3 Mart 2014 Pazartesi

+ FENG SHUİ

                                                                                     


  FENG SHUİ








Uzak doğuda iki binden aşkın kullanılan bilim ve sanat dalı Feng Shui hakkında istediğiniz bilgiyi internetten ve kitaplardan ala bilirsiniz. Bu sanatı öğrenip doğru kullanarak hayatınızda olumlu değişikler sağlamanız mümkündür. Fakat iyi sonuçlar almanız için sizin bilincinizi değiştirip, eski kalıplardan ve negatif blokajlardan arınmanız lazım. Olumlu, pozitif düşüncelerle, sevgiyle hayata ve kendinize yaklaştığınız zaman Feng Shui hayatınızda mucizeler yaratır.
Fenf Shui’nin hayatınıza girdiğini ve çalıştığını nasıl hissedersiniz?  Burada ani sıçrayış ve değişim olmaz: her şey yavaş, fakat çoğalarak gelişir. Günün biri hayattan tat almaya başlarsınız. Günlük hayatınızda renkleri ve canlılığı hissetmeye başlarsınız, sanki gözlerinizi kapamış duman perdesi kayboluyor. Bu doğru yolda olduğunuzun ilk sinyalidir. Sonra günlük işlerinizi hevesle ve istekle yaptığınızı göreceksiniz. Daha sonra güçlü enerji dalgasının sizi yükselttiği sevincine kapılacaksınız: artık çok şeyin üstesinden gele bilirsiniz. Bu yaratıcı enerji hayatınızın tüm bölümlerine nüfus etmeye başlıyor. Sanki bir köpürmüş nehrin akımına kapılıp gidiyorsunuz, yapmanız gereken çok iş var ve sonuçlar beklentilerinizi aşıyor.
Eski, bitmiş ilişkiler kayboluyor, yerine yeni insanlarla tanışıyorsunuz ve onlarla çok mutlusunuz.
Maddi refah kendiliğinden gelişiyor ve siz bir zaman sonra hiç paranı düşünmüyorsunuz.
Siz tüm girişimlerinizde başarı elde ediyorsunuz, sosyal statünüz yükseliyor. Özel ilişkiniz daha güvenilir ve dengeli oluyor.
Feng Shui ne dindir, ne de büyü. Her dinden insan onu kullana bilir. Feng Shui doğanın enerjileriyle uyum sağlamak sanatıdır, insanın dünyayla denge ve harmoni içinde olmasıdır.
Feng Shui Üstadı bize şansın üç farklı boyutu olduğunu söylüyor.
Birinci şans-göksel şanstır, karmadır. O bizim hangi koşullarda doğduğumuzu belirliyor. Bu şansı değiştirmek mümkün olmadığı söyleniyor.
İkincisi- yerel şans, fengshui. Bu şansı değiştirmek mümkündür. Feng Shui kanunlarını öğrendiğinizde hayat koşullarını iyi yönde değiştire bilirsiniz.
Üçüncü şans-insan şansıdır. Bu şans eğitimle, pozitif düşünceyle, sağlıklı hayat tarzıyla belirleniyor.
Ben size Feng Shui’nin derin felsefi temelini ve teorisini anlatmak istemiyorum: bu geniş ruhsal bilgidir.
Ben burada sadece size zamanla ispatlanmış pratik ve iyi sonuçlar doğuran metotlarla tanıştırmak istiyorum.
Fen Shui diyor ki, bizim evimizi bedenimizin devamıdır. Eviniz sizinle Evren arasında ilişki kuran canlı organizmadır. Evimizin vasıtasıyla bizi sembolleri ve elementleri kullanarak hayatımızı değiştire biliriz. Yeni gördüğünüz evlerin ve dairelere dikkatle analiz edin. Evin hali ile siz kolaylıkla onun sahibine teşhis koya bilirsiniz. Ev kaos ve karmaşanın içinde bir ışık ve huzur adası ola bilir. Dünya enerjilerinin hareket ettikleri yollar vardır. Evinizde harmoni ve ışık sağladığınızda siz bu arınmış enerjini Evrene dağıtıyorsunuz. İnanın Evren bunun farkına varacaktır. Bizim dünyadan ayrı olma düşüncemiz illüzyondan başka bir şey değildir. Ve bu illüzyon bizim sağlığımızı ve hayatımızı kötü etkiler. Eviniz her zaman sizden yanadır, o size her an açılmaya ve yardım etmeye hazırdır, o sadece sizin adımınızı bekliyor.
Ne zaman ki biz evimize canlı varlık gibi dikkatli ve saygılı davranmaya başlasak – inanılmaz şeyler olamaya başlar. Siz harika keşiflerin arifesindesiniz!

Sonraki makalemde evimizle ne yapmamız gerektiğini konuşacağız. 

1 Mart 2014 Cumartesi

+ KENDİNİ SEV!





                                                                                     
                                                                                             
  Kendini sev!


