4 Şubat 2014 Salı

+Yedinci çakra-SAHASRARA

                                            
 



                                                                                    Yedinci çakra - SAHASRARA




Element: Saf enerji
Renk:     mor
Bedensel yönleri: Kozalaksı bez, deri, beyin,  hormonsal düzey
İçgüdü: maneviyat
Psikolojik yönleri: bütünlük, olgunluk,  fedakarlık, menfaatsizlik
Bezler: Kozalaksı bez( hipofiz)
Kaynak:  Aydınlanma
Negatif tezahürü: psikoz, dejenere olma

 Birinci çakra bizi  Toprağa bağlıyor, yedinci merkez ise Göklere götürüyor. Bu çakranın ışıldayan iplikleri bizi yıldızlara bağlıyor ve bizim kaderimizi belirliyor. Toprak bizi koruyor, yaşam gücü veriyor, gökler ise bizi yüceliğe sevk ediyorlar. Bir tohum nem ve vermli toprağa ekildiğinde filizleniyor, ama bu filizler güneşin ışığıyla büyüyorlar. Tüm bitkiler gökyüzüne doğru uzuyorlar. Bizim ruhsal hayıtımız birinci çakrada Toprağa  bağlanarak başlıyor, fakat daha sonra tepe çakramızdan gelen göksel ışık tüm çakraları besliyor. Sanskritçe bu çakranın adı “sahasrara”dır, bu da “boşluk” demektir. Bu merkezin armağanlarını almış birisine artık beden gereksiz oluyor. Mekan ve zamanda hareket etmeyi öğrenince, o Yerle ve Gökle bir Şifacı geçmişi değiştirerek şimdini de değiştiriyor, mesela hastanın iyileştiği ve sağlıklı hayat sürdürdüğü varyantı seçiyor.
Yedinci çakra hayatın ipliklerden örüldüğünü anlatıyor, biz birer ışıldayan ipliğiz ağın içinde oluyor.
Yedinci çakranın dersi – zamanı yönetmektir. Sebep sonuç zamanının çizgisinden kurtulduğumuzda biz geçmişin zincirlerinden kurtulmuş oluyoruz. Bu gün artık geçmişteki olayların sonucu olmaktan çıkıyor; biz artık sebep ve sonuçtan kurtulmanın özgürlüğünü yaşıyoruz. Biz bir ayağımızla günlük yaşantımızda, ötekiyle –ruhsal dünyadayız ve bu ikisinin de bir olduğunu anlamaya başlarız. Bu merkezin yardımıyla bir şifacı geçmiş ve gelecek hakkında bilgi edine biliyor. Yedinci çakrayı geliştirdikte o olayları etkileme yetisi kazanıyor. olduğumuz halde  ayni zamanda ağın bütünüyüz.
Yedinci çakranın negatif yönü aydınlanma gibi gözüken gerilemedir ve dejenere olmaktır.
Ruhsal gelişim egonun dışına çıkmak demektir, ama egonun dışında olan her hale aydınlanma denilemez. Egonu aşmakla Ruhla birleşme düşüncesi gerçeği yansıtmaz. Bazı zaman egonun bastırılması farklı psikolojik durumlara götürür. Psikoterapide insanın kendi kişiliğinin sınırlarını tanımamamsı hastalık sayılır. Kendi benliğinizin algılayış temelini oluşturmadan egonun dışına da çıkamazsınız.
Günümüzde her şey ihtiyaçların anında gidermesine odaklandığından bazı ruhsal araştırmacılar alt çakraları es geçip hızla yükselmeyi hayal ediyorlar. Ciddi çalışmalar yersel çakraların arınmasından başladığını unutmamak lazım. Bazıları ruhsallıkta geçtikleri her aşamayı aydınlanma zan ederler ve çalışmaları devam etmekte gerek yok diye düşünürler.Bu büyük bir yanılgıdır.
Yedinci merkezi çalıştırmış kişi olağanüstü özelliklere sahip olur:  kadim bilgilere ulaşıyor, kolektif şuura bağlana biliyor. Bu çakranın başka armağanı -görünüşü değiştirmektir. Şamanlar kendilerini topraktan, bitkilerden, taşlardan ayrı görmüyorlar.

