9 Şubat 2014 Pazar

+ ENERJİNİN PEŞİNDE: GEÇMİŞ VE GELECEK

                                                              



 ENERJİNİN PEŞİNDE: GEÇMİŞ VE GELECEK







Üçüncü gözü açık kişi zamanın akışında hastalıkların ve psikolojik bozuklukların nedenini izleye bilir. Aşağıda size sunacağım teknik sizin hastalığa, rahatsızlığa neden olmuş problemlerinizin kaynağını görmeye yardımcı olacaktır. Nedeni yakın zamanda yaşadığınız olay, çocukluk travması ve hatta geçmiş yaşam hadisesi ola birli. Duru görü özelliğine sahip kişi zamanda geri giderek başlangıç olaya yaklaşa biliyor.
Karanlık odada bir metre uzaklığında yerleştirilmiş aynanın karşısında oturun ve mum yakın. Mum tam karşınızda değil, biraz kenarda olmalıdır. Ellerinizi birleştirip dua pozisyonuna girin, bilinci genişletmek için kapalı gözlerle hareket ettirilen egzersizi yapın, nefesinizi izleyin. Bu egzersizi bunda önceki makalemde size anlatmıştım. Gevşedikten sonra sol gözünüze aynada bakın. Gerilmeyin. Nefesinizi sayın, on sayısına geldikten sonra yeniden saymaya başlayın. Işık ve gölgenin yüzünüzdeki oyununa bakın, ama daha çok sol gözünüze  odaklanın.
Bu izleme süreci dört basamaktan oluşur.
BİRİNCİ basamakta yüzünüz olduğu gibi gözüküyor. Her şey olduğu gibidir. Bu sizin binlerce kes gördüğünüz yüzdür.
İKİNCİ basamak birkaç dakika sonra başlar. Yüz biraz değişmeye başlıyor. Siz onun üzerine bir hayvan sıfatının yerleştiğini görürsünüz ve ya yüz yok oluyor, bir tek gözler kalıyor. Bu etapta hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Sakince değişikleri izleyin, nefesinize odaklanın. Gördükleriniz sizi rahatsız etmesin. Gözüken yüzleri yargısız ve düşüncesiz izleyin. Bazı yüzler belki de on binlerce yıl vardır. Bazı yüzler geçmiş hayatlara ait ola bilirler, bazıları hayvani güçlere, bazıları ise koruyucularınızın yüzleri ola bilir, sizin ruhsal rehberleriniz de gözüke bilirler.
ÜÇÜNCÜ basamakta yüzlerden birisi durağanlaşır, sabit oluyor. Her şey olduğu gibidir. Bu sizin aradığınız yüzdür. Yüzler hep değişiyordu, ama şimdi somutlaştı. Somut, durağan yüzü gördüğünüzde onu içinize almaya çalışın. Onu dikkat ettiğinizde sol gözünüze bakmaya ve nefesinize odaklanmayı devam edin. İzin verin yüz kendi hikayesini size anlatsın. O kimdir? Nereden geldi? Sizden ne istiyor? Işıldayan enerji alanımız tüm geçmiş “benlerin” bilgisini saklar, siz travma geçirdiğinizde sahip olduğunuz yüz dahil. Belki geçmiş hayatta korkunç acılara maruz kalmışsınız ve ya öldürülmüşsünüz. Bu yüz büyük olasılık geçmiş ve ya gelecek hayattandır.
DÖRDÜNCÜ basamakta tüm görüntüler kaybolur-hatta izlediğiniz yüz de. Şimdi var olanın parlayan özünü görüyorsunuz. Şimdi IŞIK ve RUH vardır.
Egzersizi bitirdiğinizde yine ellerinizi dua şeklinde birleştirip gözlerinizi kapatın. Bit kaç  derin nefes alın.
    Ayni bu işlemle geleceğe gide bilirsiniz. Gelecekte şifa bulduğunuz, yaratıcı ve dolu dolu yaşadığınız hayatın varyantını seçe bilirsiniz. Bunun için sadece NİYETİNİZİ geçmişe değil, geleceğe yönlendirmeniz yeterlidir. Karşınızda geleceğin varyantları açılır. Hayatınızı ışıldayan ipliklerin yığını gibi hayal edin. İplikler geçmişten geleceğe uzuyorlar, tabi şimdini geçerek. Her iplik bir olasılığı ifade ediyor. Mesela bir varyant uzun ve sağlıklı ömür vaat ediyor, ama belki başka şehre göçtüğünde, başka işe geçtiğinde, hayatında bir takım değişikler yapa bildiğinde. Başka iplikler daha şansız hayata götürüyorlar.