“Ben size birçok öneri ve harika tavsiyeler vere bilirim, fakat gerçek güç sizin elinizdedir. Siz benim idealarımı ve önerilerimi kabul edersiniz ve ya etmezsiniz. Güç sizdedir”.
Louise L. Hay’ın bu sözlerini ben de size söylemek isterim. Bu bloglarımda kendi çalışmalarımın ve ünlü kişisel gelişim uzmanlarının pratiğine ve teorisine dayanarak size bilgiler aktarmak istedim. Bu bilgiler sizin hayatınızı kolaylaştırmak için, problemleri çözmek için size sunulmuştur. Belki birkaç cümle, bir öneri hayatınızda önemli değişiklere sebep olur. Tabi isteseniz. Güç her zaman sizdedir, sizin elinizdedir!
Ne yapsanız, ne gibi değişikleri yaşamak isteseniz –bunların hepsi kendinize olan sevgiden başlar. Sizin özel ilişkiniz, iş hayatınızda başarınız- sonuçta hepsi sizin kendinizi ne denli sevdiğinize bağlıdır.
Yaratma sürecinin en büyük etkeni kendine sevgidir. Bu sevgi kibir ve kendini beğenmişlikten uzaktır. Çünkü kendini gerçek anlamda seven kişi başkasını aşağılayamaz, küçümsemez. Nefret ve despotluk kendine güvenmeyen ve sevgiden yoksun olan kişilere mahsus oluyor. Zayıf ve kompleksli kişiliye sahip birisi başkalarının hesabına kendini ispatlamaya çalışır. Kendini sevmeme, suçluluk duygusu, korkular –bunlar bizim gelişimimizi ciddi şekilde engelleyen duygulardır. Kişi kendini yeterince sevmediğinde kalbinin derinliklerinde kendini başarıya layık görmez, fiziksel dünyada bu maddi sıkıntılar ve zorluklar şeklinde tezahür eder.
Diyelim ki, siz kendinizi sevmeye ve hayatınızı olumlu yönde değiştirmeye karar verdiniz. Böyle bir kararı bir ritüele bağlasanız iyi edersiniz. Çünkü Evren sembolik dilden hoşlanıyor ve siz bu şekilde ona mesaj göndermiş olursunuz.
Evde ve ya bir mekanda yalnız kalmayı seçin. Pencereyi açıp temiz havanın içeri girmesine izin verin. Beyaz ve ya istediğiniz açık renkte giysiler giyinin. Birkaç derin soluk aldıktan sonra kendinize bunları söyleyin. İçinizden değil, sesli söyleseniz daha iyidir:
Ben yaptığım her şeyi beğeniyorum ve kabul ediyorum.
Ben kendimi olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum.
Ben şimdi dünyanın tüm zenginliklerini, bolluğunu kabul ediyorum.
Ben her şeyin en iyisini hak ediyorum.
Şimdi bir zihninizi dinleyin. Zihniniz size amansızca gerçekleri sunmaya acele edecektir: sizin eksiklerinizi, kısıtlamalarınızı, yetmezliğinizi ve zaten bu tür şeylerin saçmalık olduğunu size söyleyecektir.
Moralinizi bozmaya gerek yok. Sadece bu sizin zihninizin yeni ve alışık olmayan yönteme verdiği tepkidir. Birisinin kendine aşk ilan etmesine o kadar da alışık değiliz!
Sakinleşin ve bu eylemi tekrar yapın. Kendinizi sevdiğinizi, her şeye layık olduğunuzu söylemekten yorulmayın. Siz bu düşünceye ve bu sözlere alıştığınızda göreceksiniz-hayatınızda değişimler başlayacaktır. Burada bilmeniz gerekiyor ki, bu söylediklerinizde hiç abartı yoktur. Siz gerçekten bu Evrende teksiniz, sizin eşiniz, benzeriniz yoktur. Siz Tanrının yarattığı en mükemmel varlıksınız ve çok değerlisiniz. Yunus Emre der ki :”Yaratılanı sevdim Yaratandan dolayı”. Siz de kendinizi bu sebepten dolayı seve bilirsiniz.
Hayatınıza başarıyı davet etmek için böyle bir program yazın ve uygulayın:
  1. Bu günden itibaren ben kendimi sevdiğimi ilan ediyorum.
  2. Ben şuurlu şekilde kendi ihtiyaçlarıma ve isteklerime dikkatli ve şefkatle davranmayı öğreniyorum.
  3. Ben kendimi kabul ediyorum.

       Size kendinize arkadaş olmanızı öneriyorum. Bilin ki, dünyada sizin için fazlalık teşkil edecek hiçbir şey yoktur. Bu çok önemli düşüncedir ve kafanızda yer alması önemli aşamadır.