 Onlar sonsuzluğun zamanın ve formun dışında olduğunu biliyorlar.

3 Şubat 2014 Pazartesi

+ALTINCI ÇAKRA- AJNA






               Altıncı çakra-AJNA

Element: ışık
Renk: lacivert-mor
Bedensel yönleri: beyin, gözler, sinir sistemi
İçgüdüler: Hakikat arayışı
Psikolojik yönleri: akıl ve mantık, anlayış, depresyon, karamsarlık
Bezler:   Hipofiz bezi
Kaynaklar- farkındalık, aydınlanma
Negatif tezahürleri: yanılgı, nevrozlar, davranış bozuklukları, krizler


Altıncı çakra,”üçüncü göz” tam alnın ortasında yerleşir. Hint geleneklerine göre o Şiva’nın üçüncü gözü sayılır, birliği ve Hakikati görme yetisini armağan ediyor. Sanskritçe bu merkez “ ajna “ adını taşıyor: “sınırsız erk” anlamına geliyor. Bu çakrada biz Yaratıcıdan ayrı olmadığımızı anlarız. Biz kendimizde ve başkalarında İlahi kıvılcımı görürüz. Bu boyuta ulaşmış insanın yanında kendimizi huzurlu hissederiz. İnsan kendini ölümsüz varlık olarak hisseder, bedende geçici kaldığını anlar. Altıncı çakrası uyanmış insan anlıyor ki, gerçek “ben” bedenin ve duyguların dışında tezahür ediyor. Bedenin ve düşüncenin üzerinde var olup bunları sevinçle kabul etmek gerekiyor. Kendi düşüncelerinizi izleyerek kişiliğinizin dışında var ola bilirsiniz.
Düşünceleri merakla, ama onlara kapılmadan izlemek lazımdır. Zihnin dışına çıktığınızda tüm kuşkular yok oluyor, istekler ve arzular ise esas dürtülerimiz olmaktan çıkarlar. İnsanın bu sefer var olduğu boyutta algılaya bilecek, fakat sözle ifade edemeyecek bilgi vardır. İş burada dilin dışına çıkmakta değil: bu boyutta sadece duygular vardır. Bu iki aşığın uzun öpüşmede birleşmesine benzer. Algılayan olmayınca algılayış hakkında ne demek olur? Bu hal uykudan uyanışa benzer, rüya gördüğünü anladığın an rüyayı unutursun.
Altıncı çakranın bozukluğunda insan bilgiyle verileri karıştırıyor. Ona öyle geliyor ki, büyük ruhsal bilgilere ulaşmıştır, fakat gerçeklikte bir avuç verileri toplamıştır. Şamanlar yağmur yağdıra biliyorlar, ama suyun  oksijenden ve  hidrojenden ibaret olduğunu bilmezler. Altıncı çakranın kronik dengesizliği ruhsal maddecilikte kendini gösterir. Bu insanlar dünyada büyük kudrete ve etkiye sahip oluyorlar, ama kendi sorumluklarını ret ederler. Medyanın yönettiği ve sansasyonları aşılandığı dünyada altıncı çakra hep etkilenir ve bu da ruhsal cahilliye yol açar.
Bilgi arayışı bizi çoğu zaman yanıltıyor – aradığımızdan bizi uzaklaştıra biliyor. Şaman kendini bilen insandır. İçsel uyanış ona Ruhun yollarını görmeye izin veriyor.
Altıncı çakra bizim uyanışımızı sağlayan merkezdir.
 Üçüncü gözün açık olması şamana kim olduğunu anlamakta yardımcı oluyor. Üçüncü göz ona geçmişten ve gelecekten bilgi veriyor, kaderin olası çizimlerini görmeye fırsat veriyor.
Bazı rivayetlere göre bu merkezi uyanmış kişi fiziksel ölümsüzlüğü elde ediyor. Onun tüm hayalleri gerçek oluyor, ayni imgeyi birkaç “gören” kişi ayni zamanda imgelediği zaman bu sahnenin  Gezegen boyutunda gerçekleşmesi mümkündür. Böyle gelenek kadim halklarda hep korunmuştur. İnka kabilesinin büyükleri ve şamanları toplanıp beraber meditasyon yaparlar- gelecek nesillere bırakmak istedikleri dünyanın resmini yaratırlar