Fizikçi Verner Geyzenberg kuantum mekaniğin  anahtar prensibini keşif etmiştir: her anda bir  parçacığın ya hızını belirlersen, ya da yerini. İkisini bir arada tayin etmek mümkün değildir. Geyzenberg’in “ belirsizlik” prensibi anlatıyor ki olayın izlenmesi onun sonucunu etkiler.
Bu buluş gösterdi ki, enerji formalaştıktan sonra maddesel dünyayı izlemekle değiştirmek olasılığı çok sınırlıdır. Gerçekliği enerjinin maddeye dönüşünden evvel değiştire biliriz. Bu sebeple şaman pratiklerinin çoğu hastalığı organizmada tezahür etmeden iyileştire biliyorlar- Enerji Alanındaki kayıtların bedende maddeleşip hastalık şeklinde çıkmadan önce.

Bazı “görenler” hastalıktan kurtulma şansını verecek gelecek varyantı seçmeye yardımcı ola biliyorlar. Kişiyi sağlıklı “gördüğümüzde” onun iyileşme şansını baya artıra biliriz.  Geleceğin bu varyantı bulunduğunda şifa yolu da açılır.

8 Şubat 2014 Cumartesi

+ ÇAKRALARI ALGILAMAK İÇİN EGZERSİZ


                                 

      Çakraları algılamak için egzersiz

Enerji alanınızı, çakralarınızı görmek için durugörü özelliğine sahip olmanız lazım.Fakat çakralarınızı algılayıp hissede bilirsiniz. 
Önce bilincimizi genişletmek için egzersiz yapalım.
Gözlerinizi kapatın. Kafanızı sabit tutarak gözlerinizi sağa, sola, yukarı ve aşağı hareket ettirin. Üst sol köşeden alt sağ köşeye ve tersini yapın. Sonra gözlerinizle daire çizin, üç defa saat yönünde, üç defa ters yönde. Ayni şeyleri tekrarlayın, bu egzersizi baştan yapın.
Ellerinizi dua şeklinde birleştirin. Bedenimizde on tane esas akupunktur meridyenlerimiz vardır, onların hepsi avuçlarımızdan ve parmaklarımızın ucundan geçiyorlar. Biz ellerimizi yapıştırıp parmaklarımızı birleştirdiğimizde bu meridyenlerden akan enerjiyi dengelemiş oluyoruz. Parmaklar ve onların uçları bir birisine temas etmeleri lazım. Baş parmak - baş parmakla, işaret parmağı-işaret parmağıyla ve saire. Avuçlarınız kalp hizasında olmalıdırlar. Birkaç derin nefes alın.
Sonra avuçlarınızı aralayıp ellerinizi birkaç saniye iyice silkeleyin ki, gevşesinler. Sonra yine ellerinizi birleştirin. Şimdi avuçlarınızı aralayın, parmak uçlarınız ise birleşik kalsın. Ellerinize dikkat edin. Avuçlarınızda ne hissediyorsunuz? Sıcaklık ve ya serinlik? Onların arasında hafif elektrik akımı var mı? Ellerinizi yavaşça aralayın, parmak uçlarında ne hissediyorsunuz? İğne batıyor gibi his var mı? Bu hareketi yaparak dikkat edin: hangi mesafede hissettikleriniz kayboluyor? Şimdi her iki elinizin parmakları arasında onları birleştiren ışıldayan ipliklerin olduğunu hayal edin. Bu akupunktur meridyenlerdir. Bu egzersizi tekrarlayın. Elleriniz arasında 25 sn kadar enerjini hissetmeye çalışın.
Şimdi çakraları algılamaya deneyelim. Ellerinizi silkeledikten sonra yine dua şeklinde birleştirin. Derin nefes almayı unutmayın.
Avuç içleriyle teninize çok yakın ellerinizi 8 sn göbeğin altına yerleştirin. Koni şeklinde dönen enerji yoğunluğunu bedeninizin üzerinde hissedin. Bu enerji girdabı  8-10 sn bedenin dışındadır, çoğu hissesi ise bedenin içine uzuyor. İkinci çakranın enerji girdabını bulun. Dönen enerjiyi hissedin. Girdabın sınırlarını bulun. Çakranın enerjisi size kaynayan suyun akımı gibi gözüke bilir.
Yavaşça işaret parmağınızı çakranın içine sokun, ta ki bedeninize dokununcaya kadar. Ne hissediyorsunuz? Sıcaklık ve ya serinlik? Dikkatinizi tam parmağınızın uçunda konsantre edin. Dokunuşta çakra nasıldır: sert, yumuşak, titreşimli? Karın çakrası tehlikeye karşı hassastır, savunmadan sorumludur. O korkunu ve tehlikeyi anında kaydeder. İkinci çakranızı parmak ucuyla hissederken korktuğunuz anı, olayı hatırlayın. Çakrada bir değişiklik hissettiniz mi?
Her kes enerjiyi farklı algılar. Birisine sıcaklık gelir, başkası buz soğukluğunu algılar. İkinci çakrayı algılamak kolaydır, çünkü o duyguların ve coşkuların meskenidir.
Ayni egzersizi tekrarlayarak birinci çakranızı bulun. Burada huzur ve konfor içinde olduğunuz anları hatırlayın ve çakranın tepkisine bakın: titreşimine, yoğunluğuna, sıcaklığına. Sonra geceleri kabustan uyandığınız anları hatırlayın. Çakradaki enerjinin nasıl değiştiğine dikkat edin.
Şimdi üçüncü çakraya gelin. Başarılı olduğunuz ve övüldüğünüz anları hatırlayın. Enerjinin nasıl değiştiğini görürsünüz. Utangaçlık duygusu anımsayın.
Sonra dördüncü çakraya geçin. İlk aşkınızı, şimdiki eşinizle ilk buluşmanızı, mutlu anlarınızı hayal edin, sonra da yalnız kaldığınız günleri, terk edildiğinizi hatırlayın. Çakradaki değişikleri izleyin.
Beşinci merkeze geçin. İç huzuru ve sakinliği anımsayın. Sonra da sevgiliniz sizi ilgisiz bıraktığı anları hatırlayın.

