliyor.
Bizim düşüncelerimiz, duygularımız, hayat tarzımız, hatalarımız, beslenmemiz-hepsi enerji bedenimizde tezahür eder.  Enerji alanımız ve çakralarımız zaman içinde kirleniyor, tıkanıklar ve blokajlar meydana çıkıyor. Sonuçta çakralar yavaşlamaya başlıyorlar, titreşimler bozuluyor, fiziksel organlarımız gereken besleyici enerjiyi alamıyorlar. Gezegenin enerji alanıyla bizim enerji alanımızın dengesi, alış verişi bozulduğunda hastalıklar ve ya yaşantımızda ciddi problemler başlar.

Enerji alanımızdaki enerjinin kalitesi ve temizliği bizim hayatımızın kalitesini sağlar. Bizim sağlığımız ve dinamikliğimiz enerji depolama ve yenileme işlevinin kalitesine bağlıdır. Biz duygusal ve fiziksel yoğunluğumuzla enerjimizi tükete biliriz. Normal yaşam için bu enerjinin yenilenmesi ve doğru saklanması gerekir, bizim hayat kalitemiz enerji bedenimizin doğru “şarj” olunmasına bağlıdır.

9 Şubat 2014 Pazar

+ ENERJİNİN PEŞİNDE: GEÇMİŞ VE GELECEK

                                                              



 ENERJİNİN PEŞİNDE: GEÇMİŞ VE GELECEK







Üçüncü gözü açık kişi zamanın akışında hastalıkların ve psikolojik bozuklukların nedenini izleye bilir. Aşağıda size sunacağım teknik sizin hastalığa, rahatsızlığa neden olmuş problemlerinizin kaynağını görmeye yardımcı olacaktır. Nedeni yakın zamanda yaşadığınız olay, çocukluk travması ve hatta geçmiş yaşam hadisesi ola birli. Duru görü özelliğine sahip kişi zamanda geri giderek başlangıç olaya yaklaşa biliyor.
Karanlık odada bir metre uzaklığında yerleştirilmiş aynanın karşısında oturun ve mum yakın. Mum tam karşınızda değil, biraz kenarda olmalıdır. Ellerinizi birleştirip dua pozisyonuna girin, bilinci genişletmek için kapalı gözlerle hareket ettirilen egzersizi yapın, nefesinizi izleyin. Bu egzersizi bunda önceki makalemde size anlatmıştım. Gevşedikten sonra sol gözünüze aynada bakın. Gerilmeyin. Nefesinizi sayın, on sayısına geldikten sonra yeniden saymaya başlayın. Işık ve gölgenin yüzünüzdeki oyununa bakın, ama daha çok sol gözünüze  odaklanın.
Bu izleme süreci dört basamaktan oluşur.
BİRİNCİ basamakta yüzünüz olduğu gibi gözüküyor. Her şey olduğu gibidir. Bu sizin binlerce kes gördüğünüz yüzdür.
İKİNCİ basamak birkaç dakika sonra başlar. Yüz biraz değişmeye başlıyor. Siz onun üzerine bir hayvan sıfatının yerleştiğini görürsünüz ve ya yüz yok oluyor, bir tek gözler kalıyor. Bu etapta hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Sakince değişikleri izleyin, nefesinize odaklanın. Gördükleriniz sizi rahatsız etmesin. Gözüken yüzleri yargısız ve düşüncesiz izleyin. Bazı yüzler belki de on binlerce yıl vardır. Bazı yüzler geçmiş hayatlara ait ola bilirler, bazıları hayvani güçlere, bazıları ise koruyucularınızın yüzleri ola bilir, sizin ruhsal rehberleriniz de gözüke bilirler.
ÜÇÜNCÜ basamakta yüzlerden birisi durağanlaşır, sabit oluyor. Her şey olduğu gibidir. Bu sizin aradığınız yüzdür. Yüzler hep değişiyordu, ama şimdi somutlaştı. Somut, durağan yüzü gördüğünüzde onu içinize almaya çalışın. Onu dikkat ettiğinizde sol gözünüze bakmaya ve nefesinize odaklanmayı devam edin. İzin verin yüz kendi hikayesini size anlatsın. O kimdir? Nereden geldi? Sizden ne istiyor? Işıldayan enerji alanımız tüm geçmiş “benlerin” bilgisini saklar, siz travma geçirdiğinizde sahip olduğunuz yüz dahil. Belki geçmiş hayatta korkunç acılara maruz kalmışsınız ve ya öldürülmüşsünüz. Bu yüz büyük olasılık geçmiş ve ya gelecek hayattandır.
DÖRDÜNCÜ basamakta tüm görüntüler kaybolur-hatta izlediğiniz yüz de. Şimdi var olanın parlayan özünü görüyorsunuz. Şimdi IŞIK ve RUH vardır.
Egzersizi bitirdiğinizde yine ellerinizi dua şeklinde birleştirip gözlerinizi kapatın. Bit kaç  derin nefes alın.
    Ayni bu işlemle geleceğe gide bilirsiniz. Gelecekte şifa bulduğunuz, yaratıcı ve dolu dolu yaşadığınız hayatın varyantını seçe bilirsiniz. Bunun için sadece NİYETİNİZİ geçmişe değil, geleceğe yönlendirmeniz yeterlidir. Karşınızda geleceğin varyantları açılır. Hayatınızı ışıldayan ipliklerin yığını gibi hayal edin. İplikler geçmişten geleceğe uzuyorlar, tabi şimdini geçerek. Her iplik bir olasılığı ifade ediyor. Mesela bir varyant uzun ve sağlıklı ömür vaat ediyor, ama belki başka şehre göçtüğünde, başka işe geçtiğinde, hayatında bir takım değişikler yapa bildiğinde. Başka iplikler daha şansız hayata götürüyorlar.