28 Şubat 2014 Cuma

+ HAYAT SENARYOSU

                                                  






                                                                                             
            HAYAT SENARYOSU



İnsan hayatının gidişatı dört faktörün bağlantılarından oluşuyor: soydan gelen faktörler (genetik), dış olaylar, senaryo ve özel kararlar.
 Günümüzde birçok davranış biçimlerin ve komplekslerin soydan geldiği kabul edinmiştir ve bu konuda araştırmalar yapan bilim dalı da ortaya çıkmıştır- psikogenetik.  Anne babasız büyümüş çocuklar bile genetik rahatsızlıkları taşıyorlar. Bu özellikler daha çok dedelerden ve baba-annelerden, anneannelerden toruna geçer.
Tranzaktion analizinin yaratıcısı Amerikan psikiyatrisi Eric Berne’nin araştırmaları neticesinde hayat senaryosunun çocuklukta oluşması ortaya çıktı. Hayatımızın her alanında (sevgi, ilişkiler, sağlık, para) farklı senaryo ola bilir. Biz bu senaryoyu bilinçsizce takip ederiz.
Senaryonun esas ayrıntıları bunlardır:
1.Senaryo- hayat planıdır
2.Senaryo finalle biter.
3.İnsan senaryo kararını kendisi verir.
4.Senaryo ebeveynler tarafından desteklenir.
5. Senaryo farkındalığın dışındadır

Peki bu senaryonun kaynağı nedir, hangi temele dayanıyor?
Senaryo çocuğun dünyada tutunması için izlediği stratejinin tezahürüdür.
Senaryo kararları çocuğun duygularına, onun gerçekliği test etme yetisine bağlıdır. Mesela 5-12 ay arasında çocuğun annesinden ayrı kalması onun belli senaryoyu seçmesine iter.
Tüm senaryoları içerliği bakımından ikiye bölmek mümkündür.

Yenen –Amacına ulaşan birisi
Yenilen- Amacına ulaşmamış birisi ( yenilgi çevrede bilinmiyor, yenilgi çevrede müzakire ediliyor, ölüm, ceza evi)
Bunların tam ortası bir durum daha vardır: ne yeniyor ne de kaybediyor.
Eric Berne’nin sözlerine göre: “ Yenen yenildiği zaman ne edeceğini biliyor, fakat söylemiyor(birkaç ihtimali vardır).
Yenilen bilmiyor, fakat hep zaferden konuşuyor.
Yenmeyen bazı zaman başarılı oluyor, bazı zaman başarısız, ama büyük bir şey elde etmiyor, riske giremiyor(sorumluluk almıyor).
Burada çocuğun seçtiği temel hayat pozisyonu da çok önemlidir. Bu pozisyonlardan birisini seçtiğinde tüm senaryoyu ona uygun düzenliyor. Burada iki pozisyon vardır: iyiyim/iyi değilim.
Ben iyiyim-sen iyisin. Bu çok sağlıklı bakış açısıdır. Bu hayati problemlerin çözümünde başkalarıyla etkileşimde olmak demektir.
Ben iyi değilim-sen iyisin. Bu kötümser senaryo üretmek demektir, kendini başkalarından kötü görmektir.
Ben iyiyim, sen iyi değilsin. Bu savunma pozisyonudur, başkalarını küçük görme demektir.
Ben kötüyüm, sen kötüsün. Bu tamamen yıkıcı bir pozisyondur.
Mesela ben iyiyim, sen iyi değilsin bakış açısını kabul etmiş bireyin başkasına hayrı olmaz, o her kesi düşman olarak görür, ve zara vermeye, kısıtlamaya çalışır, ailede despot olur.
Psiko- genetik özelliklerin dışında kişiliğin formalaşmasında dış koşullar ve kendi verdiği kararlar da yer alıyor. Mesela biz çok iyi özellikleri soydan ala biliriz, fakat Kipling’in kahramanı Maugli gibi kurtların içinde büyüyüp kurt ola biliriz.. Ve ya doğuştan olumsuz özelliklere, hastalılara sahip olduğumuz halde çok başarılı ola biliriz. Mesela ünlü fizikçi Stephen Walking gibi.
Dış koşullar bizim gelişimimize, ben iyiyim –sen iyisin konumuna gelip hayattan haz
almaya, dolu dolu yaşamaya neden ola bilirler.
İçimizde var olan düşünceleri ve değerleri hayatımızda yaşarız. Biz dışarıdan yönetildiğimizi, etkilendiğimizi düşündüğümüz halde hayatımızı kontrol edemeyiz. Bazı zaman kafamızda öyle düşünce kirliği ve karışımı olur ki, hayatımıza aynen bu yansıyor. Biz problemi anladığımızda onu çözmeye başlarız. Genelde biz ya problemden kaçarız ,ya da onun üzerine gideriz, burada başka seçeneğimiz de yoktur. Problemden kaçtığımızda biz yine sonunda ayni yere, problem olduğu yere geliriz. Çünkü biz problemi çözmek yerine onun hakkında düşüncelerin etrafında dolaşırız. Mesela, “ben hasta olmak istemiyorum” düşüncesi bizi sağlığa götürmez: bunu söylediğimizde biz “ben hastayım” imgesi yaratıyoruz, daha doğrusu “ben sağlıklı ve güçlü olmak istiyorum” demektir.
Biz hayatta ebedi yaşayacağımız gibi yaşarız. Evet, etrafımızdaki kimseler öle bilir, fakat biz ölmeyiz. Herkesin bir gün öleceği gerçeği sanki bize dokunmuyor gibi hissederiz.
Bronny Beye klinikte ölümcül hastalara uzun yıllar baktıktan sonra böyle bir kitap yazmıştır:” Ölüm döşeğinde olanların beş pişmanlığı”. Hayatlarının son günlerini yaşayan insanlardan onların pişmanlıklarını dinlemiştir ve en çok duyduğu pişmanlıklardan liste oluşturmuştur:

  1. Ben istediğim gibi yaşamaya cesaretim yetmedi, hep başkalarının beklentisinde hareket ettim.
  2. Çok çalıştığıma pişmanım.
  3. Kendi duygularımı ifade edemedim diye çok pişmanım.
  4. Arkadaşlıklarımı kaybettim diye pişmanım.
  5. Kendime daha mutlu olmama izin vermediğim için pişmanım.