Egzersiz bittikten sonra yine ellerinizi birleştirin ve birkaç derin nefes alıp dengenizi sağlayın.

6 Şubat 2014 Perşembe

+ ÇAKRALARIN HAKİKATİ

                                  








                                                                                 
                   Çakraların hakikati


Günümizde bütün çakraları dengede olan ve tüm gökkuşağının renklerini barındıran enerji bedenine sahip olan kişiye rastlamak çok zordur. Enerji merkezlerinin dengede çalıştığında
şifa gerçekleşe biliyor. Enerji merkezlerinde bozuklukları ayırt etmek ve doğru tespit etmek için gerçekten “görmek” gerekiyor, yani bazı duru görü özelliklere sahip olmak şarttır. Çakrada enerji yetmezliği ve ya fazlası ola biliyor, çakra tıkalı ve bloke edinmiş ola bilir,  başka çakradan besleniyor. Enerji merkezlerinin çalışmasında gözüken bozukluklar kişinin psikolojik durumuyla, sosyal davranış biçimleriyle direk bağlıdır. Çakralar normale döndüğünde bu alanlarda da düzelme ,dengelenme izleniyor.
KÖK ÇAKRASI. Bu çakra bağırsakların, kolonun, bacakların, eklemlerin, bağışık sisteminin çalışmasından sorumludur, ayni zamanda bu çakra yaşam enerjisini barındırıyor. Hayatta bu soyun, ailenin enerjisidir. Birinci çakra hepimizin bir birimize bağlı olduğunun bilgisini taşır.
Şeref, hakkaniyetlik, anlayış, aile ve sosyal ilişkiler, yaşamak için fiziki enerjimizi kullanmak- bunlar hepsi birinci çakranın enerjileridirler. Kök çakra normal çalışmadığında sağlık söz konusu olamaz. Bu çakranın hakikati- Biz hepimizi biriz.
İKİNCİ ÇAKRA fiziksel bedende cinsel organları,  sindirim sistemini denetler. Hayatta bizim ilişkilerimizden, kendi kişiliğimizi belirlemekten sorumludur. Tüm ilişkiler bize gönderilmiş sınavlar olduğunu bu çakra bize anlatıyor. O bize artılarımızı ve eksiklerimizi anlamaya yardımcı oluyor. Başkalarına saygı duyduğumuzda biz bunu daha iyi anlarız. İkinci çakranın hakikati- bir birinize saygılı olun.
Benzer benzeri çeker deyimi ve ikinci çakranın enerjisi bize kendimize çektiğimiz ilişkilerin kendimizi anlamaya yardımcı olduğunu öğretir. Bu çakranın maksadı- bize başkalarıyla bilinçli ilişkiler kurmaktır, yani bizim gelişimimizi sağlayan ilişkileri tutup,  bize hiçbir şey veremez ilişkileri bırakmaktır.
Tesadüf denilen hiçbir şey yoktur: biz ilişki başlamadan onun olması için ürettiğimiz enerjiyle ona kapıyı açmışız. Bizim bilememiz gerekiyor ki, biz başkalarını yönetmeye ve değiştirmeye çalıştığımızda kendimizle savaşıyoruz, çünkü karşımıza çıkan insanlar bizim aynamızdır. Affetmeyi ve geçmişi bırakmayı öğrenelim- çünkü alışkanlığımızlar bizim hayatın akışını durdurmaya çalıştığımız tutunacaklardır. Her şey akıyor, değişiyor, yarınki gün bu günde düzeltmeler yapıyor. Korkular bizim ilerlememizi engelliyorlar, biz şuurlu hareket edemiyoruz, korkularımız negatif düşüncelerin ve davranışların kaynağıdırlar. Kendi sorumluluğunuza üstlenip, kendi gücünüze inanıp siz hayatınızı değiştire bilirsiniz. Erkek ve kadın ilişkisinde dikkatli davranmamız gerekiyor. Bilin ki biz kadın ve erkek enerjilerini taşıyoruz. Bizim hayatımız ve kaderimiz onların dengede olmasına bağlıdır.
Bir kadın hayatında eril enerjisini ret ettiğinde doğurganlık organlarında sorun yaşar, hatta onları kaybede bilir. Bir erkek paranın olmasını seks enerjisiyle bağlı olduğunu düşünürse, parayı kaybettiğinde iktidarsız ola bilir. Bu kadın ve erkek için de geçerlidir- paranın az olması enerjinin de azalmasına dönüşür. Bizim paraya bakış açımız ne kadar hafif olsa, o
kadar bu enerjini kullana biliriz, para bizi yönetmez, biz onu yönetmeği ve kullanmayı öğreniriz, para bize çalışır, biz ona çalışmayız.  İş de, para da bizim içindir, biz onlar için değiliz.
Şimdi ilişkilere dönelim. Bu hayatımızın en zor bölümüdür, çünkü bir partnerimiz olunca kendi seçimimizi ve hatalarımızı ona yüklemek isteriz. Bu hakikatler size ilişkilerinizi ve kendinizi anlamaya yardımcı olurlar.
1.Biz parterlerimizi kendimiz seçeriz.
2. Kimse bize hoş olmayan ilişkiyi yürütmemizi diretmiyor. Kimse- bizim dışımızda. Tüm durumlarda negatif ilişkiler bize kendimizi sevmediğimiz alanları işaret ediyorlar.