Fizikçi Verner Geyzenberg kuantum mekaniğin  anahtar prensibini keşif etmiştir: her anda bir  parçacığın ya hızını belirlersen, ya da yerini. İkisini bir arada tayin etmek mümkün değildir. Geyzenberg’in “ belirsizlik” prensibi anlatıyor ki olayın izlenmesi onun sonucunu etkiler.
Bu buluş gösterdi ki, enerji formalaştıktan sonra maddesel dünyayı izlemekle değiştirmek olasılığı çok sınırlıdır. Gerçekliği enerjinin maddeye dönüşünden evvel değiştire biliriz. Bu sebeple şaman pratiklerinin çoğu hastalığı organizmada tezahür etmeden iyileştire biliyorlar- Enerji Alanındaki kayıtların bedende maddeleşip hastalık şeklinde çıkmadan önce.

Bazı “görenler” hastalıktan kurtulma şansını verecek gelecek varyantı seçmeye yardımcı ola biliyorlar. Kişiyi sağlıklı “gördüğümüzde” onun iyileşme şansını baya artıra biliriz.  Geleceğin bu varyantı bulunduğunda şifa yolu da açılır.

8 Şubat 2014 Cumartesi

+ ÇAKRALARI ALGILAMAK İÇİN EGZERSİZ


                                 