2 Şubat 2014 Pazar

+BEŞİNCİ ÇAKRA- VİŞUDDHA






      BEŞİNCİ ÇAKRA-VİŞUDDHA


     Element- Işık
     Renk-  Mavi
     Bedensel yönleri- boğaz, ağız, boyun
     İçgüdü- kendini ifade etme
     Psikolojik yönleri: hayaller, yaratıcılık, temas etme, inanç
     Bezler:  Tiroid ve Paratiroid bezleri
     Kaynak: kişisel güç, irade, inanç
     Negatif tezahürü: sadakatsizlik, kötü alışkanlıklar, uyku bozukluğu, psikozlar, yalan, dedikodu, sahtekarlık, ironi.
 Beşinci çakra boğazın altında yatan boşlukta yerleşiyor ve Tiroid beziyle ilişkilidir. Tiroid bezi organizmadaki metabolizmanın hızını  ve vitamin depolanmasını denetliyor, kilomuzu belirliyor.
Sanskritçe çakranın adı “vişudha”dır: “temiz, pak” anlamına geliyor.
 Bin beş yüz yıl bundan önce Patanjali tarafından yazılmış kadim Yoga metninde diyor ki, kim bu ışıldayan merkezi uyandırsa “siddhi”- olağanüstü güç elde eder. Sıra dışı yetenekler ortaya çıkar:  görünmez olma, geçmişe gitme ve geleceği seçme gibi özellikler.
Beşinci çakra-psişik merkezdir, o duru görüden, duru işitmeden, telepatiden ve sezgilerden sorumludur. Beşinci çakranın bozukluğu hoş olmayan psikolojik problemlere yol açar: böyle insanlar gerçeklik ve düşler arasında git gel yaşarlar ve nevroz, psikoz gibi hastalıklara kapılırlar. Beşinci çakrası bozuk olan kişinin fantezileri gerçek dünyaya yansır ve o bunları ayırt etmekte zorluk çeker. Uyku bozukluğu da sık rastlanıyor.
Yaş bakış açısından bu çakra 28-35 arasını temsil ediyor, kişinin dünyada artık iz bıraktığı zamanı. Çakra dengede ve temiz olunca kişi seçtiği işte başarılı oluyor, uzmanlaşıyor. Kişinin deneyimleri ve bilgisi onun toplumda yerini belirliyor. Beşinci çakra geleceği görme yetisini bize armağan ediyor. İnsan nasıl olmak istediğini imgeliyor: o sınırsız potansiyeli hissetmeye başlıyor. Bu merkez kişinin kendisiyle yüzleşmeye yardımcı oluyor, kişi iç dünyasını ilk defa  izleye biliyor. Beşinci çakra içimize yolculuk etmeye yardımcı oluyor, biz nasıl yapıldığımızı öğreniyoruz. Kişi kendi duygusal, psikolojik ve ruhsal sözcüğünü yaratmaya başlıyor. Bu ruhsal sözcük 6 çakrayada genişliyor, insan kendi içinde dünyasını değiştirecek şeyleri buluyor. Beşinci çakra Dünyaya geniş bakış açısının başladığı yerdir. İnsan kendini tüm insanlıkla özdeştirmeye başlıyor, milliyet ve renk ayırt etmiyor. Birinci çakrada insanın kişiliği anne ile belirleniyordu, ikinci çakrada- aile ve çevreyle. Üçüncü çakrada o ebeveynlerine isyan etti ve yaşıtlarıyla bir oldu, dördüncü çakrada kendini milliyetle ve kültürle özdeştirdi, beşinci çakrada ise o nihayet Gezegenin insanı oldu.
Beşinci çakra kalbe duygularını ifade etmekte yardımcı oluyor. Bu merkezde dört element- toprak, su, ateş, hava- saf enerjide birleşiyorlar, bu enerji bizim hayallerimizin matriksi oluyor. Boğaz çakrası bu matriksi açıyor ve biz dünyamızı kurmaya başlıyoruz.
Uyanmış boğaz çakrası bize hayatta yürümemizi sağlıyor. Hepimizin hayatında her şeyin ters gittiği günler oluyor : sanki her şey bize karşı çalışır, trafikte hep kırmızı ışık yanar, her şey elimizden düşer. Hayatla ayni hizada yürümek için boğaz çakrasını arındırmak lazım, o zaman Evren yüzümüze gülmeye başlar. Beşinci çakra alt çakralar için tütsü borusu gibidir, temel çakranın toprağa gönderemediği enerjiler buradan geçer.
Boğaz çakrasının negatif yansıması bizim kendi bilgimizle zehirlenmemizdir. Böyle insanlar konuşmada karşı tarafı dinlemezler. Kendi doğrultusunu bilmek ve sergilemek onlar için ilişki kurmaktan daha önemlidir. Beşinci çakranın tehlikesi odur ki, insan kendi manevi açılımlarını dogma zan eder.
Sıradan insanda beşinci çakra boru gibi çalışır: alt çakraların atıklarını dışarı vuruyor.
 Çoğunluk dili alt çakraların duygularını ifade etmek için kullanıyor.
İnsan kendi ruhsallığını ve psikolojisini fark etmeye başladığında beşinci çakra güçleniyor ve dengeye geliyor.