3. Sizin özel ilişkiniz sizin için özeldir ve vardır, başkaları
 ve partneriniz için değil.
4. Partnerimizde göre bileceğimiz tek şey yine biziz.
5.Biz başkasına acı veremeyiz, başkası da bize acı vermez.
Biz kendimiz kendimize acı vere biliriz. Hakikat o ki, biz partnerimize karşı yalan söylediğimizde sadece gerçek ilişkiyi yaşamaktan, değişimden, yalnızlıktan korktuğumuz için bunu yaparız. Partnere acı vermek istemediğimizi söyledikte biz kendimize yalan söylüyoruz, kendimizi kandırıyoruz –gerçeği saklıyoruz. Yalan her zaman ilişkiyi mahıv eder.
Sevgi samimi ve açık olmak demektir, biz kaybetmeden ve yalnızlıktan korktuğumuz için yalan söyleriz, ama bu partnerle aramızda soğukluk duvarı yaratır. Yalan gereksiz ilişkilerin ömrünü sadece uzatıyor.
6. Partner için en iyi yapacağımız şey –kendimizi sevmektir.
7. Sevgi her zaman daha çok sevgi ister ama ayni zamanda tam tersinin uyanmasına izin verir. Bu bizim içsel korkularımızla bağlıdır, onlardan arınmadan biz her ilişkide ayni şeyi yaşarız. Bu dersimizi alana kadar süre bilir. Aşkı idealize ettiğimizde, onu kaybetmeye mahkumuz.
8. Evlilik ömürlük kontrat değildir. Biz er ya geç aşk hayatında mutlu oluruz, ama ideal partnerimizi bulduğumuz için değil, biz kendimizi bulduğumuz içindir. İki insan bir birine korkularını ve zaaflarını emanet ettiğinde aşkı ve mutluluğu yaşarlar. Kalbinizi partnerinize açın, eğer bunun sonucunda o sizi terk ederse, bu o demektir ki, siz bir birinize uygun değilsiniz.
ÜÇÜNCÜ ÇAKRA – bedende mide bağırsak ve iç organlarının çalışmasından sorumludur. Bu bizim içsel gücümüzün, özgüvenimizin, maddi ilişkilerimizin merkezidir.
Maddiyeti idealize etmek iç organların hastalıklarına ve yoksulluğa getirir. Kendini aşağılama, sevmeme, suçluluk duygusu insana ıstırap veriyor. Bulunduğunuz seviyeyi, durumu kabul edin, hareket edip ileriye bakın, geriye bakmayın, duraklamayın. Gelişim hareket ettiğinizde gerçekleşir. Para mutluluğun öçlüğü değildir. O sadece yaşamda bize hizmet eden enerjidir.
DÖRDÜNCÜ ÇAKRA- kalp damar sisteminin ve akciğerlerin çalışmasından sorumludur. Bu aşkın ve inancın enerjisidir. Sevgi enerjisi- saf enerjidir. Kendini sevmek bir bakımdan başkalarını affetmek denektir. Affetmek koşulsuz sevgiyi öğrenmek demektir. Affetmediğimizde biz kendimize zarar veririz. İçeride ve dışarıda ne varsa –her şey bizim kalbimizin çalışması içindir. Bir kalbinize iyice bakın: orada tutukladığınız kimseler var mı? Tüm hücreleri açın, her kesi özgür bırakın, o cümleden kendinizi de azat edin. Her kesin bırakın, o zaman tüm ilişkileriniz de düzelir. Tüm acılarınızı, küskünlüğünüzü, öfkenizi, korkularınızı, suçlarınızı bırakın gitsinler. Size acı verenleri affedin, siz acı verdiklerinizden  af dileyin. Sevginin ilahi enerjisi özgür kalınca mucizeler yaratır.
Affetmek bizim her türlü duygusal, psikolojik, ruhsal ve fiziksel yaralarımızı iyileştirmeye yardımcı olur. Affetmek size sağlığınıza ve mutluluğa götürür. Affetmek dünyanın en iyi şifacısıdır.
BEŞİNCİ ÇAKRA – iletişim, ilişkiler, seçim- boğaz, tiroit bezleri, ağız,dişler, bronşlar.
Ruhumuzu geçmiş korkulardan ve negatif duygulardan arındırın. Söylenmedik bir problem, içimize attığımız küskünlük nezleyi doğurur(soğuk algınlığı olmadan). Daha derin incinmek
gripe neden olur. O zaman organizmamı bize iyileşmek için yedi gün veriyor.
Her çakra için bir gün, kendi hatalarımızı anlamamız için. Hayat dersimizi aldığımızda ve doğru seçim yaptığımızda olay bir daha tekrarlanmaz. Evet, hayatın alışık anlamını değiştirmek kolay değildir. Fakat, yeniliklerden korkup ayni yerde tökezlemek bize daha büyük acı yaşatır. İçsel huzura kavuşmak için bu değişiklik hortumuna dalıp yenilenip yüze çıkmak lazım. Değişikleri anlamak- eskiyi bıraka bilmek ve yeniyi kucaklamak, her şeyin bir yerde bite bileceğini ve yenisinin başlayacağını bilmek demektir.
Sizi kötü etkileyecek, öfkeye, kendine acıma duygularını doğuran düşüncelerden kaçınmaya çalışın. Kendi hayatınızın sorumluğunu başkalarına yüklemeyin, her şeyin sebebini kendinizde arayın. Bütün durumları size yazılmış mektuplar gibi algılayın, onları okumaya çalışın. Burada, şimdide yaşamaya gayret edin, geçmişte ve gelecekte değil.