Fakat biz değerli okurlarım, hala hayattayız ve her şeyi değiştire biliriz! Sadece değişimi yarına, Pazar ertesine ve ya Yeni yıla ertelemek lazım değil, şimdi, şuan değişime başlayalım!

25 Şubat 2014 Salı

+SİHİRLİ FORMÜL


 


                                                                                     
                                                                                       
       SİHİRLİ FORMÜL
                                    
                    


Kuantum fiziğinin buluşları hayatımızın her alanını etkilemiştir.  Fizik biliminin bu önde gelen bölümü çok önemli bir ezoterik bilgiyi, uzak doğu felsefesinin bakış açısını ispatlıyor. Kuantum fiziğinin bize sunduğu felsefi açılımı kısaca bundan ibarettir: İzleyen izlediği zaman yaratıcı oluyor. O izlediği şeyi yaratıyor. Verner Geyzenberg’in ünlü belirsizlik prensibine dayalı bu teori insanın maddesel dünyayla ilişkisi kurmasında bir sıçrayış yaptı. Fred Volf  “Kuantum sıçrayış” adlı makalesinde bu ilişkiyi böyle nitelendiriyor:
  1. Fiziksel realite izleyici olmayanca yoktur.
  2. İzleyici baktığında realiteyi oluşturuyor.
Biz bir şeye baktığımızda onu yaratıyoruz. Bizim bu olağanüstü özelliğimizi hayatımızın problemlerini çözmekte kullana biliriz. Zaten imge etme, imajine etme işlevlerinin bilimsel açıklaması da burada yatıyor.
Şimdi size   “eritme ve yaratma” formülünü anlatacağım. Burada “eritme” yerine “yok etme” sözünü de kullana biliriz, fakat bu gerçeği anlatmaz diye daha yumuşak bir ifadeyi seçtim.
Bu formülü kullanarak siz kısa zamanda iyi sonuçlar elde ede bilirsiniz. Bu formül ile biz her şeyi yarata biliriz: duyguları, düşünceyi, değerleri, somut şeyleri, arzuları, inançları.
Formül iki basamaktan oluşuyor
1.Çalıştığınız objeyle ve ya duyguyla(düşünceyle) bütünleşme. Objeyi içinize alıp, hissedip onunla özdeşleşiyorsunuz. Sonra bu objenin (duygunun) DIŞINA çıkıyorsunuz
2. Boşluğa adım atıyorsunuz ve burada istediğiniz alternatif objeye ve ya duyguya dikkatinizi yöneltiyorsunuz.
Mesela siz geçmişinizde bir korku yaşadınız, şimdi o sizi rahatsız ediyor. Bu formülle korkudan kurtula bilirsiniz.
      Çalışmada doğru yolu izlemek için kurtulmak istediğiniz duyguyla, objeyle ve ya durumla bir olup onları doğrudan hissetmeniz lazım. İstemediğiniz bir şeyden kurtulmak için, onu kendi dünyanızdan atmak için onu hissedip yaşamanız gerekiyor. Bir objeye, duyguya, görünüşe karşı koymak onu tutmak, güçlendirmek demektir.
Objeni hissetmek ve onunla birleşmek işlemi her kişide farklı şekil ala biliyor. Fakat bu süreç yarım dakikadan fazla olmamalıdır.
Objeyle bütünleştikten sonra onu terk edip boşluğa çıkıyorsunuz. Siz şimdi boşluktasınız. Burada istediğiniz objeyi, durumu, görünüşü yarata bilirsiziniz.
Birinci etapta siz duygularınızı hissettiniz. Şimdi siz duygularınızın enerji alanını yavaşça genişletip  sınırlarını hissedeceksiniz. Bir süre sonra enerji alanının bittiği yerde, onu sınırlarını çizdiğiniz yerde oradan çıkacaksınız. Eski duygunuzun enerji alanı geride kalacaktır ve eriyip yok olacaktır. Siz çalıştığınız duygunun ve ya objenin enerji alanını bir balon şeklinde(ve ya size nasıl gözüktüyse) imgeleye bilirsiniz, sonra siz bu balonu geride bırakıp saf, temiz Boşluğa adım atıyorsunuz. Sonra geride bıraktığınız enerjiyi unutun, dikkatinizi onun karşıtına, istediğiniz şeye yöneltin. Şimdi istediğiniz şeyi imajine edin.
Bu işlemin özeti budur: Siz kurtulmak istediğiniz şeyin enerji potansiyelini hissedip onu genişletiyorsunuz, onun sınırlarını hissettikten sonra onu bırakıyorsunuz.
Ünlü yoga Nisargada Maharac diyor ki,”  Tam bilmediğin şeyden kurtulmak mümkün değildir’.
Formülün çalışma prensibini daha iyi anlamak için sizin bilmeniz gerekiyor ki, var olan her şeyin bir formu vardır. Ve siz Bunu bir varsayım gibi kabul etmelisiniz. Maddesel olmayan şeylere, değerlere siz kendiniz düşüncenizle istediğiniz formu vere bilirsiniz. İmgelediğiniz formu genişletip onun sınırlarının bittiği yerden Boşluğa çıkmalısınız. Burada ise, istediğiniz şeyi istediğiniz şekilde var etmekte özgürsünüz.
Umarım bu kısa, fakat etkili teknik size problemlerinizden kurtulmaya yardımcı olur

