9 Kasım 2013 Cumartesi

+KENDİMİZE SORACAĞIMIZ ÜÇÜNCÜ SORU


      + KENDİMİZE SORACAĞIMIZ ÜÇÜNCÜ SORU

NASIL OLMALI?


Kendimize sormamız gereken soruların üçüncüsü bizim inançlarımızla ilgilidir.
Bizim inançlarımız, değer yargılarımız çocukluğumuzdan oluşmaya başlıyor. Anne babadan duyduklarımız, okulda öğrendiklerimiz, medya aracılığıyla edindiğimiz bilgiler bizim inançlarımızı oluşturuyorlar. Bizim inançlarımız bizi manipule ederler. Aynen bir robot gibi onlara uyarız, onların doğrultusunda hareket ederiz. Çoğu zaman bunu şuursuzca yaparız, neden böyle davrandığımızı hiç düşünmeyiz. İnançlarımız bizim için farklı durumlar ve olaylar oluşturur. Biz neden böyle durumun içindeyiz diye kendimize sormayız.
Şimdi bakalım inançlarımızı nasıl değiştire biliriz.
İnancımızı sarsmak için bu soruyu kullana biliriz: Nasıl olmalı?
Ama önce bu sorulara cevap vermenizi istiyorum:
Etrafımızdaki ortam bizim inançlarımızı oluşturduysa, bizim kimiz?
Gerçek yüzümüz nedir?
Nasıl olmalı? Sorusu bizi inanç ve korkularımızla karşı karşıya getirir. İnancı ve ya korkuyu sarsmak için bu soruyu sorup şüphe etmemiz lazım. Zaten hep doğru saydığınız bir şeye odaklandığınızda, düşündüğünüzde bile o doğru bildiğiniz şeyden şüphe etmeye başlarsınız.
Mesela siz erkeksiniz ve kadının yapması gereken şeylere, kadının nasıl davranmasına dair belli inançlarınız vardır. Nasıl olmalı? Kadın evde bunları yapmalı, onları yapmalı, size hizmet etmeli, böyle davranmalı, yerini bilmeli, çünkü o kadındır.
Gerçekten bu böylemi, böyle mi düşünüyorsun? Evet, hayat zaten böyledir. Hayatta gördüğün her şey kusursuz mu? Her şeyi kabul ediyor musun?
Ve ya tam tersi bir duruma bakalım. Siz kadınsınız ve erkeğin sorumluluğunu düşünüyorsunuz. Nasıl olmalı? -sorusunu sordunuz kendinize. Koca çalışmalı ve eve para getirmeli, evini geçindirmeli.
Peki, şiddet de uygulaya bilir mi?  Eve para getirir diye istediğini yapa bilir mi?
Katı inançlarınızı sorgulayıp zayıflatmaya çalışın. Onu yerinden oynatıp koparın. Çünkü onları koparmak ve sarsmak için hayat size dersler verecektir. Aile hayatınızda bazı inançlarınızı bıraksanız tartışmaları, kavgaları kolaylıkla aşa bilirsiniz.
Çapkınlıkla, aldatmayla ilgili durumlarda böyle bir inanç sık dile getirilir: “Erkek yapar”.
Erkek aldatır, gezer, tozar, bu onun doğasında vardır, erkek yalan söyler. Bu artık neredeyse toplumsal bir inançtır, kadın ve erkek tarafından kabul edinmiş ve bilinçaltına ve bilincin “üstüne” de kazılmıştır. Sözde bunu kabul etmeyenler bile içlerinde kabul etmişler.
Böyle olduğunda bu toplumsal inancı yansıtan tabloyla karşı karşıyayız.
Şimdi Nasıl olmalı? Sorun. Erkekler aldatır. Kadınlar aldatmaz mı? Aldatmamalı. Ama aldatmaz mı, hiç bu duruma rastlamadınız mı?
Aldatır.
Maalesef bu konuda istatistik araştırmalar yapıldığında kadın aldatmalarının oranı düşük çıkmıyor.
O zaman neden “erkek aldatıyor”?
Biz şimdi bilinçaltımızda bu inancı sallamaya başladık.
Demek ki aldatmanın erkek ve ya kadın olmakla ilgisi yoktur. Aldatmanın kişilikle ilgisi vardır, aldatma onun psikolojik yapısıyla, derin duygusal kayıtlarıyla, problemleriyle ilgili bir davranıştır.
Genç nesil inançları hep sorgular. Onlar için işimize gelmeyen inançlardan kurtulma şansı doğuyor. Evet, gençler kalıplardan çıkmış, inançları yıkmış gözüküyorlar.
Onlar hayatımızda yeni rüzgar gibi eserler: bir şeyler yenilenir, yeni bakış açıları, yeni değerler ortaya çıkar.
Ama bir süre sonra çoğu şey eskiye döner. Eski kalıplar ve inançlar hep oradadırlar ve fırsat bekliyorlar. Genelde zafer onlarındır.
Kalıplarla ve inançlarla çalışmak kişisel gelişimdir, kişisel çalışmadır. Toplu inanç her bireyin bilincinde yazılınca var ola biliyor. Bir kişi kendi kalıplarıyla, negatif inançlarıyla çalışmaya başlayınca etrafını, yakınlarını ve sonuçta toplumu da etkiler. İnançlarınız karşınıza bir durum ve olay olarak çıktığında, bunun farkına varın ve onlarla çalışmaya başlayın. Kendinize sorular sorun, kısıtlamalarınızı, inançlarınızı, kalıplarınızı esnetin, kendinize engeller oluşturmayın.