4 Şubat 2014 Salı

+Yedinci çakra-SAHASRARA

                                            
 



                                                                                    Yedinci çakra - SAHASRARA




Element: Saf enerji
Renk:     mor
Bedensel yönleri: Kozalaksı bez, deri, beyin,  hormonsal düzey
İçgüdü: maneviyat
Psikolojik yönleri: bütünlük, olgunluk,  fedakarlık, menfaatsizlik
Bezler: Kozalaksı bez( hipofiz)
Kaynak:  Aydınlanma
Negatif tezahürü: psikoz, dejenere olma

 Birinci çakra bizi  Toprağa bağlıyor, yedinci merkez ise Göklere götürüyor. Bu çakranın ışıldayan iplikleri bizi yıldızlara bağlıyor ve bizim kaderimizi belirliyor. Toprak bizi koruyor, yaşam gücü veriyor, gökler ise bizi yüceliğe sevk ediyorlar. Bir tohum nem ve vermli toprağa ekildiğinde filizleniyor, ama bu filizler güneşin ışığıyla büyüyorlar. Tüm bitkiler gökyüzüne doğru uzuyorlar. Bizim ruhsal hayıtımız birinci çakrada Toprağa  bağlanarak başlıyor, fakat daha sonra tepe çakramızdan gelen göksel ışık tüm çakraları besliyor. Sanskritçe bu çakranın adı “sahasrara”dır, bu da “boşluk” demektir. Bu merkezin armağanlarını almış birisine artık beden gereksiz oluyor. Mekan ve zamanda hareket etmeyi öğrenince, o Yerle ve Gökle bir Şifacı geçmişi değiştirerek şimdini de değiştiriyor, mesela hastanın iyileştiği ve sağlıklı hayat sürdürdüğü varyantı seçiyor.
Yedinci çakra hayatın ipliklerden örüldüğünü anlatıyor, biz birer ışıldayan ipliğiz ağın içinde oluyor.
Yedinci çakranın dersi – zamanı yönetmektir. Sebep sonuç zamanının çizgisinden kurtulduğumuzda biz geçmişin zincirlerinden kurtulmuş oluyoruz. Bu gün artık geçmişteki olayların sonucu olmaktan çıkıyor; biz artık sebep ve sonuçtan kurtulmanın özgürlüğünü yaşıyoruz. Biz bir ayağımızla günlük yaşantımızda, ötekiyle –ruhsal dünyadayız ve bu ikisinin de bir olduğunu anlamaya başlarız. Bu merkezin yardımıyla bir şifacı geçmiş ve gelecek hakkında bilgi edine biliyor. Yedinci çakrayı geliştirdikte o olayları etkileme yetisi kazanıyor. olduğumuz halde  ayni zamanda ağın bütünüyüz.
Yedinci çakranın negatif yönü aydınlanma gibi gözüken gerilemedir ve dejenere olmaktır.
Ruhsal gelişim egonun dışına çıkmak demektir, ama egonun dışında olan her hale aydınlanma denilemez. Egonu aşmakla Ruhla birleşme düşüncesi gerçeği yansıtmaz. Bazı zaman egonun bastırılması farklı psikolojik durumlara götürür. Psikoterapide insanın kendi kişiliğinin sınırlarını tanımamamsı hastalık sayılır. Kendi benliğinizin algılayış temelini oluşturmadan egonun dışına da çıkamazsınız.
Günümüzde her şey ihtiyaçların anında gidermesine odaklandığından bazı ruhsal araştırmacılar alt çakraları es geçip hızla yükselmeyi hayal ediyorlar. Ciddi çalışmalar yersel çakraların arınmasından başladığını unutmamak lazım. Bazıları ruhsallıkta geçtikleri her aşamayı aydınlanma zan ederler ve çalışmaları devam etmekte gerek yok diye düşünürler.Bu büyük bir yanılgıdır.
Yedinci merkezi çalıştırmış kişi olağanüstü özelliklere sahip olur:  kadim bilgilere ulaşıyor, kolektif şuura bağlana biliyor. Bu çakranın başka armağanı -görünüşü değiştirmektir. Şamanlar kendilerini topraktan, bitkilerden, taşlardan ayrı görmüyorlar.