     

1 Şubat 2014 Cumartesi

+ Dördüncü çakra- ANAHATA



        











   Dördüncü çakra- ANAHATA

Element- hava
Renk-     yeşil
Bedensel yönleri- kan dolaşım sistemi, ak ciğerler, süt bezleri, kalp, astım, barışıklık sistemi
İçgüdü:  sevgi
Psikolojik yönleri: sevgi, umut, vericilik, empati, yakınlık
Bezler: Timus
Kaynak: koşulsuz sevgi, affetmek
Negatif tezahürü: şişirilmiş ego, küskünlük, bencillik, yalnızlık, karamsarlık, dışlanmışlık, sadakatsizlik.


Kalp çakrası kalbin üstünde değil-tam göğüs merkezinde yerleşir. Bu yer çakra sisteminin merkezidir. Karın bölgesi fiziksel bedenin merkezi olunca, kalp çakrası Enerji Alanının merkezi oluyor. Dördüncü çakra kalp damar sistemini ve akciğerleri yönetiyor. Kalp çakrası hücrelerin bağışıklığından sorumludur. Onun kontrolünde çalışan Timus bezi B- ve T- hücrelerinin –organizmada yabancı hücreleri yok eden öldürücü hücrelerin yapılanmasından sorumludur. Ruhsal çalışmalarla kalp çakrası arınmış kişiler zayıf bağışık sitemine sahip olmaklarına rağmen kendilerini iyi hissetmeye başlarlar.
Sanskritçe bu çakranın adı “anahata”dır ve “bağımsız” anlamına geliyor. Bu çakranın gerçekliğinde başarı maddi basamakları elde etmek anlamına gelmiyor. Para, araba, şöhret, şans- bunlar gerçek başarının değerleri değiller. Kalp çakrasını baz almış insan için özgürlük, sevinç, huzur daha önemlidir. Yaş bakımından bu çakra 21-28 arası sureci temsil ediyor. Bu merkez bize aile kurmakta, eşlerimizi, çocuklarımızı sevmekte yardımcı oluyor.
Biz kalp çakrasının sayesinde aşkı yaşarız. Bu çakranın anlamını bazen yanlış yorumluyorlar. Buradaki sevgi-romantik duygu ve ya tutku değildir. Kalp çakrası tüm varoluşa sevgi ışınlıyor.
Bu çiçeğin yağmura duyduğu sevgidir. Bu sevgi bir objenin üzerinde odaklı değildir, o varlığında hiçbir şeye bağımlı değildir. Böyle sevgi evliliğe ve ya yakın ilişkiye götürmez. Bu sevginin kendisi maksattır. Bu koşulsuz sevgidir.
Dördüncü çakranın negatif tezahüründen birisi kendine aşırı önem vermektir. Bazı kişiler sırf ruhsallıklarını sergilemek için hep sevginin önemini dile getirmeye severler. Kendini sevememek de kalp çakrasının negatif yönüdür. Biz kendimizi sevmedikçe  özeleştiride ve utangaçlıkta bocalarız.
Kalp çakrasının iyi çalışmadığında biz yakın ilişkiler kuramayız. Böyle kişi  kendi zaafını hissettiği an ilişkisine son verir;  bağlanmaktan korktuğu için kendisini işe vermeye çalışır.
Dördüncü çakranın dengede olması bize gerçek ilişki kurmaya yardımcı olur. Bu merkez eril ve dişi enerjilerinin birleştiği yerdir. Biz bu çakrada farklı yönlerimizi bir araya getirip bütünleşe biliriz. Kalp çakrası bize çocuksu doğallığı, samimiliyi kazandırır. Biz kim olduğumuzu anlıyoruz ve kendimizi kabul ediyoruz, bu da bize huzur ve mutluluk veriyor