8 Kasım 2013 Cuma



               KENDİNİZE SORACAĞINIZ İKİNCİ SORU
               
               NE OLUR?



 Olduğunuz gibi olmak istediğinizde doğal bir soru çıkıyor ortaya:

BEN GERÇEK YÜZÜMÜ İNSANLARA GÖSTERSEM, NE OLUR?

İçinizde bir soğukluk, sertlik hissettiniz mi? Bu sizin korkunuz harekete geçti. Çok iyi. Onun yüze çıkıp akmasına izin verin. Kaçmayın, onu izleyin.
Genelde insanların içinde hep ayni korkular saklanıyor, küçük detaylar hariç. Siz  dürüst, güçlü ve asil olmak mı istiyorsunuz? Negatif yönlerinizi bulun ve onlarla yüzleşin. Bu sizin iç özgürlüğünüze giden yoldur. Sonrada dış özgürlüğünüze ulaşırsınız. Çünkü içteki dışa her zaman yansıyor.
Siz bu genel soruyu korkularınızın yüze çıkması için kullana bilirsiniz. Mesela:
Ben davranışlarımda kararsızım.
Ben kararlı davransam ne olur?
Bu soru korkularınızı harekete geçirip yüze çıkaracaktır. Korku duyguya ve söze dökülecektir.
Bu hemen olmaya bilir, ama bu işlemi tekrar tekrar yaptığınızda sonuç alırsınız. Negatif duygularınız ve korkularınız harekete geçmeye başlar.
Düşünce-duygu kayıtlarını bilinçaltından bilinçli düzeye çıkarmak süreci kişiye göre değişiyor. Birisi durağanlaşır, biri acıyı hissederler, birilerinin midesi bulanır. Bazıları ise öfke ve kızgınlık yaşarlar. Öfkelendiğiniz zaman öfkenizin akıp gittiğine izin verin ve etrafa zarar vermemeye dikkat edin. Bizim blokajlarımıza, korkularımıza verdiğimiz tepkiler farklıdır. Önemlisi onların gitmesine izin vermemizdir, onları bırakmamızdır.
Bazı zaman bir blokajın çözülmesi uzun zaman ala biliyor. Bu süreci her hangi ( inisiye olduğunuz) bir enerjiyi kullanarak hızlandıra bilirsiniz. Zaten bir korkunuzla çalışmaya başladığınızda onun etkisinden çıkmaya başlarsınız. Bazı zaman blokajınız size ders verilmesi için gerekli durumu oluşturur. Yaşadıklarınıza, olaylara dikkat edin, onlar size hangi korkunuzun yüze çıktığı hakkında ipuçları verirler. Bu durumda, olayda neyi öğrenmem gerekiyor?-sorusunu hep aklınızda tutmalısınız.
Bilin ki, korkularımız bizim bu dünyada öğrenmemiz gereken derslerimizdi ve blokaj, hastalık yalnız bu dersi öğrendiğimizde sona erer.
Blokajın çıktığı süreçte rahatsız olursunuz ve ya bedeninizin farklı bölümlerinde acı hissedersiniz. Bizim blokajlarımız vücudumuzda yazılıdır ve doğal olarak onlar bedeni terk ettiklerinde acı çekeriz. Ama kendimizi arındırmasak, korkularımızla çalışmasak bir süre sonra hastalanırız. Blokajlar enerji bedenimizde bizi besleyen evrensel enerjinin alımını engelliyor. Bunun sonucu enerji yetmediği yerde problem oluşmaya başlıyor. Hücre yenilenmesi yavaşlıyor, dokularda değişiklik başlıyor, kan yeterince gelmiyor. Bu değişikler bir süre sonra ciddi hastalığa neden oluyorlar. Tüm hastalıkların temelinde bizim negatif duygu-düşünce kayıtlarımız yatıyor.
Kişi kendi üzerinde çalışmaya başladıkça blokajlar çıkıyor, ve blokajın yazıldığı yerde organizma iyileşmeye başlıyor. Blokajlardan kurtulma süreci sancılı süreçtir. Ama çektiğiniz ağrılar sizin iyiliğinize ve sağlığınıza hizmet ediyor. Bunlara bazı literatürde kutsal ağrılar deniliyor.




+KENDİNİZE SORACAĞINIZ ÜÇ ÖNEMLİ SORU




                   KENDİNİZE SORACAĞINIZ ÜÇ ÖNEMLİ SORU


NEDEN?