24 Şubat 2014 Pazartesi

+ L. RON HABBARD










L. RON HABBARD (1911-1986)

 Bütün zamanların en çok okunan ve ilgi gören yazarlarından biri olan L. Ron Habbart  Scientology ve Dianestika’nın yaratıcısıdır. Dünyada en çok yabancı dilde eseri olarak
Guiness Rekorlar kitabına girmiştir. 1984 basılı eser sahibi olarak bir başka dalda Guiness
Rekorunu elde bulundurmaktadır.
Ron Habbard’ın  söylediğine göre bir insanın anlamlı hayat yaşamasını öğrenmek
için ona sadece iki soru sormak gerekir:” O istediği şeyi yapa bildi mi? Onun hayatta olmasından mutluluk duyan birileri var mı? “
  Bu soruyu Habbardın kendisine yöneltsek, birinci soruya cevap onun yazdıkları kitaplar ve araştırmalar olur. İkinci soruya cevap ise yüz binlerce insan hayatının iyiye değişmesidir.
Habbard rengarenk ve hareketli yaşam sürdürmüştür, hayatın bir çok alanında başarı sergilemiştir. Dünya onu Scientology ve Dianestika” gibi ruhsal gelişim akımlarının yaratıcısı gibi tanısa da, onun bilim kurgu hikayeleri ve romanları da çağımızda en çok okunan eserlerin sırasındadırlar. “Dövüş alanı –Yer Küresi”( Battlefield  Earth ),Korku ( Fear),
Misyon-Yer Küresi ( Mission Earth)- bu kitablar zamanının bestselleri olmuşlar.
On yaşlarında tayfa yamağı gibi gemiye ayak basmış Habbard 30 yaşlarında kaptan olmuştur ve gemiyi bir de 71 yaşında terk etmiştir. O hayatının çok bölümünü uzak seyahatlerde geçirmiş, Çin, Tibet,Hindistan ,Afrika’yı dolaşmıştır. Fotoğrafçılığı da severdi, onun fotoğrafları “Nacional Geografy” dergisinde çıkmıştır, fotoğraf sergileri düzenlemiştir.
Ron Habbard çalışma odasına çekilip ve ya tenhalıkta ruhsal gelişim metotlarını geliştirmemiştir. Tam tersi aktif hayat sürdürmüştür. O yazıyor ki “ Hayatı gerçekten öğrenmek için onun parçası olmalısın, tam derinliklere dalıp onu izlemelisin”.
Onun ruhsal alemle tanışlığı Montana eyaletinin  Helena şehrindeki yerli Kızılderili kabilesiyle arkadaşlıkla başlamıştır. Kabilenin şamanı Koça Tom ile 6 yaşındaki Ron yakın arkadaşlığı olmuştur, hatta Ron’u Kızılderililerin  kan kardeşi yapmışlar.
Yirmi sene araştırmalar sırasında bir çok halk ve kültürle yakından tanık olmuştur. İnsan hayat gücünün arayışında aborijenlerin ve kabilelerin hayatını yakından öğrenmiştir.(Afrika’da, Karip adalarında, Kuzey Amerikada).
Ruhsal ve felsefi araştırmalarının sonucunda “Ekskalibur” adında ilk kitabı 1938 senesinde çıkmıştır. Bundan sonra 1945 da basılmış “Dianetika: ilk tezler“ adında kitabı da 16 senelik araştırmalardan doğmuş eserdir. Bu eserde sunduğu ruhsal teknik büyük yankı gördü. Dianetika metodunu Habbard 300 kişinin üzerinde deney yapıp güzel sonuçlar aldıktan sonra ortaya koymuştur. Bu eser  elyazması şeklinde bile bir çok psikoterapisin ilgisi çekmiş ve kullanılmıştır. Dianetika- dünyanın en çok ilgisini çeken insan bilinci hakkında yazılmış kitaptır.
Tabi bilimde bu bir sıçrayış, bir basamak idi. Dianetika  kitabı ilk çıktığı günde 50000 adet satılmıştır.. Kitapçılar artan talebe yetişemiyorlardı. Metodun sonuçları şaşırtıcıydı ve insanlar onu kullanmaya başladılar. Amerika şehirlerinde Dianetika merkezleri kuruldu, yeni teknikleri öğrenmek için gruplar oluştu.
Birkaç yıl sonra Habbard Scientology adında akım yarattı, onun ölümünden sonra bu artık dini akıma dönüştü. Scientology’ nin özü -soru sorarak, hiçbir değer ve yargıda bulunmadan, hastaya kendisinin kendi ıstırabının bilinmeyen kaynağını bulmakta yardımcı olmaktır.
  Habbard çeşitli konularda çözüm önerileri bulmuştur: eğitim teknolojileri, suçluların ıslahı, iş organizasyonu, uyuşturucu ile mücadele. Bu önerileri hayat geçirmek için birçok girişimlerde bulunmuştur ve çalıştığı alanlarda gözle görülür gelişmeler ve sonuçlar bırakmıştır.