31 Ocak 2014 Cuma

+ Ücüncü çakra- MANİPURA

 
               Üçüncü çakra- MANİPURA


Element- ateş
Renk –sarı
Bedensel yönleri- mide, karın bölgesi, karaciğer, mide altı bez, enerji alma ve bırakma, dalak
İçgüdüler: Yönetim
Psikolojik yönü- kendini ifade etmek, cesurluk, erklik
Kaynaklar- sorumluluk, kişilik, koşulsuz hizmet, hayalleri gerçekleştirme, uzun ömür
Negatif tezahürleri: mide-bağırsak bozukluğu, iştahsızlık, hüzün, onur, kendini aşırı önemseme, sinirsel bozukluklar, halsizlik,  kurban olma psikolojisi, utangaçlık, sinir patlaması.
Üçüncü çarka solar pleksusta, göbeğin iki-dört parmak üzerinde yerleşiyor ve mide altı bezle ilişkilidir. Bu bez organizmada enerji “bankası” rolünü taşıyor, bu bankanın kullandığı döviz- glikozdur: mide altı bezin ürettiği insülin glikozu kana taşıyor, glikoz burada organizmanın yanacağı gibi kullanılıyor.
Üçüncü çakranın normal çalıştığında kişinin her türlü faaliyete enerjisi yetiyor. Yanacağın önemli kısmını beyin kullandığından üçüncü çakranın dengede olması düşüncemizin mantıklı ve açık olması demektir. Üçüncü çakra karaciğeri de kontrol ediyor, karaciğer organizmanın yanacak deposudur. Üçüncü çakrası bozuk kişiler halsizlik hissederler. Aldıkları besinler organizmadan kana ulaşmadan çıkarılıyor. Benzer problemler psikolojik ve ruhsal boyutlarda da yaşanır. Üçüncü çakra hasarlı olduğunda kişi çok az şey yapa bilir. Kişi gerekli donatıma sahip olduğunda bile istediğine ulaşamıyor, sonuna gelmeye gücü yetmiyor.
Üçüncü çakra Işıldayan Enerji Alanının çok güçlü organıdır. Bu gücü biz Dünyayı sevdiğimizde, ona hayran olduğumuzda kullana biliriz.  
Üçüncü çakranın fazla çalıştığında bizim libidomuzu, doğamızı bastıra biliyor: bu aşırı utangaçlıkta, aşağılık duygusunda belirleniyor. Yaş itibarıyla bu çakra 14 yaşından 21 yaşına  tekabül ediyor.
Birinci çakranın ürettiği dişi enerji, ikinci çakranın ürettiği cinsellik üçüncü çakrada arzunun gerçekleşmesi için gereken zarif yanacağa dönüşüyor.
Bu çakra Enerji Alanın yanacak deposudur. Bu çakranı harekete geçirdiğimizde biz cesurluk kazanıyoruz ve tüm engelleri aşa biliriz. Burada tehli
ke o ki, kendimizin önemini abarta biliriz. Kişi kendini hayatının tek sahibi zan eder, tüm dünyayı kendi iradesiyle yene bileceğini düşünür. O kendinde dünya yaratma ve yok etme gücü görür, iktidara can atar, başkalarını önemsemez, şöhrete yönelir. Üçüncü çakranın etkisine kapılan kişiler etrafını korkutmaya ve sindirmeye çalışıyorlar. Bu çakra normale girdiğinde kişinin aile ve çevreyle ilişkileri düzelir. Kişi ikna etme yeteneği kazanır, sözle ve yazıyla güç elde eder. Bu çakra bizi kendimizle dürüst olmayı öğretiyor. Hayat amacımız netleşir ve biz ona doğru ilerliyoruz.
İnk’lerde  üçüncü çakraları yanar topa benzer savaşçılar hakkında hikayeler vardır. Bu savaşçıları öldürmek mümkün değildi.
Üçüncü çakranın bir başka görevi- hayali gerçek etmektir. Sanskritçe ona “manipura” deniliyor, “ değerli taşlardan yapılmış saray” anlamına geliyor. Hayallerin gerçek değerlere dönüşmesi işaret ediliyor. Üçüncü çakra simyacı atölyesine benzer- burada hayaller altın oluyor. Hayatını değiştirmek isteyen birey üçüncü çakrasına dengeye getirmelidir.. Bu merkezin kullandığı esas enstrüman- imgelemedir.