Artık biz hayatın bizim içimizdekileri bize sunduğunu biliyoruz. İçteki dışa yansıyor.
Biz acımızı, hatalarımızı, sıkıntımızı kabul etmedikçe sorunları çözme fırsatını kaçırıyoruz. Ama hayat bize içimizde olanları görme fırsatı veriyor. Bize en kısa yolda ne yapmalı, nereye gitmeli bilgisi ulaşıyor.
Kendi düşüncelerinizi ve duygularınızı araştırsanız kendi blokajlarınızı bulursunuz. Hatırlatmak istiyorum ki,  duygu ve düşünceler hayatımıza somut olayları çekiyorlar. Sizde bir duygu-düşünce harekete geçtiği zaman bilmeniz gereken şey- bilinçaltındaki bir blokaj yüze çıkmıştır ve çözülmesini istiyor. Onunla çalışmanız lazım. Nasıl? Kolay ve kullanışlı bir yöntem- durumu, olayı, problemi göz önüne getirip soru sormaktır.
Kendinize soracağınız ilk soru-NEDEN? Neden bu benim başıma geldi? Anlamam gereken şey nedir?
Gelin bu işlemi burada beraber yapalım. Mesela hep böyle bir durum oluşuyor: evde, işte kimse sizi ciddiye almıyor, kimse fikrinizi size sormuyor.
Neden?
Zaten onlar kimseyi dinlemiyor (eşim, patronum)
Neden sizi dinlemiyorlar?
Çünkü ben kendimi savunamıyorum, derdimi anlatamıyorum.
Neden?
Bilmiyorum.
Bu cevap değildir. Neden?
İşte. Böyle oluyor.
Burada gördüğünüz gibi kişiliğin bir kısmı kaçıyor, saklanmak istiyor.
Neden?
Bilmiyorum.
İçinize gidin ve kendinize neden böyle olduğunu sorun.
Kişi düşünmeye başlıyor, kendini analiz ediyor.
 Belki karaktersizim, ondan.
Neden?
Bilmiyorum. Ben ne istediğimi açık söyleyemiyorum.
Burada artık dura biliriz. Kişi içindeki duvara dokundu. O duvarı hissetti, ama şimdilik ne olduğunu anlamadı. Bu da bir gelişim –içinizdeki bir sertliğe dayanmak. Bununla artık çalışabilirsiniz. Daha da sorular sorarak siz içinizdeki blokajı yüze çıkara bilirsiniz.
Bizim misalimizde kişi kendi korkusunu buldu- kendi ihtiyaçlarını açıkça belirtmek. Korku adlandırılmıştır. Bilincin korkuyu aydınlattığında korku erimeye başlar. En önemlisi korkuyu bulup adını koymaktır.



Korkularla çalışmanın birçok yöntemi vardır.
Bunlardan birisi hayatınızın her anı korkunuzun üzerine gitmektir. Bu güçlü ve iradeli insanlar için uygun metottur. Ama şimdi hemen kendinizi güçsüz ilan etmeyin. Bilin ki, iradeli insanların hayatında daha büyük problemler oluyor. Onların hayatı dışarıdan güllük gülistanlık olsa da, özel hayatları iyi gitmez, ailelerinde sorunlar yaşarlar.
Başka bir yol da izleye bilirsiniz. Bir problem yaşadığınızda korkunuzu bilin, hissedin ve onun akıp gitmesine izin verin. Onu sadece izleyin. Her seferinde o daha da küçülecektir ve siz kendinizi daha güvenli hissedeceksiniz. Durumdan, olaydan kaçmayın, saklanmayın. Gücünüz yettiği kadar orada olun. Kaçtığınızda ise nasıl kaçtığınızı izleyin.
Yaptığınız şeyde olmak-tüm durumlar için size gereken anahtardır.
Eğer siz kaçtınızsa-kaçtığınızı görün. Eğer yalan söyledinizse- yalan söylediğinizi görün.
Bazıları olan durumu görmemek için içlerine kapanırlar. Bu en büyük hatanız olur.
Biz gerçeğin yüzüne bakmadığımızda hayatımızda hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Ne olduğunu bilin ve görün. Kendinizi her durumda izleme alışkanlığı edinin. Zaman içinde nasıl değiştiğinizi ve güçlü olduğunuzu göreceksiniz.