 Onlar sonsuzluğun zamanın ve formun dışında olduğunu biliyorlar.

3 Şubat 2014 Pazartesi

+ALTINCI ÇAKRA- AJNA






               Altıncı çakra-AJNA

Element: ışık
Renk: lacivert-mor
Bedensel yönleri: beyin, gözler, sinir sistemi
İçgüdüler: Hakikat arayışı
Psikolojik yönleri: akıl ve mantık, anlayış, depresyon, karamsarlık
Bezler:   Hipofiz bezi
Kaynaklar- farkındalık, aydınlanma
Negatif tezahürleri: yanılgı, nevrozlar, davranış bozuklukları, krizler


Altıncı çakra,”üçüncü göz” tam alnın ortasında yerleşir. Hint geleneklerine göre o Şiva’nın üçüncü gözü sayılır, birliği ve Hakikati görme yetisini armağan ediyor. Sanskritçe bu merkez “ ajna “ adını taşıyor: “sınırsız erk” anlamına geliyor. Bu çakrada biz Yaratıcıdan ayrı olmadığımızı anlarız. Biz kendimizde ve başkalarında İlahi kıvılcımı görürüz. Bu boyuta ulaşmış insanın yanında kendimizi huzurlu hissederiz. İnsan kendini ölümsüz varlık olarak hisseder, bedende geçici kaldığını anlar. Altıncı çakrası uyanmış insan anlıyor ki, gerçek “ben” bedenin ve duyguların dışında tezahür ediyor. Bedenin ve düşüncenin üzerinde var olup bunları sevinçle kabul etmek gerekiyor. Kendi düşüncelerinizi izleyerek kişiliğinizin dışında var ola bilirsiniz.
Düşünceleri merakla, ama onlara kapılmadan izlemek lazımdır. Zihnin dışına çıktığınızda tüm kuşkular yok oluyor, istekler ve arzular ise esas dürtülerimiz olmaktan çıkarlar. İnsanın bu sefer var olduğu boyutta algılaya bilecek, fakat sözle ifade edemeyecek bilgi vardır. İş burada dilin dışına çıkmakta değil: bu boyutta sadece duygular vardır. Bu iki aşığın uzun öpüşmede birleşmesine benzer. Algılayan olmayınca algılayış hakkında ne demek olur? Bu hal uykudan uyanışa benzer, rüya gördüğünü anladığın an rüyayı unutursun.
Altıncı çakranın bozukluğunda insan bilgiyle verileri karıştırıyor. Ona öyle geliyor ki, büyük ruhsal bilgilere ulaşmıştır, fakat gerçeklikte bir avuç verileri toplamıştır. Şamanlar yağmur yağdıra biliyorlar, ama suyun  oksijenden ve  hidrojenden ibaret olduğunu bilmezler. Altıncı çakranın kronik dengesizliği ruhsal maddecilikte kendini gösterir. Bu insanlar dünyada büyük kudrete ve etkiye sahip oluyorlar, ama kendi sorumluklarını ret ederler. Medyanın yönettiği ve sansasyonları aşılandığı dünyada altıncı çakra hep etkilenir ve bu da ruhsal cahilliye yol açar.
Bilgi arayışı bizi çoğu zaman yanıltıyor – aradığımızdan bizi uzaklaştıra biliyor. Şaman kendini bilen insandır. İçsel uyanış ona Ruhun yollarını görmeye izin veriyor.
Altıncı çakra bizim uyanışımızı sağlayan merkezdir.
 Üçüncü gözün açık olması şamana kim olduğunu anlamakta yardımcı oluyor. Üçüncü göz ona geçmişten ve gelecekten bilgi veriyor, kaderin olası çizimlerini görmeye fırsat veriyor.
Bazı rivayetlere göre bu merkezi uyanmış kişi fiziksel ölümsüzlüğü elde ediyor. Onun tüm hayalleri gerçek oluyor, ayni imgeyi birkaç “gören” kişi ayni zamanda imgelediği zaman bu sahnenin  Gezegen boyutunda gerçekleşmesi mümkündür. Böyle gelenek kadim halklarda hep korunmuştur. İnka kabilesinin büyükleri ve şamanları toplanıp beraber meditasyon yaparlar- gelecek nesillere bırakmak istedikleri dünyanın resmini yaratırlar