 Alev elementi arzuların gerçekleşmesi için gereken yanacağı verir. Ama bu gücü bir tek kendi çıkarın için kullanmak hata olur. Anahtar sözcük burada “hizmet” olmalıdır.

+ İKİNCİ ÇAKRA- SVADHİSTHANA




                          İKİNCİ ÇAKRA- SVADHİSTHANA



             








Element- Su
Renk- turuncu
Bedensel yönleri-  sindirim sistemi, bağırsaklar, böbrekler,  üreme organları, adrenalin, sırtın alt bölgesindeki rahatsızlıklar,  iştahsızlık
İçgüdüler- cinsellik
Psikolojik işlevleri- yönetim,iktidar,  para, seks, idarecilik, korku, mücadele, tutku, genetik hastalıklar
Bezler- böbrek üstü bezler
Kaynaklar- yaratıcılık, empati, aile
Negatif yansıması- korku, saldırganlık

İkinci çarka göbeğin dört parmak altında yerleşiyor. O böbreklerle ve su elementiyle ilişkilidir. İkinci çarka böbreküstü bezleri –stres bezlerini –çalıştırır. Böbreküstü bezlerin üst tabakası yüzden fazla steroit ( cinsellik hormonları dahil) üretiyor. İç tabakası ise adrenalin üretiyor- bu hormon karaciğerin kana şeker bırakmasını sağlıyor, ki tetikte olalım. Adrenalin bizi tehlikeye karşı hazırlıklı duruma getiren hormondur. Birinci çarka tehlikeden korunmak için koruyucu set çeker, ikinci çarka ise savaşmak için taşları toplar. Zorluk odur ki, biz daha büyük taşları seçmeğe meyilliğiz, tehlikenin boyutu ise taşlara göre daha da artar.
İkinci çarka besin enerjisini hazım ediyor. Bu çarka için her hangi bir enerji besin demektir. O birinci çakranın aldığı Toprak enerjisini dönüştürür, ayni zamanda sinir sisteminin ürettiği enerjileri hazım eder. Doğru çalıştığında bu çarka negatif duygularla( öfke, korku) baş ede biliyor, yani onları birinci çakraya dışkı şeklinde gönderiyor. Denge bozulduğu vakit, negatif duygular bu çakrada tıkanıp kalıyorlar, çakrayı kirletiyorlar ve onların değişimi uzun zaman alıyor. Bazı kişiler öfkelerini kontrol edemezler, onlar  günlerce, haftalarca, ve hatta yıllarca kin tutarlar. Bu tür duygular ikinci çakrada toplanır ve zaman içinde Enerji Alanı onları fiziksel organlara yerleştirir.
İkinci çarka tutkunun ve coşkunun vatanıdır. O kendini yaratıcılıkta ve cinsel birleşmede tezahür eder. Birinci çarka soyu devam ettirmeye iter, ikinci çarka ise sevişmeye. Sanskritçe o “Svadhisthana adını taşır, bu kişiliğin yerleştiği ev demektir. Yaş anlamında bu çarka 8 yaşından 14 yaşa kadar olan sürece tekabül eder. Gençliğimizde romantik ilişkilere  yönelmemiz bu çakranın aktif hale geldiğinin sonucudur. Bu çarka erotik fantezilerin ve riskli ilişkilerin yeridir. Eğer olgunluğa girmeden önce bir gencin kendisi hakkında olumlu ve net düşüncesi hala oluşmadıysa, ikinci çakranın işleyişi ona engel ola bilir. O kendi duygularıyla baş edemez, başkalarının istekleri onun isteklerinden farklı ola bileceğini anlamaz. İlişkiler ona hep acı yaşatır, çünkü insanlar onun beklentilerine uymazlar.
İkinci çakranın olumsuz yansımaları- korku ve öfkedir. Korku bizim en büyük düşmanımızdır.
Bu sinsi düşmandır, onunla açık savaş edemeyiz,  açık savaşta o bizim tüm enerjimizi çeker ve bizi yener. Korkularımızı bilmek, öğrenmek gerekir. Korkuyu kaçışa ve mücadeleye sinyal gibi değil, bir uyarı gibi kabul etmemiz lazım.
İkinci çakranın işleyişindeki bozukluklar bize ciddi sorunlar yaratır. Bu tür insanlar yağmurun yağmasını bir tek onları ıslatmak için olduğunu düşünürler. Oysa Gökyüzü bir tek onları baştan aşağı ıslatmak için yağmur yağdırmıyor. Yağmur tüm canlılar, bitkiler, hayvanlar için yağar. İkinci çakralarında bozukluk olan insanlar kendi haklarına aşırı önem verirler.
İkinci çakranın kontrolünde biz erotik aşkı, kendi duygularımızı keşif ederiz, cinsel ilişkiyi anlarız. Bu çakranın bozuk işleyişi kişinin seks ile aşkı karıştırmasına getirir. Bu çarkanın amacı seksi sevgiye dönüştürmektir, romantik ilişkiyi ise gerçek yakınlığa. Bu o kadar da kolay değildir, çünkü ikinci çakranın negatif yanı- parayla, seksle ve iktidarla başkalarını yönetmektir.
İkinci çarka rahmin yanında yerleşiyor- yeni hayatın doğduğu yerde. Bu merkez coşkunun ve yaratıcılığın tohumlarını ekiyor, bunların meyvesi ise  üst çakralarda  ortaya çıkıyor.




29 Ocak 2014 Çarşamba

+BİRİNCİ ÇAKRA-MULADHARA


 