Habbard bu sözleri tekrarlamayı severdi; “Biz biraz daha bilgili ve anlayışlı olsaydık, daha mutlu yaşardık”

22 Şubat 2014 Cumartesi

+ SEDON-DUYGULARI BIRAKMA METODU (2)


                                                                 
                                                                                             






     Sedon -  Duyguları bırakma metodu ( 2 )







 Lester Levinson’un geliştirdiği duyguları bırakma metoduyla sizi yakından tanıştırmayı devam ediyorum. Burada yazdıklarım önceki blogun devamıdır.
DÖRDÜNCÜ ADIM: Kendi duygularınızı hissedin. Seçtiğiniz problemin sizde oluşturduğu duyguyu ortaya çıkarıp tam köküne kadar izledikten sonra duygunuzu yaşamaya başlayın. DUYGUNUZU HİSSEDİN: duygular tüm bedeninizi ve beyninizi, tüm enerji alanınızı doldursunlar.
Eğer onun adı “dert” ve “bela” idiyse, siz ağlaya bilirsiniz.
Çalıştığınız duygu öfkeyse, siz bedeninizde gerginlik hissedersiniz, kalp atışlarınız hızlanır.
Bu iyi bir gelişimdir-siz duygularınızı yaşadınız.
BEŞİNCİ ADIM: Yapa bilir misiniz ?
Şimdi siz hayatınızın problemli bölümüne dair duygularınızı açığa çıkardınız, onları yaşadınız. Kendinize bu soruyu sorma zamanı geldi: Ben bu duyguyu bıraka bilir miyim?
Başka değişle hem fiziksel ve hem duygusal anlamda siz bu hislere sizi terk etmelerine izin vere bilir misiniz?
Bunu düşünün.
Kendi derin benliğinizin  ve bu duyguları şimdi hisseden “benin” arasında farkı algılamaya çalışın.
S,z bu duyguları bir enerji akışı gibi hissede bilirsiniz, bu enerji sizin bedeniniz olan yerdedir, fakat bu sizin bedeniniz değildir.
Ve ya bu duygular sizin gerçek üst benliğinizin dışında bir gölgedir.
Öyle ve ya böyle siz bir zaman sonra siz aydın şekilde hissedeceksiniz ki, bu duygular gerçek anlamda sizin duygularınız değiller.
Ve siz kendi “ben” ve duyguların arasında farkı hissettiğinizde bu duyguları bıraka bileceğinizin kanaatine varacaksınız. Onların gitmesine henüz hazır olmadığınızda bir süre yine onları hissetmeyi devam edin.
Sonunda öyle bir noktaya geleceksiniz ki, kendinize bunu diye bileceksiniz: Evet ben bu duyguyu bıraka bilirim.
ALTINCI ADIM: Onları bırakacak mısınız?
Eğer siz onları bıraka bilseniz, kendinize bunu soracaksınız:Ben bu duyguları bırakacak mıyım?
Yine düşünün. Bazen tam duyguları bıraka bileceğimiz an biz onlara yeniden sarılmayı seçeriz. Siz kendinizde böyle düşünceni izleye bilirsiniz:”Hayır, ben şimdi hissettiklerimden kurtulmak yerine duygularımı saklamayı tercih ediyorum”
Böyle olduysa, yine hissettiklerini yaşamaya devam edin. Bir süre sonra yine öyle noktaya geleceksiniz ki, kendinize dürüstçe bunu söyleye bilesiniz: Evet, ben bu duyguları bırakmak isterim.
YEDİNCİ ADIM: Ne zaman? Siz duyguları bırakmak istediğinizde bu soruyu soracaksınız:
Ne zaman?
Yukarıda gördüğümüz sürecin sonunda yine bir noktada kendinize söylersiniz: Ben bu duyguları şimdi bırakmak isterdim.
SEKİZİNCİ ADIM: KURTULUŞ. Ne zaman ki kendinize “şimdi” söylediniz, duyguları bırakın. Sadece onları bırakın gitsinler.
Gerçekten onları bıraktığınızda duygusal ve fiziksel özgürlüğü, kurtuluşu hissedersiniz.
 Siz kahkahaya boğula bilirsiniz.
Siz omuzlarınızdan büyük yükün kalktığını hissedersiniz.
Siz soğuk dalganın bedeninizde geçtiğini hissedersiniz.
Bu o demektir ki bu duyguların sıkıştırdığı enerji özgür kalmıştır ve sizin hizmetinizdedir.
DOKUZUNCU ADIM: TEKRARLAMA. Ne zaman.
Duyguları bıraktıktan sonra siz kendinizi kontrol etmek isteye bilirsiniz. Siz şimdi duyguları hissediyor musunuz? Hala bir duyguların olduğunu hissettiğinizde tüm işlevi yeniden yapın.
Genelde kurtuluş bir vananın açılmasına benzer. Siz birilerini bıraktınız, başkaları geldi.
Bazı duygularımız öyle derinde yatıyorlar ki, onların çıkması birkaç çalışma ister.