6 Kasım 2013 Çarşamba

+KOŞULSUZ SEVGİ


               +  KOŞULSUZ SEVGİ



Biz hepimizi bu dersleri öğreniyoruz-kendimizi koşulsuz kabul edip sevmek ve başkalarını koşulsuz sevmek. Zaten bize verilen tüm dersleri belki tek amacı vardır- koşulsuz sevmeyi öğrenmek.
Koşulsuz sevgi nedir? Önce madalyonun o biri tarafına bakalım- “koşullu “sevgiye. Koşullu sevgi bağımlılık ilişkisidir. “Sen iyisin, bana iyi davranıyorsun-seni seviyorum”,”beni aldatmıyorsun”-seni seviyorum”, “okulda başarılısın-seni seviyorum”,”evime, bana iyi bakıyorsun, para getiriyorsun-seni seviyorum”. Sevmek için burada koşullar öne sürülüyor.
Peki siz birisini olduğu gibi seve bilir misiniz?
Siz kendinizin olduğunuz gibi sevilmesini ister misiniz?
Bu sözleri dikkatlice ve yavaşça kendinize tekrarlayın. Direnişi hissettiniz mi? Bu sizin bilinçaltındaki kayıtlar yüze çıkıyor. Zaten hayatınızın olaylarında ve problemlerinizde bu mesele karşınıza çıkmıştır. Bu sözler kendinize yaptığınız göndermedir: nasıl kendinizi kabul etmeyip sevmiyorsunuz, nasıl yakınlarınızı kabul etmeyip sevmiyorsunuz. Hepimizin sevgiye hava kadar ihtiyacımız vardır, yakınlarımızın da sevgiye ihtiyacı var.
Koşulsuz sevgi –kendimizi olduğumuz gibi kabul edip sevmektir. Ayni zamanda doğmalarımızı ve yakınlarımız oldukları gibi kabul edip sevmektir. Biz istediğimiz gibi değil, onların oldukları gibi sevmek. Kendi anlayışlarınızı, inançlarınızı başkasına diretmeyin:onun nasıl davranması gerekiyor, ne yapması, ne söylemesi. Sonuçta bunlar hepsi sizin kendinizde görmek istediğiniz özelliklerdir. O zaman kendinizi değiştirin. Başkalarından olmayacak şeyleri istemeyin. Onların bu hayatta kendi görevleri ve maksatları vardır. Onlar bu dünyaya kendi derslerini öğrenmek için gelmişler, sizin derslerinizi değil. Onlar kendi sınavlarını, kendi hayatlarını yaşayacaklar, sizinkileri değil. Kendiniz değişmeden dünyayı değiştirmeye kalkışmayın. Yakınlarınızı değiştirmeye çalışmayın. Baskı ve şiddet bu niyetle başlar zaten.
Önce kendinizi değiştirin. Biz değiştikçe etrafımızdaki dünya da değişmeye başlıyor. Biz değiştikçe etrafımızdaki insanlar da değişiyor, biz değiştikçe hayatımız değişiyor ve bize bağlı olanlar da değişime girer. Acele etmeyin. Bu hemen olmuyor, sabırlı olun. Ama mutlaka olacaktır, çünkü içteki her zaman dışa yansıyor.
Koşulsuz sevgi annenin yeni doğmuş bebeğini kucağına aldığında hissettiği sevgidir. Anne adeta ışık saçıyor, çünkü sevgi-ışıktır. Bebek onu geceleri uyutmuyor, zamanını, sağlığını, gücünü alıyor. Ama anne bebeğini her haliyle seviyor. Bu koşulsuz sevgidir. Ama zaman geçtikçe koşullu sevgi yavaş yavaş yüze çıkmaya başlıyor. Anne diyor: “ Geceleri uyuyanda, ben onu seviyorum”, işlerimi yapmaya fırsat verse ,onu seviyorum”. Böylece sevgi koşullanmaya başlıyor. Karmanın çarkı hareket etmeye başlıyor. Benzer benzeri çekiyor. İç dışı yansıtıyor.
Nefret nefreti çekiyor, sevgi ise sevgiyi. Koşulsuz sevginin gücü insana şifa veriyor, hayatta yolunu bulmaya yardım ediyor. Bir papazın televizyon programında anlattığı hikaye beni çok etkilemişti. Bu onun hayatının hikayesiydi Onun New-York’da kardeşi ve babası yaşıyordu. Baba alkolik, kardeşi ise uyuşturucu bağımlısıydı. Bu uzun müddet böyle devam ediyordu, papaz onlara yardım edemiyordu. Ama günün biri o koşulsuz sevgiyi anladı ve bu sevgiye kalbini açtı. Aynen masallardaki gibi mucize baş verdi. Baba alkolü bıraktı, kardeşi ise bağımlılıktan çıktı, iyileşti. O anladı ki daha önce onları koşullu seviyordu, onlar hakkında düşünceleri seviyordu, onların kendisini değil.