       Birinci çakra-MULADHARA


Element- Toprak
Renk – kırmızı
Bedensel yönü- dayanırlık, yoğun bağırsak, bacaklar, topuklar; testosteron ve östrojen
İçgüdüler: yaşam içgüdüsü ve üreme
Psikolojik yönü- beslenmek, ev, eminlik(tehlikesizlik) , kendini var etme çabası, yaşam iradesi
Bezler-  yumurtalıklar ve yumurtalar
Kaynak- Kundalini, bolluk
Negatif tezahürü-  cimrilik, nedensiz agresiflik, zalimlik, kronik yorgunluk, doğuş travmaları, boşanmalar ve çocuğu ret etmek
Birinci çarka omurganın başlangıcında, pöç merkezinde yerleşmiştir. Bura fiziksel dünyada yaşam gücünün ilk tezahür ettiği yerdir. Birinci çarka dişil enerjinin kapısıdır, buradan ışıldayan enerji iplikleri ayaklara doğru uzayıp daha sonra biyosfere giriyorlar. Ana Toprakta kök salıp bizi en önemli besinlerle temin ediyorlar. İlk çarka enerji bedeninin  yükseldiği temeldir. Toprakla bağlantımız kesildikte biz gereken besinleri toprağın yüzünden almaya mecbur kalıyoruz ve derin kök salmamış ağaca benzeriz, her fırtına böyle ağacı düşürür. Biz dayanırlığımızı kaybederiz, köklerimizi hissetmeyiz, özgüvenimiz kalmaz.
 Birinci çakranın  Ana Toprakla bağlantısı kesildiğinde biz kendimizi terk edilmiş ve anne sıcaklığından mahrum kalmış hissederiz. Eril enerjiler güçlenir ve biz gücü maddesel dünyada aramaya başlarız. Bencilliğimiz artar, kendimizi aileden, toplumdan üstün görürüz. Topraktan uzaklaştığımızda kadınsı her şeye nefretimiz artar. Coşku, yaratıcılık, cinsellik azalır.
Birinci çakranın işlevleri ilkel dürtülerimizle, içgüdülerimizle bağlı. Bize bir sığınacak gerekiyor. Biz beslenmek için çaba harcarız. Biz en olağanüstü, zor durumlarda yaşama tutunuruz, hayatta kalırız. Biz ürüyoruz. Bu arzularımız bizim temel içgüdülerimizdir.
Dört içgüdümüz- korku, açlık, mücadele ve seks birinci ve ikinci çakraların işlevinde tezahür ederler. Bu programlar bizim fiziksel ve duygusal yaşamımızı temin eden programlardır.
Oburluk ve ya aşırı para ve ya eşya biriktirme isteği yine bizim yaşama tutunma içgüdümüzle bağlıdır.