Duygulardan kurtulma pratiğini yapmaya devam edin, ta ki içinizde hiçbir duygu belirtisinin bulunmayacağına  kadar.

21 Şubat 2014 Cuma

+DUYGULARI BIRAKMA METODU





 
 Duyguları  bırakma metodu

  Değerli okurlarım, geçen blogumda sizi Lester Levenson’un  yarattığı Sedon sistemiyle tanıştırmıştım. Şimdi bu tekniği size daha ayrıntılı şekilde anlatacağım ki, onu kendiniz için kolayca kullana bilesiniz.
Genelde insanın duygularıyla ilişkisi üç yönde gelişir: bastırmak, ifade etmek ve kaçmak.
BASTIRMAK- bu bizim kullandığımız en zararlı yoldur. Bastırılmış duygular içimizde birikirler, çoğalırlar ve endişeye, depresyona yol açarlar. Bastırılmış duygular karma mekanizmasını harekete geçirir, onlar bizim hayatımızı hoşlanmadığımız şekilde yönetmeye başlarlar. Bastırılmış duygu eninde sonunda bize hakim olur ve bir program şeklini alır. Program harekete geçtiğinde biz onu durduramayız ve o duygunu çağrıştıran olayları ve durumları yaşarız.
İFADE ETMEK- bu bir nevi hafiflemedir. Patladığımızda, duygumuzu açık ifade ettiğimizde, sabrımız taştığında biz yığılmış duyguların yükünü hafifletiriz. Kendimizi iyi hissedebiliriz, çünkü enerji harekete geçmiştir. Fakat bu o demek değildir ki, biz duygumuzdan kurtulduk, bu geçici bir rahatlıktır. Ve hem bizim açık duygularımızı ifade etmemiz, agresif davranmamız karşı tarafı olumsuz etkiler, biz birine zarar vere biliriz, sonra da suçluluk çekeriz.
KAÇMAK- biz duygularımızdan kaçmayı da yeğleriz, dikkatimizi başka şeylere yöneltiriz: yemeğe, alkole, sohbete, televizyona, sigaraya, uyuşturucuya, filme, sekse. Duygular içimizdedir, biz sadece onları görmezden gelmeye çalışıyoruz, fakat biz onları yok saydığımızda maalesef onlar yok olmuyorlar. Kaçmak aslinde bastırmanın bir başka yoludur.
Bildiğimiz gibi duygu kayıtları organizmada enerji sıkışmaları şeklinde farklı yerlerde, organlarda yer alıyorlar. Organizmamızın her hücresinin beynimizde yansıması vardır, her gerginlik beyinde gergin alan yaratıyor. Gergin alan çok olduğunda beyinin özgür çalışmasına daha az enerji kalıyor. Bundan dolayı enerji blokajlarından, duygusal kayıtlardan kurtulmuş insan işinde ve hayatında daha başarılı olmaya başlıyor.
Duyguları özgürleştirme tekniğinin uzun yıllar pratik çalışmaların sonuçlarıyla kendini doğrulamıştır.
Bu tekniğin önemli özelliği birikim yapmaktır. Her seferinde bir duyguyu bıraktığınızda özgür kalmış enerjiyi hissedersiniz, düşünceniz berraklaşır, davranışlarınız daha çevik ve mantıklı olur. Zaman içinde daha çok enerjiyi serbest bıraktığınızda siz artık öyle huzur ve dengeye gelirsiniz, ki kimse sizin yaşam sevincinizi, huzurunuzu bozamaz.
Bu çalışmaların sizi duygusuz kukla yapacağını hiç aklınıza getirmeyin. Tam tersi- siz dünyayı çocuksu algılayışla, saf ve mükemmel görmeye başlarsınız.
Üç hafta disiplinli çalışma bu metodu otomatik moda getirir. İleride sizin bir duygunuzu görmek ondan kurtulmak için yeterli olacaktır.