Bizim hepimizin çocuklarımızla problemlerimiz oluyor. Onların bazı huyları, davranışları bizi rahatsız ediyor, sinir oluyoruz. Böyle bir şey yaşadığınızda bilin ki, evladınızda hoşlanmadığınız şey sizin içinizde var olan bir özelliktir. Yani çocuğunuzda sizi sinir eden şey sizde de mevcuttur. Sizin evladınız sizin aynanızdır. Bizim düşüncelerimizi onların böyle davranması için zemin yaratıyor.Dış dünya bizim aynamız olduğu gibi karşımıza çıkan insanlar, beraber olduğumuz kişiler de bizim aynalarımızdır. Biz bunu kendimize itiraf etmekten kaçınırız. Bunun için kendi yüzümüze dürüstçe bakmamız lazım.
Bu da işimize yaramıyor-kendimize bakmayı sevmeyiz, manzara hoş değildir. İnsanlara iyi gözükmek için bin tür maske takarız, bundan dolayı bize gerçek yüzümüzü gösterince sinir krizine gireriz. Biz zaten evlatlarımıza genetik olarak korkularımızı ve blokajlarımızı vermişiz, yaşadığımız evin havasında bile bir çok inançlarımızı onlara aşılamışız. Biz onları resmen hoşumuza gitmeyen davranışlara teşvik ediyoruz. Başkalarında hoşlanmadığınız, yargıladığınız şeyi kendinizde arayın. Arayın. Benzer benzeri çekiyor. İçteki dışa yansıyor.
Kendinizde bu özelliği bulduğunuzda ne yapmalı? Kendinizi kabul edip affetmelisiniz. Kulağa hoş gelmiyor. Neden kendimizde kötü bir şeyi görünce kabul edelim? Daha iyi olmak istemiyor muyuz? Bu doğrudur, daha iyi olmayı istemeliyiz, ama gerçekte kim olduğumuzu bilmeden nasıl daha iyi ola biliriz?
Kendini kabul etme ve affetme süreci pişmanlığı, tövbeni ve teslimiyeti içerir. Bunlar hepsi yürekten ve samimi şekilde olmalı, aksi taktirde hiçbir sonuç alamazsınız.
Etrafınızdakilere ve yakınlarınıza nasıl davrandığınıza dikkat edin, onlarda hoşlanmadığınız huyları kendinizde arayın. Böyle bir durum oluştuğuna bilmelisiniz ki, bilinçaltınızdan bir düşünce kaydı-blokaj size affetmenin ve koşulsuz sevginin dersini vermek için çıkmıştır. Bu koşulsuz sevginin dersleridir ve siz bunları hayatı boyunca öğreneceksiniz.
Biz kimiz ve nelere kadiriz? Bunu öğrenmeden nasıl kendimizi geliştirmeye kalkarız?
Siz başkalarına yalan söyleye bilirsiniz, çünkü insanlara açılmak tehlikeli ve acı verici ola bilir. Onlar da sizin gibi bu dünyadan korkuyorlar ve kendilerini korumak istiyorlar. Sadece her seferinde bunu nasıl yaptığınızı görün, dikkat edin.Kendinize yalan söylemeyin.Kendinizle yaptığınız diyalogdan aldığınız bilgi sizin için dünyanın en kıymetli bilgisidir. Çünkü farkındalığın ışığı kalbimizdeki karanlığı aydınlatıyor. Bu kendimizle bütünleşmedir, Dünyayla bütünleşmedir, bu Yaratanla birleşmeye doğru adımdır.
Kim kendine günahsız diye bilir? Kimse diyemez. O zaman kendimizi olduğumuz gibi kabul edip sevmeyi öğrenmeliyiz. Dürüstçe kendimize bakmaktan kaçınsak, kendi karanlık yanlarımızı derinliklerde bastırıp gizlesek, onları yüze çıkaracak durumlar oluşacaktır ve biz hep acı çekeceğiz.
Kendi maskelerimizi çıkarıp gerçek yüzümüzü görmesek tekamül edemeyiz.
Kendimizi anlayıp bilsek, kendimizi sevmeyi öğrensek, başka insanları da oldukları gibi kabul edip seve biliriz. Koşulsuz sevgiyi de bu yolda öğrene biliriz.
Kendimizi sevmeden başkasını nasıl seve biliriz?
Kendimize yardım etmeden başkasına nasıl yardım ederiz?
Bizde olmayan şeyi başkasına nasıl vere biliriz?