Ne kadar olsa, insana yine azdır. Birinci çakranın dengesizliği bir şeylerin yetmediğini, hep ihtiyacın olduğu hissinde kendini belirtir. Çok şeye sahip olanlar varlıklarını kaybetmekten korkarlar. Ne kadar garip gözükse de fakir insan zenginden daha cömerttir. Birinci çarka arındığında cimrilik ve doyumsuzluk ortadan kalkar. Dünyada her şeyin bol olduğunu anlamaya başlarız. Ama tek anlamak yetmez- tüm hücrelerimizle Evrenin bizi kolladığını ve bizim için her şeyi bulundurduğunu bilmemiz gerekiyor.
Birinci çakranın etkisinde yaşayan birisi dünyayla ilkel ilişki içindedir. O kendi tepkilerine gömülmüştür ve hep maddi çıkarların peşindedir. Böyle birisi Dünyanın ona borçlu olduğundan emindir. Bu insan gerçek sevgiyi yaşayamaz, çünkü empati kuramaz, başkasının yerine kendini koyamaz. Çocuklukta yaşadığımız derin travmalar birinci çakrada iz bırakır ve bizim normal gelişimimizi engeller. Birinci çakranın etkisinde yaşayan birisi bir tek zevkini ve kendi içgüdülerini yaşar. Aynen çocuklar gibi.
Sıkışınca böyle insan çok acımasız ola bilir. O kendi istekleri doğrultusunda her şeyi yapar. O kendi bedeni ve dış dünya arasında çizgiyi göremez, onun için dışarıda olanlar önem taşımaz.
Fakat bu çakranın güzel olumlu özellikleri de vardır. Yaşam içgüdüsü soyu yaşatır. Bu çarka bize eşimizi seçmeye ve çocuk doğurmaya itiyor. Bu çakraya insanlık zor yaşam koşullarını atlatmakla borçludur.Bu çakrayla biz dişiliğe ve ana toprağa bağlanıyoruz. Bizim enerji evimizin sağlam temeli ilk çarkadır. Mulathara- Sanskritçe “temel” anlamına geliyor. Yogada birinci çarka- mulathara-kundalini enerjisinin saklandığı yerdir. Kundalininin sembolü omurganın dibinde yatan yılandır. Kundalini Şakti tanrıçasının tezahürü sayılır- yaşam gücünü temsil ediyor.
Birinci çarka izlerden arındığında bu yılan doğruluyor ve dişi enerji çakralarla yukarı hareket etmeye başlıyor.

Amerikan, Hint ve Tibet şamanları bu ilkel dişi enerjinin olağanüstü yaratıcı ve dönüştürücü güce sahip olduğunu söylüyorlar. Tüm varlıkları hareket ettiren, geliştiren, doğurtan enerjidir. Her birimizin içinde uyuyan bu büyük güç aslinde Gezegenin gücüdür.