2 Şubat 2014 Pazar

+BEŞİNCİ ÇAKRA- VİŞUDDHA






      BEŞİNCİ ÇAKRA-VİŞUDDHA


     Element- Işık
     Renk-  Mavi
     Bedensel yönleri- boğaz, ağız, boyun
     İçgüdü- kendini ifade etme
     Psikolojik yönleri: hayaller, yaratıcılık, temas etme, inanç
     Bezler:  Tiroid ve Paratiroid bezleri
     Kaynak: kişisel güç, irade, inanç
     Negatif tezahürü: sadakatsizlik, kötü alışkanlıklar, uyku bozukluğu, psikozlar, yalan, dedikodu, sahtekarlık, ironi.
 Beşinci çakra boğazın altında yatan boşlukta yerleşiyor ve Tiroid beziyle ilişkilidir. Tiroid bezi organizmadaki metabolizmanın hızını  ve vitamin depolanmasını denetliyor, kilomuzu belirliyor.
Sanskritçe çakranın adı “vişudha”dır: “temiz, pak” anlamına geliyor.
 Bin beş yüz yıl bundan önce Patanjali tarafından yazılmış kadim Yoga metninde diyor ki, kim bu ışıldayan merkezi uyandırsa “siddhi”- olağanüstü güç elde eder. Sıra dışı yetenekler ortaya çıkar:  görünmez olma, geçmişe gitme ve geleceği seçme gibi özellikler.
Beşinci çakra-psişik merkezdir, o duru görüden, duru işitmeden, telepatiden ve sezgilerden sorumludur. Beşinci çakranın bozukluğu hoş olmayan psikolojik problemlere yol açar: böyle insanlar gerçeklik ve düşler arasında git gel yaşarlar ve nevroz, psikoz gibi hastalıklara kapılırlar. Beşinci çakrası bozuk olan kişinin fantezileri gerçek dünyaya yansır ve o bunları ayırt etmekte zorluk çeker. Uyku bozukluğu da sık rastlanıyor.
Yaş bakış açısından bu çakra 28-35 arasını temsil ediyor, kişinin dünyada artık iz bıraktığı zamanı. Çakra dengede ve temiz olunca kişi seçtiği işte başarılı oluyor, uzmanlaşıyor. Kişinin deneyimleri ve bilgisi onun toplumda yerini belirliyor. Beşinci çakra geleceği görme yetisini bize armağan ediyor. İnsan nasıl olmak istediğini imgeliyor: o sınırsız potansiyeli hissetmeye başlıyor. Bu merkez kişinin kendisiyle yüzleşmeye yardımcı oluyor, kişi iç dünyasını ilk defa  izleye biliyor. Beşinci çakra içimize yolculuk etmeye yardımcı oluyor, biz nasıl yapıldığımızı öğreniyoruz. Kişi kendi duygusal, psikolojik ve ruhsal sözcüğünü yaratmaya başlıyor. Bu ruhsal sözcük 6 çakrayada genişliyor, insan kendi içinde dünyasını değiştirecek şeyleri buluyor. Beşinci çakra Dünyaya geniş bakış açısının başladığı yerdir. İnsan kendini tüm insanlıkla özdeştirmeye başlıyor, milliyet ve renk ayırt etmiyor. Birinci çakrada insanın kişiliği anne ile belirleniyordu, ikinci çakrada- aile ve çevreyle. Üçüncü çakrada o ebeveynlerine isyan etti ve yaşıtlarıyla bir oldu, dördüncü çakrada kendini milliyetle ve kültürle özdeştirdi, beşinci çakrada ise o nihayet Gezegenin insanı oldu.
Beşinci çakra kalbe duygularını ifade etmekte yardımcı oluyor. Bu merkezde dört element- toprak, su, ateş, hava- saf enerjide birleşiyorlar, bu enerji bizim hayallerimizin matriksi oluyor. Boğaz çakrası bu matriksi açıyor ve biz dünyamızı kurmaya başlıyoruz.
Uyanmış boğaz çakrası bize hayatta yürümemizi sağlıyor. Hepimizin hayatında her şeyin ters gittiği günler oluyor : sanki her şey bize karşı çalışır, trafikte hep kırmızı ışık yanar, her şey elimizden düşer. Hayatla ayni hizada yürümek için boğaz çakrasını arındırmak lazım, o zaman Evren yüzümüze gülmeye başlar. Beşinci çakra alt çakralar için tütsü borusu gibidir, temel çakranın toprağa gönderemediği enerjiler buradan geçer.
Boğaz çakrasının negatif yansıması bizim kendi bilgimizle zehirlenmemizdir. Böyle insanlar konuşmada karşı tarafı dinlemezler. Kendi doğrultusunu bilmek ve sergilemek onlar için ilişki kurmaktan daha önemlidir. Beşinci çakranın tehlikesi odur ki, insan kendi manevi açılımlarını dogma zan eder.
Sıradan insanda beşinci çakra boru gibi çalışır: alt çakraların atıklarını dışarı vuruyor.
 Çoğunluk dili alt çakraların duygularını ifade etmek için kullanıyor.
İnsan kendi ruhsallığını ve psikolojisini fark etmeye başladığında beşinci çakra güçleniyor ve dengeye geliyor.