      Çakraları algılamak için egzersiz

Enerji alanınızı, çakralarınızı görmek için durugörü özelliğine sahip olmanız lazım.Fakat çakralarınızı algılayıp hissede bilirsiniz. 
Önce bilincimizi genişletmek için egzersiz yapalım.
Gözlerinizi kapatın. Kafanızı sabit tutarak gözlerinizi sağa, sola, yukarı ve aşağı hareket ettirin. Üst sol köşeden alt sağ köşeye ve tersini yapın. Sonra gözlerinizle daire çizin, üç defa saat yönünde, üç defa ters yönde. Ayni şeyleri tekrarlayın, bu egzersizi baştan yapın.
Ellerinizi dua şeklinde birleştirin. Bedenimizde on tane esas akupunktur meridyenlerimiz vardır, onların hepsi avuçlarımızdan ve parmaklarımızın ucundan geçiyorlar. Biz ellerimizi yapıştırıp parmaklarımızı birleştirdiğimizde bu meridyenlerden akan enerjiyi dengelemiş oluyoruz. Parmaklar ve onların uçları bir birisine temas etmeleri lazım. Baş parmak - baş parmakla, işaret parmağı-işaret parmağıyla ve saire. Avuçlarınız kalp hizasında olmalıdırlar. Birkaç derin nefes alın.
Sonra avuçlarınızı aralayıp ellerinizi birkaç saniye iyice silkeleyin ki, gevşesinler. Sonra yine ellerinizi birleştirin. Şimdi avuçlarınızı aralayın, parmak uçlarınız ise birleşik kalsın. Ellerinize dikkat edin. Avuçlarınızda ne hissediyorsunuz? Sıcaklık ve ya serinlik? Onların arasında hafif elektrik akımı var mı? Ellerinizi yavaşça aralayın, parmak uçlarında ne hissediyorsunuz? İğne batıyor gibi his var mı? Bu hareketi yaparak dikkat edin: hangi mesafede hissettikleriniz kayboluyor? Şimdi her iki elinizin parmakları arasında onları birleştiren ışıldayan ipliklerin olduğunu hayal edin. Bu akupunktur meridyenlerdir. Bu egzersizi tekrarlayın. Elleriniz arasında 25 sn kadar enerjini hissetmeye çalışın.
Şimdi çakraları algılamaya deneyelim. Ellerinizi silkeledikten sonra yine dua şeklinde birleştirin. Derin nefes almayı unutmayın.
Avuç içleriyle teninize çok yakın ellerinizi 8 sn göbeğin altına yerleştirin. Koni şeklinde dönen enerji yoğunluğunu bedeninizin üzerinde hissedin. Bu enerji girdabı  8-10 sn bedenin dışındadır, çoğu hissesi ise bedenin içine uzuyor. İkinci çakranın enerji girdabını bulun. Dönen enerjiyi hissedin. Girdabın sınırlarını bulun. Çakranın enerjisi size kaynayan suyun akımı gibi gözüke bilir.
Yavaşça işaret parmağınızı çakranın içine sokun, ta ki bedeninize dokununcaya kadar. Ne hissediyorsunuz? Sıcaklık ve ya serinlik? Dikkatinizi tam parmağınızın uçunda konsantre edin. Dokunuşta çakra nasıldır: sert, yumuşak, titreşimli? Karın çakrası tehlikeye karşı hassastır, savunmadan sorumludur. O korkunu ve tehlikeyi anında kaydeder. İkinci çakranızı parmak ucuyla hissederken korktuğunuz anı, olayı hatırlayın. Çakrada bir değişiklik hissettiniz mi?
Her kes enerjiyi farklı algılar. Birisine sıcaklık gelir, başkası buz soğukluğunu algılar. İkinci çakrayı algılamak kolaydır, çünkü o duyguların ve coşkuların meskenidir.
Ayni egzersizi tekrarlayarak birinci çakranızı bulun. Burada huzur ve konfor içinde olduğunuz anları hatırlayın ve çakranın tepkisine bakın: titreşimine, yoğunluğuna, sıcaklığına. Sonra geceleri kabustan uyandığınız anları hatırlayın. Çakradaki enerjinin nasıl değiştiğine dikkat edin.
Şimdi üçüncü çakraya gelin. Başarılı olduğunuz ve övüldüğünüz anları hatırlayın. Enerjinin nasıl değiştiğini görürsünüz. Utangaçlık duygusu anımsayın.
Sonra dördüncü çakraya geçin. İlk aşkınızı, şimdiki eşinizle ilk buluşmanızı, mutlu anlarınızı hayal edin, sonra da yalnız kaldığınız günleri, terk edildiğinizi hatırlayın. Çakradaki değişikleri izleyin.
Beşinci merkeze geçin. İç huzuru ve sakinliği anımsayın. Sonra da sevgiliniz sizi ilgisiz bıraktığı anları hatırlayın.

Egzersiz bittikten sonra yine ellerinizi birleştirin ve birkaç derin nefes alıp dengenizi sağlayın.

6 Şubat 2014 Perşembe

+ ÇAKRALARIN HAKİKATİ

                                  