5 Kasım 2013 Salı

+ DERSLERİMİZ





                  +     DERSLERİMİZ


Dünyada tesadüf denilen hiçbir şey yoktur. Her şeyin bir sebebi vardır. Bu bizim düşüncelerimiz, korkularımız, inançlarımız ve sorunlarımız için de geçerlidir. Bazı düşünce kalıplarını atalarımızdan, soyumuzdan, ebeveynlerimizden -yani genetik olarak miras alırız. Ve ayni zamanda kendimiz yarattığımız korkulardan, yaşadığımız ve büyüdüğümüz sosyal ortamdan, dış etkenlerden doğan kalıplarımız vardır.
Korkularımız bizim zayıf tarafımızdır. Mesela, hastalık korkusu bizim bağışık sistemimizi güçsüz yapar ve hastalanma olasılığı artar. Korku fiziksel bedenimizi ve enerji bedenimizi etkiler.
Düşünce ona bağlı olayı ve durumu oluşturuyor ve biz bu problemi çözmek zorundayız.
Bu sonuçta bizim düşüncemizdir. Karşımıza çıkan zorluklar, problemler bizim geçmemiz gereken derslerdir.
Dersimiz bu problemi çözmekten ve durumdan çıkmaktan ibarettir. Hayatımızın derslerle dolu olduğunu her kez biliyor ve kabul ediyor. Önemlisi bu dersleri kabul edip çözmeyi öğrenmektir. Bir kere geçmiş hayatta yaptığınız bir şeye göre şimdi problem yaşıyorsunuz fikrini hemen kafanızdan çıkarın. Bu sizi problemlerin karşısında daha da güçsüz kılar ve olumsuzluklar gözünüzde büyür. Problemin kökü nerede yatarsa yatsın,siz onu hal etmek zorundasınız. Değil mi? Elinizi kolunuz bağlayıp hayatınızın kaymasına mı izin vereceksiniz?
Hayatın kendisi size problemi çözmeye yönetiyor. Harekete geçin ve yardım her zaman gelir.
Düştüğümüz olumsuz durumlar geçmemiz gereken derslerdir, geçe bilmesek ,o ders yine karşımıza gelir.
Bir olumsuzluk yaşadığınızda ilk başta bunu kendi düşüncenizle yarattığınızı kabul edin. Benzer olayları daha önce yaşadınız ise derin bir düşünce kalıbınız vardır. Olayı izleyerek bu düşünceyi bula bilirsiniz. İçinize yolculuk edin, yardım gelecektir. Siz dersi aldığınızda, yani hangi düşünceyle bu olayı yarattığınızı bildiğinizde yolda açılır ve durum ortadan kalkar. Bir daha bu tatsızlığı yaşamazsınız. Başka ders başlar. Düşünce kalıplarınızı bulup onlarla çalışmak sizin elinizde problemlerinizi, hastalıklarınızı çözecek anahtardır.
Hayatımızda karşılaştığımız basit şeyler bile bize düşüncemizin yansımalarını gösterir.
Mesela, hayatınızda vurdum duymaz, boşuna endişe etmeyen insanlarla karşılaşmışsınız.
Benim bir tanıdığım sokakta arabasını bırakırken arabayı kilitlemezdi bile. Bir şey olmaz-derdi. Ve gerçekten bir şey olmuyordu, onun arabasını hiç çalınmadı. Bu “vurdum duymaz “ kişiliğe sahip insanların başına gerçekten bu tür şeyler gelmez. Ama endişeli, korkak, hep bir tatsızlık bekleyişinde olanların başına her türlü serüvenler gelir. Farklı düşünce kayıtları farklı olaylar yaratırlar.
Sizinle bir iş yapmak isteyen birisi ilk görüşte size yalanı sevmediğini, dürüstlüğe önem verdiğini söylese, bilin ki o sizi kandıracaktır. Ve ya ikili ilişkilerde yeni tanıştığınız birisi aldatmadan konuşuyorsa, bilin o sizi ilk fırsatta aldatacaktır. Onun içindeki düşünce dışarı böyle yansıyor.
Biz düşüncelerimizle,  inançlarımızla olayları kendimize çekeriz.
Bizim bilinçaltımızda sıkışmış enerji blokajlarımız bizim derslerimizdir. Blokajlar- kayıtlı korkularımız, düşüncelerimiz, inançlarımızdır. Onlar hayatımızda bize engeller, problemler, hastalıklar olarak çıkarlar karşımıza. Biz başımıza gelenlerden kimseyi suçlayamayız, çünkü bu senaryoyu biz yazdık. Ne anne-babamız, ne arkadaşlarımız, ne de başka birileri bizim problemimizi yaratmadı. Başkalarını suçlayarak hiçbir yere varamazsınız ve hep kısır döngüde hareket edersiniz.
Şimdi size soruyorum- Eğer biz buraya derslerimizi geçmeye geldikse ve bu dersleri kendimiz oluşturduksa, biz aşamadığımız sorunu mu kendimize hazırlardık? Bunun anlamı var mı?
Blokajlar bizim dış dünyada öğreneceğimiz şeylerdir. Neden doktor tedavilerinde çoğu zaman hasatlık bir süre sonra yine başlıyor ve kronik rahatsızlığa dönüşüyor. Dikkat etseniz hastalıkların hiçbiri tamamen iyileşmiyor. Astım, allerji, şeker, artrit ve s. İnsan hayatı boyunca bu hastalıkla yaşıyor. Neden?
Çünkü biz dersi tam olarak almadık, düşüncelerimizi değiştirmedik. Mesela , kara ciğerimiz hasta olunca biz tamamen hastalıktan kurtulamıyoruz. Yıllar geçiyor, hastalık geri dönüyor. Çünkü biz değişmedik. Kara ciğer öfkenin toplandığı yerdir. Öfkenin çeşitli sebepleri ola bilir, ama bizim ondan kurtulmamız için sevmeyi ve sevinmeyi öğrenmemiz lazımdır. O zaman öfke gider ve hastalık da geçer.
Burada bizim kavramamız gereken önemli bir şey var: kimse, ne doktor, ne enerji uzmanı,ne hoca,-kimse bizim problemimizi çözemez. Onlar sadece yardımcı olurlar. Siz ve yalnız siz kendi probleminizi çöze bilirsiniz. Sizin bu problemi yaratmaya gücünüz yettiyse, onun yok etmeye de gücünüz vardır. Evren böyle çalışıyor. Siz dersinizi anlamak için ,sorunu hal etmek için doğru çabayı gösterdiğinizde Evren de size doktor, enerji, psikolog şeklinde yardım eder.
O zaman blokajınız erir ve siz hastalıktan ve ya problemden kurtulursunuz.