     

1 Şubat 2014 Cumartesi

+ Dördüncü çakra- ANAHATA



        











   Dördüncü çakra- ANAHATA

Element- hava
Renk-     yeşil
Bedensel yönleri- kan dolaşım sistemi, ak ciğerler, süt bezleri, kalp, astım, barışıklık sistemi
İçgüdü:  sevgi
Psikolojik yönleri: sevgi, umut, vericilik, empati, yakınlık
Bezler: Timus
Kaynak: koşulsuz sevgi, affetmek
Negatif tezahürü: şişirilmiş ego, küskünlük, bencillik, yalnızlık, karamsarlık, dışlanmışlık, sadakatsizlik.


Kalp çakrası kalbin üstünde değil-tam göğüs merkezinde yerleşir. Bu yer çakra sisteminin merkezidir. Karın bölgesi fiziksel bedenin merkezi olunca, kalp çakrası Enerji Alanının merkezi oluyor. Dördüncü çakra kalp damar sistemini ve akciğerleri yönetiyor. Kalp çakrası hücrelerin bağışıklığından sorumludur. Onun kontrolünde çalışan Timus bezi B- ve T- hücrelerinin –organizmada yabancı hücreleri yok eden öldürücü hücrelerin yapılanmasından sorumludur. Ruhsal çalışmalarla kalp çakrası arınmış kişiler zayıf bağışık sitemine sahip olmaklarına rağmen kendilerini iyi hissetmeye başlarlar.
Sanskritçe bu çakranın adı “anahata”dır ve “bağımsız” anlamına geliyor. Bu çakranın gerçekliğinde başarı maddi basamakları elde etmek anlamına gelmiyor. Para, araba, şöhret, şans- bunlar gerçek başarının değerleri değiller. Kalp çakrasını baz almış insan için özgürlük, sevinç, huzur daha önemlidir. Yaş bakımından bu çakra 21-28 arası sureci temsil ediyor. Bu merkez bize aile kurmakta, eşlerimizi, çocuklarımızı sevmekte yardımcı oluyor.
Biz kalp çakrasının sayesinde aşkı yaşarız. Bu çakranın anlamını bazen yanlış yorumluyorlar. Buradaki sevgi-romantik duygu ve ya tutku değildir. Kalp çakrası tüm varoluşa sevgi ışınlıyor.
Bu çiçeğin yağmura duyduğu sevgidir. Bu sevgi bir objenin üzerinde odaklı değildir, o varlığında hiçbir şeye bağımlı değildir. Böyle sevgi evliliğe ve ya yakın ilişkiye götürmez. Bu sevginin kendisi maksattır. Bu koşulsuz sevgidir.
Dördüncü çakranın negatif tezahüründen birisi kendine aşırı önem vermektir. Bazı kişiler sırf ruhsallıklarını sergilemek için hep sevginin önemini dile getirmeye severler. Kendini sevememek de kalp çakrasının negatif yönüdür. Biz kendimizi sevmedikçe  özeleştiride ve utangaçlıkta bocalarız.
Kalp çakrasının iyi çalışmadığında biz yakın ilişkiler kuramayız. Böyle kişi  kendi zaafını hissettiği an ilişkisine son verir;  bağlanmaktan korktuğu için kendisini işe vermeye çalışır.
Dördüncü çakranın dengede olması bize gerçek ilişki kurmaya yardımcı olur. Bu merkez eril ve dişi enerjilerinin birleştiği yerdir. Biz bu çakrada farklı yönlerimizi bir araya getirip bütünleşe biliriz. Kalp çakrası bize çocuksu doğallığı, samimiliyi kazandırır. Biz kim olduğumuzu anlıyoruz ve kendimizi kabul ediyoruz, bu da bize huzur ve mutluluk veriyor