                                                                                 
                   Çakraların hakikati


Günümizde bütün çakraları dengede olan ve tüm gökkuşağının renklerini barındıran enerji bedenine sahip olan kişiye rastlamak çok zordur. Enerji merkezlerinin dengede çalıştığında
şifa gerçekleşe biliyor. Enerji merkezlerinde bozuklukları ayırt etmek ve doğru tespit etmek için gerçekten “görmek” gerekiyor, yani bazı duru görü özelliklere sahip olmak şarttır. Çakrada enerji yetmezliği ve ya fazlası ola biliyor, çakra tıkalı ve bloke edinmiş ola bilir,  başka çakradan besleniyor. Enerji merkezlerinin çalışmasında gözüken bozukluklar kişinin psikolojik durumuyla, sosyal davranış biçimleriyle direk bağlıdır. Çakralar normale döndüğünde bu alanlarda da düzelme ,dengelenme izleniyor.
KÖK ÇAKRASI. Bu çakra bağırsakların, kolonun, bacakların, eklemlerin, bağışık sisteminin çalışmasından sorumludur, ayni zamanda bu çakra yaşam enerjisini barındırıyor. Hayatta bu soyun, ailenin enerjisidir. Birinci çakra hepimizin bir birimize bağlı olduğunun bilgisini taşır.
Şeref, hakkaniyetlik, anlayış, aile ve sosyal ilişkiler, yaşamak için fiziki enerjimizi kullanmak- bunlar hepsi birinci çakranın enerjileridirler. Kök çakra normal çalışmadığında sağlık söz konusu olamaz. Bu çakranın hakikati- Biz hepimizi biriz.
İKİNCİ ÇAKRA fiziksel bedende cinsel organları,  sindirim sistemini denetler. Hayatta bizim ilişkilerimizden, kendi kişiliğimizi belirlemekten sorumludur. Tüm ilişkiler bize gönderilmiş sınavlar olduğunu bu çakra bize anlatıyor. O bize artılarımızı ve eksiklerimizi anlamaya yardımcı oluyor. Başkalarına saygı duyduğumuzda biz bunu daha iyi anlarız. İkinci çakranın hakikati- bir birinize saygılı olun.
Benzer benzeri çeker deyimi ve ikinci çakranın enerjisi bize kendimize çektiğimiz ilişkilerin kendimizi anlamaya yardımcı olduğunu öğretir. Bu çakranın maksadı- bize başkalarıyla bilinçli ilişkiler kurmaktır, yani bizim gelişimimizi sağlayan ilişkileri tutup,  bize hiçbir şey veremez ilişkileri bırakmaktır.
Tesadüf denilen hiçbir şey yoktur: biz ilişki başlamadan onun olması için ürettiğimiz enerjiyle ona kapıyı açmışız. Bizim bilememiz gerekiyor ki, biz başkalarını yönetmeye ve değiştirmeye çalıştığımızda kendimizle savaşıyoruz, çünkü karşımıza çıkan insanlar bizim aynamızdır. Affetmeyi ve geçmişi bırakmayı öğrenelim- çünkü alışkanlığımızlar bizim hayatın akışını durdurmaya çalıştığımız tutunacaklardır. Her şey akıyor, değişiyor, yarınki gün bu günde düzeltmeler yapıyor. Korkular bizim ilerlememizi engelliyorlar, biz şuurlu hareket edemiyoruz, korkularımız negatif düşüncelerin ve davranışların kaynağıdırlar. Kendi sorumluluğunuza üstlenip, kendi gücünüze inanıp siz hayatınızı değiştire bilirsiniz. Erkek ve kadın ilişkisinde dikkatli davranmamız gerekiyor. Bilin ki biz kadın ve erkek enerjilerini taşıyoruz. Bizim hayatımız ve kaderimiz onların dengede olmasına bağlıdır.
Bir kadın hayatında eril enerjisini ret ettiğinde doğurganlık organlarında sorun yaşar, hatta onları kaybede bilir. Bir erkek paranın olmasını seks enerjisiyle bağlı olduğunu düşünürse, parayı kaybettiğinde iktidarsız ola bilir. Bu kadın ve erkek için de geçerlidir- paranın az olması enerjinin de azalmasına dönüşür. Bizim paraya bakış açımız ne kadar hafif olsa, o
kadar bu enerjini kullana biliriz, para bizi yönetmez, biz onu yönetmeği ve kullanmayı öğreniriz, para bize çalışır, biz ona çalışmayız.  İş de, para da bizim içindir, biz onlar için değiliz.
Şimdi ilişkilere dönelim. Bu hayatımızın en zor bölümüdür, çünkü bir partnerimiz olunca kendi seçimimizi ve hatalarımızı ona yüklemek isteriz. Bu hakikatler size ilişkilerinizi ve kendinizi anlamaya yardımcı olurlar.
1.Biz parterlerimizi kendimiz seçeriz.
2. Kimse bize hoş olmayan ilişkiyi yürütmemizi diretmiyor. Kimse- bizim dışımızda. Tüm durumlarda negatif ilişkiler bize kendimizi sevmediğimiz alanları işaret ediyorlar.
3. Sizin özel ilişkiniz sizin için özeldir ve vardır, başkaları
 ve partneriniz için değil.
4. Partnerimizde göre bileceğimiz tek şey yine biziz.