4 Kasım 2013 Pazartesi

+BİZİ YÖNETEN DÜŞÜNCE


             +  BİZİ YÖNETEN DÜŞÜNCE



İnsanlar özgür olmaya çalışıyorlar. Biz hepimiz daha güzel, güçlü ve olgun varlıklar olmak istiyoruz. Ama maalesef, bunu yapamıyoruz. Bunu yapa bilenler ise isimlerini tarihe yazmışlar.
Bizim mükemmel olmamız için engel olan şey nedir? Bizim düşüncelerimiz. Daha doğrusu bilinçaltında saklanan duygu-düşünce kayıtlarımız. Onlar gizlice bizi yönetiyorlar. Başımıza gelen olayı hangi düşüncemiz oluşturdu sorusunun cevabını bulmak kolay olmuyor. Birkaç benzer durumu bağdaştırıp belki çöze biliriz. Bilinçaltı kaydımız bizi sinsice yönetiyor.Bizim düşüncelerimiz bizi manipüle ediyor-diye biliriz. Bu nasıl oluyor?
Aklımıza gelen her düşünce bizim patronumuz haline gele bilir. Düşünce bizi belirli davranışlara itiyor. Biz bunu göre bilir miyiz? Evet, istesek bunu gözlemleriz. Çünkü biz isteklerimizin kölesiyiz.
Biz arzularımızın gelişiminde düşüncenin bizi yönettiğini kolayca izleye biliriz. Mesela içinizden birisi araba almak istiyor. O hep istediği modeli düşünür, düşünce hız alıyor, güçleniyor. Bir zaman sonra araba alma düşüncesi onu tamamen yönetmeye başlıyor, o bu düşünce doğrultusunda hareket etmeye, yaşamaya başlıyor. Böyle düşüncenin etkisinde ve arzusun peşinde koşan çok insan görmüşsünüz. Biz hep bir şeyleri elde etmek isteriz, hep arzularız.
Biz düşüncelerimizin sahibi miyiz ve ya onlar bizi ele geçirip manipüle etmeye başlıyorlar?
Bakalım bu süreç nasıl gelişiyor.
Düşünce nasıl güçlenip bizi yönetmeye başlar? Bizi programlanma süreci iki türlü gerçekleşiyor. Birincisi: beklemedik ani bir olayda derin duygusal tepki verdiğimizde. Bu daha çok hayati tehlikeyi içeren durumlar ola biliyor. Mesele bir kere ciddi denizde boğulma tehlikesini yaşayan biri bir daha zor denize açılır. Korkuyu yenmek uzun zaman alır ve çaba ister. Ve ya size böyle bir durumu misal getirim. Karısı tarafından aldatılmış erkek ikinci eşine içten güvense bile, yani eşinin onu sevdiğine ve ona sadık olduğuna inansa bile, aşırı ve mantıksız kıskançlık krizlerine gire bilir. Karşısındakinin bunu hak etmediğini biliyor, ama bilinçaltındaki derin duygu-düşünce kaydıyla baş edemiyor. Bu durumda onun geçmişte hissettiği derin duygusal tepki “ben aldatıldım” düşüncesi beraberinde onu resmen yönetiyor. Ve burada çok önemli bir şey daha var, düşüncenin gücünü bize sergileyen şeydir bu- bu erkek eski kayıtın etkisinde yaşamayı devam ettiğinde ikinci eşinin de onu aldatmasının olasılığı yüksektir. Manzarayı görüyor musunuz?
Düşüncenin bizi yönetmesinin ikinci şekli onu sürekli tekrarlamaktır. Biz hep kendi kendimize konuşuyoruz. Mesela arkadaş çevresinde siz enflasyonu, zamların arttığını, paranın yetmediğini, hayatın zorlaştığını konuşursunuz. Siz bu tip sohbetlere katıldığınızda böyle düşünceyi üretmiş olursunuz: “yaşam zorlaşıyor”, “param yetmiyor”, devlet politikası işe yaramıyor” ve s. Bu düşünceler bilinçaltınızda iyice yerleştikten sonra kendi gerçekliğini oluşturmaya başlarlar. Bir süre sonra görürsünüz: gerçekten paranız yoktur, gerçekten hayat zordur. Ve paranız olsa bile, hükumet değişse bile siz aynen bu düşünceyi izlemeye devam edeceksiniz. Siz onu tekrarlayarak artık bilinçaltına yazmışsınız. Ve o, bu düşünce artık kendi başına varlığını sürdürüyor, sizi yönetmeye başlıyor.
Tanıdığım bir kadın yetişkin oğluna para vermemek için( bunun yanlış olduğunu düşündüğünden) hep bu sözleri kullanırdı: Oğlum, paramız yok”. Bir süre sonra kadın gerçekten paranın yok olduğunu gördü. Kadın düşünce formlarıyla çalışmakta deneyimliydi ve düşüncesini değiştirmeye çalıştı. Para yeniden hayatına girdi.
Düşüncenin çok garip özelliği vardır. Düşünce bizim bilincimizde ve ya bilinçaltımızda yerleştikten sonra bilincimizin parçası haline gelip bizim dünya bakış açımızı, algılayışımızı bile denetlemeye başlar. Hayatımızın her bölümünde her hangi bir duruma biz edinmiş düşüncenin merceğinden bakarız. Bu bizim her seferinde başka renkte ve forma gözlük taktığımıza benzer. Ama bunu nasıl geliştiğini göremeyiz. Bu süreci özel eğitim almadan izlemek mümkün değildir. Bir düşüncenin bizi yönettiğini tekrarlanan olayları analiz ettiğimizde çıkara biliriz. Düşüncelerin aynası olaylardır. Hadiseler ve durumlar içimizde olanları yansıtır genelde. Bir şey baş verdiği an bilin ki bir düşünce yüze çıkmış ve durumu programlıyor.
Biz dünyaya “param yok” düşüncesinin prizmasından baktığımızda bu düşüncenin ispatını alırız. Tabi paramız olmaz. Gerçeklik düşünceyi doğruluyor, biz bunu görürüz ve düşüncemiz daha da hız alır. Güçlenmiş düşünce benzer olayları oluşturmaya başlar. Bildiğiniz kısır döngü! Sanki düşünce kendini var ediyor, yeniliyor ve güçleniyor. Durum gerçekten budur.
Bazı durumlarda kontrolden çıkmış düşünce uç boyutlara ulaşıyor. Takıntıların, fobilerin doğası da burada yatıyor.
Agni Yoga’da yazıyor ki, düşünce kendi varlığını sürdüren canlıdır. Olabilir. Yukarıda yazdıklarımıza baksak olasılık yüksektir.
Aynı Agni Yoga da yine yazıyor ki, psişik enerjinin, yani düşünce enerjisinin sahip olma zamanı başlıyor. Gelin biz de bu enerjiyi kullanalım, hayatımızı değiştirelim. Kaderimize boyun eğip kurban olmaktan vaaz geçelim. Allah isteseydi onun iki parmağı arasında olan hepimizin canını çoktan alırdı. Ama böyle olmadı. Geçmişte ve şimdi birçok değerli insanın hayatı bunun kanıtıdır.
 Bazı insanlar Evreni yöneten yasaları anlamışlar, onları kullanarak hareket etmişler, varlıklarını bu dünyada en güzel şekilde sürdürmüşler.
Onlar neyi anlamışlar sizce? DÜŞÜNCENİN HAYATIMIZI YÖNETTİĞİNİ. 