BİRİNCİ ADIM: ODAKLANMAK.
İlk başta hayatınızın bir bölümüne odaklanmanız gerekecektir, ilk başta neyi hal etmek istersiniz?
Belki bu sevdiğiniz kişiyle ilişkinizdir, evlatlarınızla, anne babanızla, sizin işinizle, hayatınızla, sağlığınızla ve ya korkunuzla bağlı ola bilir.
Seçtiğiniz neyse, ona odaklanın. Bu soruyu sorun kendinize: Şimdi ben ne hissediyorum? Hangi duyguları hissediyorum?
Kısaca gevşeyip ve odaklanıp hangi problemle çalışmak istediğinizi ortaya çıkarırsınız.
İlk adımın özü budur- probleminizi bulup ortaya koymaktır.
İKİNCİ ADIM: HİSSETMEK
Şimdi hangi problemle çalışacağınızı bildiğinizde onunla ilgili duygularınızı belirleyeceksiniz. Kendinize sorun:
BEN ŞİMDİ NE HİSSEDİYORUM?
Lester Levinson tüm duyguları kategorize etmiştir ve onun listesinde 9  duygu çeşidi bulunuyor. Şimdi size bu listeyi getiriyorum. Onu dikkatle inceleyin, çünkü hangi duyguyu hissettiğinizi belirlemekte size yardımcı ola bilir.
İLGİSİZLİK. Bir çok duygu ve his ilgisizliğin beraberinde yaşanır. Ne hissettiğimizi sorunca biz bu sözleri kullana biliriz: Sıkılma, kendini önemsiz hissetme, hayal kırıklığı, unutulma, faydasız olma, kararsızlık, tembellik, kaybolunmuşluk, kaybetme, takılma, yorgunluk, yenik düşme, ret etme, umutsuzluk, karşı koymama, kabul etme, dalgınlık, dikkatsizlik, kendini küçük görme.
Levinson’a göre bunların hepsi ilgisizliğin, durağanlığın yansımalarıdır.
DERT. Burada biz bu sözleri kullana biliriz: terk edilme, suçluluk, incinmek, ıstırap, utanç, ihanet, çaresizlik, kaybetme, perişan olma, yıkım, koparmak, özlem, anlaşamazlık, vicdan azabı, keder, dışlanma, pişmanlık, kendine acıma duygusu.
Korku. Korkunun farklı tezahür formları :endişe, tasa, ihtiyatlı olma, kuşku, korkaklık, panik, gerginlik, çekingenlik, sahne korkusu, kapana sıkışmak, mahcubiyet, sinirlilik.
TUTKU. Bu “ben istiyorum” duygusudur. Biz bunları hissede biliriz: Güçlü istek, arzulama,  beklenti, ihtiyaç, arayış, yönetilme, cimrilik, boşluk, sabırsızlık, baskı, acımasızlık, hırs, kin,  bencillik, kıskançlık.
ÖFKE. Biz bunları hissederiz: agresiflik, sinirlilik, argümanlık, meydan okumak, çağırmak, talep etmek, nefret, delirmek, kıskançlık, önemsemek, hiddet, köpürme, isyan, kabalık, direnmek, inatçılık, öç alma, küstahlık.
GURUR- Bunları hissederiz: özel olma duygusu, üstünlük, küçümseme, aşağılamak, eleştirme, yargılama, affetmeme, kibir, şöhret düşkünlüğü, kınama, mahkum etmek, övünme, kendini beğenmişlik.
CESURLUK- Burada bu duygular ortaya çıkarlar: girişimcilik, maceracılık, canlılık, eminlik, yaratıcılık, kararlılık, dinamiklik, mutluluk, pozitif olma, sevgi, atılganlık, cesaret, yüreklilik, değişmezlik, güç.

KABULLENİŞ- Bunları hissede biliriz: denge, empati, hoşgörülük, sevinç, sevgi,anlayış, coşku, haz, hoşnutluk, arkadaşlık, yakınlık, hayranlık.
SULH-Biz özgürlük, huzur, kusursuzluk, mükemmellik, bütünlük saflık hissederiz.

ÜÇÜNCÜ ADIM: Duyguları özdeştirme,
Şimdi elinizdeki listenin yardımıyla ne hissettiğinizi belirleyin.
Kendinizi duygulara açın, duygunuzu bedeninizin hangi noktasında hissediyorsunuz?
Kalp atışları mı hızlandı? Göksünüz mü sıkıştı? Ve ya karın bölgesinde gerginlik hissettiniz?
Fiziksel belirtileri fark ettiğinizde onlara odaklanın ve duygularınızı öğrenmek için çıkış noktaları yapın.
Hangi söz aklınıza geldi?
Bir söz yüze çıktığında onun hangi gruba dahil olduğuna bakın.
Levinson çalışmalar sırasında gördü ki duygudan kurtulma onun net ve duru şekilde algıladığımızda, onun bu 9 söz kategorisinin birisine tekabül ettiğinde daha kolay oluyor.
Mesela, bazı problemlerinize odaklandığınızda sizin duygunuz “endişe”  diye karara gele bilirsiniz. Siz endişeni ve kararsızlığınızı bıraktığınızda kendinizi iyi hissedersiniz. Fakat bu duyguyu daha derinde izlediğinizde onun Korku kategorisine ait olduğunu görürsünüz.
Korkunuzu bıraktığınızda sonuç çok daha güçlü ve kullanışlı olacaktır. Bu problemi kökünden çözmek anlamına geliyor. (devamı var)

Değerli okurum, bu önemli çalışmanın -Sedon tekniğinin- kalan 6 adımını bundan sonraki makalemde size anlatmaya çalışacağım.