5.Biz başkasına acı veremeyiz, başkası da bize acı vermez.
Biz kendimiz kendimize acı vere biliriz. Hakikat o ki, biz partnerimize karşı yalan söylediğimizde sadece gerçek ilişkiyi yaşamaktan, değişimden, yalnızlıktan korktuğumuz için bunu yaparız. Partnere acı vermek istemediğimizi söyledikte biz kendimize yalan söylüyoruz, kendimizi kandırıyoruz –gerçeği saklıyoruz. Yalan her zaman ilişkiyi mahıv eder.
Sevgi samimi ve açık olmak demektir, biz kaybetmeden ve yalnızlıktan korktuğumuz için yalan söyleriz, ama bu partnerle aramızda soğukluk duvarı yaratır. Yalan gereksiz ilişkilerin ömrünü sadece uzatıyor.
6. Partner için en iyi yapacağımız şey –kendimizi sevmektir.
7. Sevgi her zaman daha çok sevgi ister ama ayni zamanda tam tersinin uyanmasına izin verir. Bu bizim içsel korkularımızla bağlıdır, onlardan arınmadan biz her ilişkide ayni şeyi yaşarız. Bu dersimizi alana kadar süre bilir. Aşkı idealize ettiğimizde, onu kaybetmeye mahkumuz.
8. Evlilik ömürlük kontrat değildir. Biz er ya geç aşk hayatında mutlu oluruz, ama ideal partnerimizi bulduğumuz için değil, biz kendimizi bulduğumuz içindir. İki insan bir birine korkularını ve zaaflarını emanet ettiğinde aşkı ve mutluluğu yaşarlar. Kalbinizi partnerinize açın, eğer bunun sonucunda o sizi terk ederse, bu o demektir ki, siz bir birinize uygun değilsiniz.
ÜÇÜNCÜ ÇAKRA – bedende mide bağırsak ve iç organlarının çalışmasından sorumludur. Bu bizim içsel gücümüzün, özgüvenimizin, maddi ilişkilerimizin merkezidir.
Maddiyeti idealize etmek iç organların hastalıklarına ve yoksulluğa getirir. Kendini aşağılama, sevmeme, suçluluk duygusu insana ıstırap veriyor. Bulunduğunuz seviyeyi, durumu kabul edin, hareket edip ileriye bakın, geriye bakmayın, duraklamayın. Gelişim hareket ettiğinizde gerçekleşir. Para mutluluğun öçlüğü değildir. O sadece yaşamda bize hizmet eden enerjidir.
DÖRDÜNCÜ ÇAKRA- kalp damar sisteminin ve akciğerlerin çalışmasından sorumludur. Bu aşkın ve inancın enerjisidir. Sevgi enerjisi- saf enerjidir. Kendini sevmek bir bakımdan başkalarını affetmek denektir. Affetmek koşulsuz sevgiyi öğrenmek demektir. Affetmediğimizde biz kendimize zarar veririz. İçeride ve dışarıda ne varsa –her şey bizim kalbimizin çalışması içindir. Bir kalbinize iyice bakın: orada tutukladığınız kimseler var mı? Tüm hücreleri açın, her kesi özgür bırakın, o cümleden kendinizi de azat edin. Her kesin bırakın, o zaman tüm ilişkileriniz de düzelir. Tüm acılarınızı, küskünlüğünüzü, öfkenizi, korkularınızı, suçlarınızı bırakın gitsinler. Size acı verenleri affedin, siz acı verdiklerinizden  af dileyin. Sevginin ilahi enerjisi özgür kalınca mucizeler yaratır.
Affetmek bizim her türlü duygusal, psikolojik, ruhsal ve fiziksel yaralarımızı iyileştirmeye yardımcı olur. Affetmek size sağlığınıza ve mutluluğa götürür. Affetmek dünyanın en iyi şifacısıdır.
BEŞİNCİ ÇAKRA – iletişim, ilişkiler, seçim- boğaz, tiroit bezleri, ağız,dişler, bronşlar.
Ruhumuzu geçmiş korkulardan ve negatif duygulardan arındırın. Söylenmedik bir problem, içimize attığımız küskünlük nezleyi doğurur(soğuk algınlığı olmadan). Daha derin incinmek
gripe neden olur. O zaman organizmamı bize iyileşmek için yedi gün veriyor.
Her çakra için bir gün, kendi hatalarımızı anlamamız için. Hayat dersimizi aldığımızda ve doğru seçim yaptığımızda olay bir daha tekrarlanmaz. Evet, hayatın alışık anlamını değiştirmek kolay değildir. Fakat, yeniliklerden korkup ayni yerde tökezlemek bize daha büyük acı yaşatır. İçsel huzura kavuşmak için bu değişiklik hortumuna dalıp yenilenip yüze çıkmak lazım. Değişikleri anlamak- eskiyi bıraka bilmek ve yeniyi kucaklamak, her şeyin bir yerde bite bileceğini ve yenisinin başlayacağını bilmek demektir.
Sizi kötü etkileyecek, öfkeye, kendine acıma duygularını doğuran düşüncelerden kaçınmaya çalışın. Kendi hayatınızın sorumluğunu başkalarına yüklemeyin, her şeyin sebebini kendinizde arayın. Bütün durumları size yazılmış mektuplar gibi algılayın, onları okumaya çalışın. Burada, şimdide yaşamaya gayret edin, geçmişte ve gelecekte değil.