+NEGATİF DÜŞÜNCE FREKANSI

                             
                               + NEGATİF DÜŞÜNCE FREKANSI



Bildiğimiz gibi insanların kafasında bin türlü düşünceler dönüyor. Bu süreci kontrol etmemiz gerekiyor. Ne yazık ki, bizi daha çok ilgilendiren şeyler bizi korkutan, endişelendiren, pişman eden şeylerdir. İnsan psikolojisi bu şekil çalışıyor. İnsanoğlu istediği şeyi çok belirsiz şekilde hayal eder, istemediğini ise her zaman net olarak bilir.
Negatif düşüncelere yol vermek negatif frekansta enerji yayınlamak anlamına gelir. Düşünce psişik enerji formudur ve sonuçta enerjidir. Negatif enerjilerde de negatif olaylar, durumlar şeklinde maddeye dönüşürler. Negatif düşüncelere yol vermek çok kötü alışkanlıktır. Bunun yerine daha kazançlı alışkanlık edine bilirsiniz- düşüncelerinizi kontrol etme alışkanlığı. Zihniniz boş olduğu zamanlarda, yürüyüşte, trafikte, pozitif düşünceleri çağırın. Yapamadıklarınızı düşünmeyin, yapabileceklerinizi düşünün. İstemediklerinizi düşünmeyin, istediklerinizi düşünün. Dikkat etseniz, görürsünüz negatif düşünce sizi nasıl uzun süre etkisi altına ala biliyor. O çoğalmaya, büyümeye, sizi tamamen ele almaya yatkındır. Sizin ürettiğiniz negatif düşünce sanki artık sizden değildir, sanki kontrolünüzden çıkmış kendi başına bir varlıktır. Bir süre sonra artık onunla baş edemezsiniz, hayatınızın fonuna dönüşür. Böyle durumlarda yardıma ihtiyacınız olur.
 Biz bir şeyi hayal ettiğimizde daha çok o şeyin bizde olmamasına odaklanıyoruz. Mesela siz
yaşadığınız evden hoşnut değilsiniz. Yeni evi hayal etmek yerine daha çok bunları düşünürsünüz: “Bıktım bu evden, burada her şey beni sinir ediyor! Nefret ediyorum!” Bu çok yanlış davranıştır, bu sizin yeni eve taşınmanızı engeller. Yeni eve taşınma kararı alınmışsa bile, yeni yerde sizi hayal kırıklığı bekleyecektir. “Tamam!”-dersiniz,-“ Ben küçük evi bırakıp villaya taşınıyorum! Villada ne hayal kırıklığı yaşaya bilirim?” Hiç şüpheniz olmasın. Sizi koynuna almış küçük evden ne kadar nefret edersiniz, yeni sarayınızda o kadar kötü şeyler sizi bekler. Sizin ışınladığınız negatif enerji frekansını tutturmak için her türlü olumsuzluklar sizi takip edecektir. Eski ev ve ya yeni ev, ne farkı vardır ki? Siz karamsar olduktan sonra her yerde karamsar olursunuz. İnsan köşkte bile kendini cehennemde hissedebiliyor.
 Taşınmaya yeriniz yoksa, bu düşüncelerle hep midenizi bulandıran evde kalırsınız. Ta ki, düşüncelerinizin frekansını değiştirdiğinize kadar.
 İlk önce durumu kabul edin, nefretten ve perişanlıktan kurtulun. Her yerde ve her zaman iyi yönler bula bilirsiniz, küçük şeylerle de mutlu ola bilirsiniz. Yaşadığınız ev hoşunuza gitmeye bilir, ama ona sığındığınız için ona minnettarlık duyun. Sokakta yağmur ve rüzgar var. Ev sizi bunlardan koruyor, sizi ısıtıyor. Bu şükran duymağınıza yetmez mi? Sahip olduğunuza şükür ettiğinizde, ona sevgi duyduğunuzda pozitif enerji üretiyorsunuz. Böyle olunca istediğiniz zaman koşullarınızın değişmesi mümkündür. Yeni eve taşındığınızda bıraktığınız eşyalara teşekkür etmeyi unutmayın. Bunu yaparken siz Evrene pozitif titreşimler gönderiyorsunuz ve bunlar en iyi şekilde size döneceğinden emin olun.

İkincisi- hayal ettiğiniz evi hep düşünün. Bunu kendini kodlama tekniğini kullanarak yapa bilirsiniz. Bunun dışında yeni evlerin reklamlarına bakın, dükkanları  gezip yeni eşyaları seçin, istediğiniz şeylerin düşünceleriyle yaşayın. Bizim düşüncelerimiz bize bumerang gibi geri dönerler.